Friday, May 29, 2009

mtv sendromu - televizyonun etkileri

şöyle bir şey yollamış hemşirem bana, nereden bulmuş bilemiyorum. kaynak belirtmemiş, sadece metni yollamış.

"istanbul üniversitesi cerrahpasa tip fakültesi çocuk psikiyatrisi bölümüne getirilen 0-3 yas grubundaki çocuklara, iletisimsizlik, dikkatini toplayamama, konusma bozuklugu, kolay kavrayamama, kendi etrafinda dönerek garip sesler çikarma gibi nedenlerden dolayi ''spastik''teshisi konulmustur.ancak kisa süre içerisinde spastik teshisi konulan cocuklarin sayisindaki artis, yetkililerin dikkatini cekmis ve yapilan arastirma herkesi sasirtmistir. aileler cocuklarini ev islerini rahatca yapabilmek için televizyon karsisina oturtup kral tv aciyorlar.cocuk bu kanali pür dikkat, gözlerini ayirmadan izliyor ve bu süre içinde ne yaramazlik yapiyor,ne verilen yemeklere itiraz ediyor, ne de herhangi bir sorun çikartiyor.fakat süreç ilerledikçe, çocuk gerçek dünyadan kopuyor ve gerçek dünyadaki kisi ve nesnelerle iliski kuramaz hale geliyor.çocuk video kliplerdeki sarkicilara öykünüyor, onlar gibi hareket ediyor, etrafinda dönüyor, onlarin çikarttigi sesleri taklit ediyor ve video kliplerde kullanilan, devamli hareket eden imgeler yüzünden, dikkatini sabit bir noktada toplayamaz hale geliyor.iste bu nedenlerden dolayi, çocugun zeka gelisimi neredeyse duruyor. sonuç olarak;çocugun zeka gelisimi yavasliyor ve düsünme yetisinden yoksunlastirilmis sadece ekranda gördüklerini taklit eden insanlar ortaya çikiyor.bu olumsuz gelismenin, büyüme asamasinda olan çocuklar üzerindeki etkileri henüz tahmin edilemiyor. cocuk psikiyatrisi bölümü hocalari, ortaya çikarttiklari bu gelismeleri, tüm bulgulariyla beraber ''kral tv sendromu''adi altinda makale olarak yayinliyorlar.bu olay amerika'da ''mtv sendromu''olarak da biliniyor.anadolu ajansi bu olayi haber yapip tüm medya kuruluslarina geçiyor ancak medya bu olayin üzerine gitmek yerine, duymazliktan geliyor."

biz de kuzenime küçükken mustafa sandal klibi eşliğinde yemek yedirirdik. asla yemek yemeyen o çocuk, mustafa sandal izlerken şuursuzca ağzını açar, yanağına aldığı ''hadi yut'' darbeleriyle çiğnerdi lokmalarını.

şimdi de bizim en ufak torunda gözlemliyorum bu durumu. yürüteci var, ona koyuyor annesi-babası, bizim ufaklık onun içinde dönenirken bir anda televizyonu fark ediyor, özellikle reklamları ve kımıldatamıyorsunuz. dilediğiniz kadar seslenin, gürültü yapın o mıhlanıyor kalıyor orada. reklam bitince ayrılıyor oradan yanımıza geliyor. ben de annem de ''ah yazık çocuğa'' diye dertleniyoruz her görüştüğümüzde, ama annesi sürekli onunla boğuştuğu için, o reklam aralarında anneliğe kısa bir ara vermiş olmanın rahatlığını yaşıyor.

bir de bunu sadece çocuklara indirgemek ne kadar doğru bilmiyorum. dizilerle sunulan fairytale peşinde koşmuyor muyuz biz de milletçe, ya da polatların, seymen ağaların..

bu endüstri hepimizi aptallaştırıyor.

Tuesday, March 31, 2009

posta kutum doluyor

bizim kız buldu gene bu olayı: postcrossing. bilmediğin yerlerden tanımadığın insanlar sana kart atıyor. ilk başta bana deli saçması gelmişti. dahası, insanlar artık o kadar yalnızdılar ki, bir kart atacak kimseleri bile yoktu ve bu ihtiyaçlarını bu internet sitesinden gideriyorlardı.. yani öyle düşünmüştüm ilk başta. biraz da kendimi zorlayarak ilk 5 kartı yollayıp beklemeye başladım.

gerçi o kartları yollamam da o kadar kolay olmadı. kartı pulla yollamak istiyordum. ama ptt'deki amcalar ''saçmalama, geçirelim işte makineden, uğraşılır mı'' dediler. ben ısrar ettim. neyse tek tek hesaplandı nereye ne kadarlık pulla gideceği kartların, yapıştırıldı ve düştü kutuya. ben tabi ümitsiz, o kartlar kaybolur gider derken bir hafta sonra ''kartını aldım teşekkürler'' mesajları gelmeye başladı. sonra da bana kart geldi. bir, derken iki, üç.. kartlarda bir gariplik vardı ama. benim adım yazmıyor, direk adresle başlıyordu, gn. necmi öktem sokak.. kartlardan birinde ''hi necmi!'' yazınca anladım ki ben internet sitesine adresimi yazarken adımı yazmamışım, o otomatik çıkacak diye. saflık işte..

sonra ben de yeni adresler alıp yeni kartlar yolladım. ama üstüne ne yazacaktım? bu bina şu, şu bina da bu demek çok sıkıcı geldi. ben de nazım hikmet şiirleri yazayım dedim. onun çok sevdiğim bir şiirinin ingilizce çevirisini buldum internetten, ''letters from a man in solitary.''
kart küçük, benim yazmak istediğim dörtlükse büyük olduğundan ben girizgah yapmadan şiiri yazıp altına da Nazım Hikmet yazıyordum. bunun karşı tarafta yarattığı hasarı ise gene aldığım bir karttan anladım. şöyle diyordu ''cümlelerin kafamı karıştırdı, umarım iyisindir..'' beni hapiste sanmışlardı!! bu da onların saflığı işte..

ben de bıraktım artık şiir işini, gidip pera müzesi'nden kart aldım - ki çok güzel istanbul kartları yapmışlar. kendi koleksiyonlarındaki tabloların kartları olduğundan ben de işte ''bu müze koleksiyonundaki bir tablodur'' vb bildik cümleler yazmaya başladım. ama en azından herhangi bir şüphe bırakmıyorum. adresimi de düzelttim hemen. gerçi anlamadım o kartlar o halleriyle nasıl geldi. en itinayla kart yollarsın gelmez, üstünde isim yok, bizim binaya ulaşıyor. annem de ''bunların üstünde isim yok, sana geldi heralde'' deyip almış gelmiş yukarı.

kaç gündür ses çıkmıyordu, bugün 4 kartım birden oldu. 7 kart almışım, 8 tane yollamışım 37 günde..
bekliyorum yenileri için. benimkiler yerlerine ulaşacak, bana yeni kart yollama fırsatı çıkacak..

çok eğlenceli.. gerçekten! mesela ben ''ben müzelerle ilgileniyorum, bana müze kartı yollayın, üstüne de müze size ne ifade ediyor yazın'' demiştim. gerçekten buna saygı gösterenler var. ya da ''elimde müze kartı yok ama bizim buraların ünlü kulesi var, onu yolluyorum'' diyen..

siz de denemek isterseniz, buyurun postcrossing'e.

Sunday, February 15, 2009

o benim dünyam

Sunday, April 20, 2008


"Kızlar, annelerini izleyerek öğreniyor kadınlığı. Kimisi o gördüğü yoldan gidiyor, kimisi de "ben öyle olmayacağım" diyerek kendi yolunu çiziyor. Ben ikincisini yaptım. Daha adını bilmediğim feminizmi, annemin yaşadıklarına içsel bir dürtüyle itiraz ederek benimsemiş olmalıyım. Bu bir tepki, bilinçli bir seçim değil. Çocukluk, gençlik dönemimden söz ediyorum."
(Duygu Asena, BEN DUYGU, Bir Veda Söyleşisi, Doğan Kitap, 2008, s.23)