Showing posts with label pucca. Show all posts
Showing posts with label pucca. Show all posts

Thursday, March 15, 2012

geriye kalan hiçbir şey: pucca, sevgilisi ve aşkları

pucca'nın ikinci kitabı çıkınca okumayı çok istemiş ama idefix ve cem mumcu hikayesini öğrenince hemşiremden "asla almayacaksın o kitabı" uyarısı almıştım. (bilenler bilir de bilmeyenler bu olayı şuradan okuyabilir.) kitabı edinmek için türlü numaralar yapıp, sonunda hiç alakam olmayan bir konuda tez çalışmasına yardımcı olarak kitaba sahip olmayı başardım. itiraf ediyorum ilk kitabı hatırlamıyordum. (bazen olur öyle, okuduğum kitapları silerim hafızamdan.) erik kimdi, pekmez buna ne yapmıştı hiçbir fikrim yoktu. ama şimdi bu ceri levis denen adamı ciğerine kadar tanıyorum. kitabın adı "ve geri kalan her şey" ve ben son sayfasında şunu sordum: ne kaldı geriye şimdi? senden pucca; senden, sevgilin ceri'den ve aşkınızdan.


Saturday, November 26, 2011

cem mumcu, idefix.com ve yüzünü açmış pucca röportajları

dizüstü edebiyat serisi üzerine düşünmeden duramıyorum. popüler kültüre olan bağımlılığım ile seriden çıkan her kitabı heyecanla satın aldığım, her seferinde "bu kadar saçma şey olmaz" diye sonunda küfrettiğim, bir daha almaya tövbe ettiğim ama dayanamadığım, tekrar aldığım kısır bir döngü benimki. Pucca'nın yeni kitabının çıkacağını duyunca da içimdeki merak kurtları hareketlendi şüphesiz. acaba şimdi ne yazdı? eskisi gibi rahat yazabildi mi, yoksa o da oto-sansür durumuna geçti mi? ben bunları düşünürken @khande kitabı okuyup habertürk blog'ta yazmıştı bile: Pucca'nın jartiyerleri, çorapları ve geri kalan her şey. 

Sunday, February 20, 2011

dizüstü edebiyat: postmodern parody ve pastiche

aslında yazmayacaktım. sonuçta benim tercihim o korkunç kitapların hepsine para vermek ve vaktimi boşa harcamak. yani merak zararlı bir şey. cebine zarar, beynine zarar, sinirlere zarar. her kitaptan sonra içindeki zırvalıkları boşverip "bari biri okusaydı da yazım hatalarını düzeltseydi" dedim.


Pucca, Sami Hazinses, Onur Gökşen ve en son Pink Freud.. Dizüstü edebiyat akımından bahsediyorum. bir hızla kendi yarattıkları dünyanın kahramanı olan bu insanların diyarında neler oluyor?

meğer "ben senden daha güzelim" bloggerları sonunda birbirlerini yemeye başlamışlar. bu işin "mucidi" cem mumcu da, bir tür kriz yönetimi olarak, "bakın aslında ne kadar da mutluyuz, gidenler gitsin kalan sağlar bizimdir" temalı partiyi düzenledi geçen hafta.

bütün bunları benim buraya tekrar tekrar yazmamın gereği yok. kitabı çıkacak bloggerlar arasında bir numarada beklenen her boku bilen adam kendi anlatıyor zaten bu işten neden vazgeçtiğini. partinin dedikodularını da bugünün hürriyet pazar ekinde kültürazzi'den okumak mümkün. twitter ve facebook sayfasında yayınevinden ayrıldığına dair pucca'nın yaptığı açıklama sosyal medyada yeterince paylaşıldı. neden ayrıldığı da farklı farklı sayfalarda yazıldı çizildi.

benim söylemek istediğim, psikolog cem mumcu'nun feci çuvalladığı. bu insanların klavye şövalyeliklerinin gerçek hayatta bir karşılığının olmamasının yaratacağı hüsranı öngöremedi. sonuçta hepsi sıradan birer insandı. sıradan yazılar yazıyorlardı. yazdıkları sıradan "ama" komik, eğlenceli, düşündürücü ya da hepimizin hayatının bir parçası oldukları için çok okunuyorlardı. bu insanlara "hadi şimdi de bir kitap" yazın dendiğinde, başka bir kalıba girmeye zorlandılar, olmadı. o kalıp tutmadı. yazılanlar sahiciliklerini yitirince okuyucular hoşlanmadı. okunma oranını arttırmak için yapılan imza günleri, sokak partileri derken.. pink freud'un çıkardığı rezalet!

jameson gelir akla o zaman.. pink freud'un yaptıklarının, yazdıklarının karşılığıdır bu: postmodern parody ve pastiche!



Saturday, August 21, 2010

dizüstü edebiyatı: kısa yaz ki okunasın

sosyal medya çıktı çıkalı okuma ve yazma sayılarımız düştü. daha az yazıyor ya da daha az okuyor değiliz. tam tersine, sürekli yazıyoruz ve sürekli okuyoruz ama kelime sayılarımızı azalttık. kısa cümleler kuruyoruz artık. gündelik hayatımızı sık sık ve kısa kısa yazıyoruz.

uzun hikayelere tahammülümüz kalmadı artık. giriş-gelişme-sonuç istemiyoruz. "ne söyleyeceksen uzatma, hemen söyle, yoksa seni takipten vazgeçerim" diyoruz.

markaların tüketici tepkileriyle birebir karşılaştıkları ve bu sebeple sürekli kontrol altında tuttukları bu alanlar sadece pazarlama pratiklerini etkilemedi aslında. herkesin sosyal medyada yazdığı, dünün sıradan insanlarının bugünün "liderleri" olduğu bir dönemde, gazetecilik, habercilik, komedyenlik ve hatta meslekler sıralamasında en ulaşılamayan konumda olan, bir nevi kendi gettosu içinde akıp giden, edebiyat bile kendini tehdit altında hissediyor.

dizüstü edebiyatı duydunuz mu? Cem Mumcu bir gün gidiyor ve Türkiye'nin en çok takip edilen 3 blogun yazarlarını biraraya getiriyor ve onlara diyor ki "kitap yazın!"

3 blogun da yazılma amacı farklı, tarzı farklı, kitlesi farklı. tek ortak noktaları "en çok okunan"
olmak olan bu blog yazarları başlıyorlar kitapları üzerine çalışmaya; önce Pucca yerini alıyor raflarda, bu ay Samihazinses ve gelecek günlerde de her boku bilen adam. kitapların yayınlandığı Okuyanus yayınevi hemen yeni bir başlık yaratıyor bu kitaplar için: dizüstü edebiyat.

dizüstü edebiyatın dikkat edilmesi gereken ilk noktası yayınevinin bu yeni edebiyat türünü nasıl konumlandırdığı: "sıkıcı kitaplardan, klişelerden bıkanlar için artık ohh deme zamanı." benim itiraz ettiğim noktayı Asu Maro net bir şekilde yazmış Milliyet Cadde'de:
"Bir şeyi övmeye çalışırken bir başka şeyi dövmek, hele hele kitapları ‘sıkıcı’, ‘eğlenceli’ diye kategorize etmek bir yayınevine pek yakışmıyor. Okumaktan tek beklediğimiz bizi güldürmesi olmasa gerek, hepsinin yeri ayrı. Sapla samanı, popüler kültürle gerçek edebiyatı birbirine karıştırmasak keşke."

ben her zamanki gibi iki ustadın görüşlerine bakarak değerlendiriyorum bu süreci: dizüstü edebiyatı Benjamin'e sorsaydınız "bir tür demokratikleşme" derdi. Hemen karşı çıkardı Adorno ve "edebiyat popülerleşiyor" derdi. yeni bir tartışma başlar mıydı aralarında bilemiyorum. ama bana kalsa edebiyat yazılarını biçem, içerik, tür olarak sıralandırır ve sınıflandırırken, bilgisayarlarda ve hatta cep telefonlarında iki iş arasında yazılan, okunması için çeşitli anahtar kelimelerin bilerek kullanıldığı ve yazım kurallarını kuralsızlıkla açıklayan, ama kısa oldukça güzel olan bu yeni "edebiyat türü"ne kayıtsız kalamazlardı.

ben de tam ikisinin ortasında bir yerde duruyorum galiba, en optimist halimle belki de. blog okuyucularını kitaplarla tanıştıran dizüstü edebiyat neden bu insanlara kitap okuma zevkini tattırarak onları blog okuyuculuğundan kitap okuyuculuğuna yönlendirmesin ki?

son olarak, 140 karakterde, şunu demek istiyorum ve üstelik bir de görsel ekliyorum; blog okumaktansa daha çok kitap okuyun! www.chiydempic.com