Thursday, March 15, 2012

geriye kalan hiçbir şey: pucca, sevgilisi ve aşkları

pucca'nın ikinci kitabı çıkınca okumayı çok istemiş ama idefix ve cem mumcu hikayesini öğrenince hemşiremden "asla almayacaksın o kitabı" uyarısı almıştım. (bilenler bilir de bilmeyenler bu olayı şuradan okuyabilir.) kitabı edinmek için türlü numaralar yapıp, sonunda hiç alakam olmayan bir konuda tez çalışmasına yardımcı olarak kitaba sahip olmayı başardım. itiraf ediyorum ilk kitabı hatırlamıyordum. (bazen olur öyle, okuduğum kitapları silerim hafızamdan.) erik kimdi, pekmez buna ne yapmıştı hiçbir fikrim yoktu. ama şimdi bu ceri levis denen adamı ciğerine kadar tanıyorum. kitabın adı "ve geri kalan her şey" ve ben son sayfasında şunu sordum: ne kaldı geriye şimdi? senden pucca; senden, sevgilin ceri'den ve aşkınızdan.



pucca küfrediyor, pucca doğal yazıyor, pucca her şeyi anlatıyor. her şeyi ama her şeyi anlatıyor. (yani şu fotoğrafa baktığımda ne tür detaylar geliyor aklıma kitabı okumayan bilemez. (ya da biraz çalıştırsanız hayal gücünüzü bilirsiniz aslında.) doğallık, küfür eyvallah da bu her şeyi yazması kısmına takıldım ben. (burada bahsettiğim cinsellik içerik uyarısı değil. adamın buna yaptıkları, bunun kıskançlıkları, evlilik hakkında fikirleri, kandırmacalar, oyunlar, ağlama ve sinir krizleri... ay içim şişti!)


şu satırları yazarken oto sansürlerden sansür beğeniyorum ben. onu yazmayayım alınır, bundan bahsetmeyeyim ayıp olur, offf şimdi anlarlar bir sürü laf yerim, boşver.... daha önce yazdığım ama sonradan "kime ya bunlardan" diyip taslak olarak sakladığım o kadar çok yazı var ki. bir insan nasıl oluyor da böyle yazıyor anlamıyorum. cesaret mi bu? hani cesur yazar olur, her şeyi tüm detayıyla anlatır, sahneyi kafanızda eksiksiz canlandırır ama bu bir kişisel anlatı. insanların onu o pozisyonlarda düşünmesine bir insan nasıl tahammül edebilir, izin verir ki? ben henüz bu durumu tanımlayamadım. geçelim...

gelelim kitapla ilgisiz konulara. (kitap hakkında detaylı bir eleştiri/yorum yazacağımı düşündüyseniz beni çok güldürdünüz, bilesiniz.) 

pucca yüzünü açıp çıktı ya, herkes birbirine "aman nasıl da çirkin bir kızmış bu" dedi durdu. sanki kız kitabında kendini güzellik abidesi olarak anlatmış da, okuyucuları kandırmış gibi. sonra blogger olarak para kazanması dert oldu. hatun zaten metin yazarak geçinmiş bunca zaman. şimdi bunun mecrasını değiştirmiş sadece. (insanların kıskandıkları durumlara bok atmasına da ayrıca hastayım.)

kimliğini de zaten bu işten para kazanmaya başlayınca açıklamaya karar vermiş. okan bayülgen'in programına katılmıştı, orada anlatıyor. (buraya küçük bir kısmını ekliyorum. zaten okan b. yine karşısındakini konuşturmamış, hep kendi anlatmıştı.)



peki ya ceri levis? 35 yaşında, iki kere evlenip boşanmış, kariyerinin ne olduğunu bilemediğim ama şu an okan b.'nin programında çalıştığını bildiğim adam bu kitabı okuduğunda ne hissetti? acaba okudu mu? millyet röportajında "okuyacağım" demiş ama okuduktan sonra ne demiş bulamadım. (ceri levis milliyet röportajına şuradan ulaşabilirsiniz.) 

birlikte verdikleri bir röportaj da var mesela. gecce.com'da yayınlanmış, oradaki hikayeleri kitapta okuyorsun uzuun uzuuun. (izzet çapa röportajı için de şuraya alalım sizi.)

bitirmeden birkaç not:
1. penti kelimesini saydım, 4-5 kere geçiyor. beni rahatsız etmedi açıkçası. 400 bilmem kaç sayfada, dizilere ürün yerleştirmesi gibi bir şey olmuş. "doğrudan sponsor olsalar da arka kapağa logolarını yerleştirseler daha mı temiz olurdu acaba?" da dedim hani. 
2. bana verselerdi, bu kitabı 150, bilemedin 200 sayfaya indirirdim. eli kaleme yatkın olunca, kalemi de bedava bulunca uzatmış da uzatmış...
3. kitap film oluyormuş, onu da şimdi öğrendim. cümlemize hayırlı olsun. dizüstü edebiyat serisinden sonra dizüstü sinema akımı başlamıştır. bu yeni akım ile ilgili detaylı bilgi de burada
en önemlisi: 4. pucca lütfen cem mumcu'dan kaç para alıp, kitabını yine oradan bastırmaya karar verdiğini açıklasın. deliricem. 


No comments: