<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187</id><updated>2012-02-20T00:09:03.392+02:00</updated><category term='kültür endüstrisi'/><category term='göç'/><category term='Sanat Yönetmenliği'/><category term='can dündar'/><category term='yeni yıl'/><category term='sanat ve politika'/><category term='brutto'/><category term='mahsun kırmızıgül'/><category term='kül'/><category term='haleti ruhi&apos;yem'/><category term='calogero'/><category term='uçak seyahati'/><category term='alışveriş'/><category term='sosyal medya'/><category term='pera müzesi'/><category term='filmmor'/><category term='oray eğin'/><category term='nil'/><category term='~ ölenler ve kaçıp gidenler ~'/><category term='medya'/><category term='facebook'/><category term='noel'/><category term='ayşe arman'/><category term='Broadway Show'/><category term='New York'/><category term='Dekor'/><category term='Çağan Irmak'/><category term='tez'/><category term='ilişkiler'/><category term='sosyoloji okumaları'/><category term='Tasarım'/><category term='duman'/><category term='sex and the city'/><category term='yazı'/><category term='makale'/><category term='kıbrıs'/><category term='müzik'/><category term='New York trip 2009'/><category term='sözlü tarih'/><category term='festival'/><category term='kadınlık halleri'/><category term='Hıdrellez'/><category term='gezi'/><category term='reklam'/><category term='nazım hikmet'/><category term='müzecilik'/><category term='hrant dink'/><category term='tiyatro'/><category term='marka'/><category term='gossip girl in local'/><category term='benjamin'/><category term='new york&apos;ta 5 minare'/><category term='tuğrişçim'/><category term='sophie kinsella'/><category term='aysun kayacı'/><category term='fotoğraf'/><category term='tatil'/><category term='dot'/><category term='mediacat'/><category term='halil berktay'/><category term='diziler'/><category term='moleskine'/><category term='kaplumbağa terbiyecisi'/><category term='Çemberimde Gül Oya'/><category term='müzedükkanı'/><category term='durum tespit'/><category term='sister'/><category term='playlist'/><category term='if'/><category term='aile'/><category term='aşk'/><category term='l'/><category term='kitap'/><category term='kullanılmış biletler'/><category term='hülya avşar'/><category term='piliç edebiyatı'/><category term='postcrossing'/><category term='paprika.pasaj'/><category term='ptt'/><category term='tüketim'/><category term='ecartan kültür a.ş.'/><category term='semih kaplanoğlu'/><category term='tayyip'/><category term='Sevgililer Günü'/><category term='popüler kültür'/><category term='sergi'/><category term='müşerref hekimoğlu'/><category term='santralistanbul'/><category term='yazı işleri müdürlüğü'/><category term='twitter'/><category term='elif şafak'/><category term='osman hamdi'/><category term='film'/><category term='Hediye'/><category term='Strand Bookstrore'/><category term='edebiyat'/><category term='Hatırla Sevgili'/><category term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>chiydem</title><subtitle type='html'>birkaç kelebek üstüme konsa ben de uçabilir miyim?</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>181</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-844790060127250213</id><published>2012-02-18T13:28:00.001+02:00</published><updated>2012-02-19T18:59:00.775+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diziler'/><title type='text'>belki de evlilik, çocuk olmadan da beraber olabilmektir</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BLYzkBdKXe4/Tz-HyCkaMvI/AAAAAAAAB5g/K0-rZmq9vuk/s1600/Grey's+Anatomy-cristina-and-hunt.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-BLYzkBdKXe4/Tz-HyCkaMvI/AAAAAAAAB5g/K0-rZmq9vuk/s1600/Grey's+Anatomy-cristina-and-hunt.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;hemşirem bir gün "bugün 10 yıllık evli bir çiftle tanıştım, ne çocukları var ne de kedileri" demişti de onun heyecanını sanırım bir tek ben anlamıştım. "çift olmak", evli ya da bekarken, hayatınızı beraber geçirdiğiniz, geçirmek istediğiniz kişiyle yetinmek değil, ortama bir de "oyalanacak şeyler" bulmak olarak algılanabiliyor. kedilerine-köpeklerine "anne geldi, baba şimdi seni gezmeye çıkaracak" diye boşuna seslenmiyor insanlar. peki gerçekte evlilik nedir ve her kadın çocuk sahibi olmayı istemek zorunda mı? bugünün soruları bunlar...&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu sabah heyecanla uyanıp Grey's Anatomy'nin son bölümünü izledim. ABD'de çarşamba günü oynadığı için dizi, perşembe günü son bölümü bulmak ve haftasonu sabah kahvaltısında izlemek benim en büyük eğlencem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmeyenler için kısa bir özet geçelim, Grey's Anatomy ön yüzünde hastane, hastalık hikayeleri anlatırken, arka fonda insanlık hallerini deşiyor. konu aldıkları bir hastanın durumuyla insan davranışlarını bağlıyorlar ve aslında insanlık hallerini &amp;nbsp;seyircinin önüne koyuyorlar. mekan bir hastane yerine okul, avukatlık firması ya da herhangi bir ofis olabilir. anlatılan hikayeleri değerlendirmek artık seyirciye kalmış. ama ben bugüne kadar "bu bölüm de olmamış" demedim daha. 8 yıldır yazıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-KDrPXY5pPnU/Tz-OycQ_7HI/AAAAAAAAB6I/nQeNDGBraD4/s1600/GreysAnatomy-1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-KDrPXY5pPnU/Tz-OycQ_7HI/AAAAAAAAB6I/nQeNDGBraD4/s400/GreysAnatomy-1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sf5PeNX6ssc/Tz-MgypJkGI/AAAAAAAAB6A/ZtqKdlQY8KU/s1600/greys-anatomy-season7-cast-02-550x338.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="245" src="http://3.bp.blogspot.com/-sf5PeNX6ssc/Tz-MgypJkGI/AAAAAAAAB6A/ZtqKdlQY8KU/s400/greys-anatomy-season7-cast-02-550x338.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizide her biri farklı karakterleri temsil eden 10'dan fazla doktor var. Dr. Yang en hırslılarından biri. tıp eğitimine başladığı andan itibaren kalp cerrahı olmayı kafasına koymuş azimli bir öğrenci. Dr. Hunt çıkıyor bir gün karşısına. Hunt savaş sırasında Irak'ta çalışmış, savaş travmalarını geride bırakıp sivil hayata uyum sağlamaya çalışan gel-gitleri ve gerginlikleri olan biri. Birbirlerine aşık olup evleniyorlar. Yang hamile kalıyor ve Hunt'ın karşısına geçip "ben bu çocuğu istemiyorum" diyor. ikna etme çabaları, tartışmalar derken kürtaja birlikte gidiyorlar sonunda. Hunt'ın onu anladığını sanan Yang bir gün acımasız &amp;nbsp;gerçekle yüzleşiyor. aslında Hunt bunu hiç kabul etmemiş ve kürtajdan dolayı onu hiç affetmemiş. bütün arkadaşlarının önünde Yang'e "sen bebeğimizi öldürdün!" diye bağırıyor. Yang ona sabırla çocuk istemediğini anlatmaya çalışsa da Hunt bir sebep arıyor. bir kadın neden çocuk sahibi olmak istemez ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30'lu yaşlarına yaklaşan kadınlarda hafif kıpırdanmalar olur, 30'lu yaşları süren kadınlar dile getirmeye başlarlar, 30'lu yaşların sonuna yaklaşan ve hatta geçen kadınlarsa gençlere öğütler verir. konu geç olmadan sevgili bulmak, ilişki 1-2 sene içinde şekillendikten sonra evlenmek ve çocuk doğurmaktır. ortada herhangi bir evlilik lafı olmamasına rağmen gelinlik modeli beğenen, doğmamış çocuğuna isimler bulan arkadaşlarım var benim de. işin üzücü ve beni düşündüren tarafı bütün bunlar olağan karşılanıp garipsenmezken, evlilik ve çocuk istemeyen bir kadının kendini sürekli açıklamak zorunda kalması.&amp;nbsp;sanki bir kadının hayatında başka planları olamazmış ya da böyle bir yükü almak istemezmiş gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocuk demek sorumluluk demek. uykusuz geceler, kısıtlanan ve hatta ertelenen hayatlar demek. genel algıda erkek çocukla ilgilenmek zorunda değil. o yüzden çocuğuyla yeterince vakit geçirmeyen bir kadın sürekli ayıplanırken, onu iki tur caddede dolaştıran adamlar kahraman ilan ediliyorlar. şehirli kadının son zamanlarda yaşadığı en büyük çelişki "çocuk da yaparım kariyer de" olduğu için annelik üzerine yazılar gazete köşelerinde bu kadar çok arttı. hepsi dertli. hepsi yetememekten, yetişememekten yakınıyorlar. yazıların amacı belli, "ben böyle böyle hissediyorum, muhtemelen siz de böylesiniz, yalnız olmadığımızı birbirimize hissettirelim". pişmanlık denilemese de acabalar var kafalarda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-kQLWoHooyN0/Tz-IKTiZKHI/AAAAAAAAB5o/l2SyDQvxvSM/s1600/Grey%2527s+Anatomy-cristina+yang-hunt.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="241" src="http://1.bp.blogspot.com/-kQLWoHooyN0/Tz-IKTiZKHI/AAAAAAAAB5o/l2SyDQvxvSM/s320/Grey%2527s+Anatomy-cristina+yang-hunt.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-10 yıldır süren ilişkiler biliyorum. bunun son 4-5 senesinde evli olanlar. evliliği hayatlarında geçilmesi gereken bir eşik olarak görmeyen, beraber vakit geçirmekten zevk aldıkları için yan yana duran çiftler. çocuk yapmak akıllarında yok. doğum, konulacak isim, alınacak giysiler, gideceği okul vb. değil o çiftlerin konuları. ürettikleri, üretmeye çalıştıkları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocuktan ve çocuk yapan çiftlerden nefret ettiğim sanılmasın. çünkü bu iş böyledir bu ülkede. eğer bir şeyin tersinin de mümkün olduğunu söylüyorsanız hemen suçlanırsınız. benim derdim çocuk yapmamanın da bir tercih olduğu. hatta evlenmemenin, biriyle yaşamamanın da. bir arkadaşım "çok canım yandı benim, artık hayatımda kimseyi istemiyorum" demişti bir gün ve ona deliler gibi aşık olan adamı çok istemesine rağmen hayatına sokmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hunt bir kadının, Yang'in neden çocuk istemediğini anlamaya çalışırken en genel tespitle çıkıyor karşısına ve "bir gün isteyeceksin, elbette çocuk isteyeceksin ve pişman olacaksın" diyor. Yang kesin bir cevap veriyor, "o zaman bir seçim yaptığımı hatırlayacağım. ben tıbbı seçtim" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak, çocuk sahibi olmak istemeyen kadınların çocuk sevmediği sanılmasın. ama güzel bir laf vardır, "en güzel çocuk başkasının çocuğudur" diye. alttaki video da işte öyle bir şeyi anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="360" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/39vZKQ1cgM4?version=3&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/39vZKQ1cgM4?version=3&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-844790060127250213?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/844790060127250213/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=844790060127250213&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/844790060127250213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/844790060127250213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2012/02/belki-de-evlilik-cocuk-olmadan-da.html' title='belki de evlilik, çocuk olmadan da beraber olabilmektir'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-BLYzkBdKXe4/Tz-HyCkaMvI/AAAAAAAAB5g/K0-rZmq9vuk/s72-c/Grey&apos;s+Anatomy-cristina-and-hunt.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5859709083953036712</id><published>2012-02-16T01:05:00.001+02:00</published><updated>2012-02-16T01:07:55.517+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür endüstrisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tiyatro'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>bu şehirde kültür-sanat çabuk tüketiliyor</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-lSaoRrs-dkQ/Tzw54-dz4UI/AAAAAAAAB5M/w9SmoWNDBq4/s1600/asscc.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="239" src="http://3.bp.blogspot.com/-lSaoRrs-dkQ/Tzw54-dz4UI/AAAAAAAAB5M/w9SmoWNDBq4/s320/asscc.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;bu şehirde bir kültür-sanat etkinliğine gitmek zor arkadaş. !f istanbul film festivaline baktım, evimin dibinde salon var, üşenmeden gidip izleyim dedim, biletler tükenmiş. boşver o zaman, talimhane tiyatrosuna bilet alırım dedim (iksv'de izleyememiştim "önce bir boşluk oldu kalp gidince sonra alıştım" oyununu, içimde kalmıştı) ama bu sefer de biletix kurye ücretini zorladı, yine vazgeçtim. o zaman garajistanbul'da pragma'ya gideriz dedim, yer olan en erken oyun tarihi mart ayında. bir de ondan sonra kültür-sanatla kimse ilgilenmiyor diyorlar. oysa bu şehirde kültür-sanat çabuk tüketiliyor. hep unutuyorum.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;çok merak ediyorum kimler gidiyor bu etkinliklere. gelişiyor mu bu şehirde kültür-sanata ilgi? yoksa yine popüler etkinlik peşinde koşan tüketim çılgını memleketim insanı mı bunlar? sayısal olarak biliyoruz da keşke bir de nicelik olarak çalışma yapılsa. sosyo-ekonomik ve kültür-eğitim özellikleri değerlendirilse ve baksak hedef kitle ile örtüşüyor mu tüketici kitle.&lt;br /&gt;çok merak ediyorum, gerçekten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5859709083953036712?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/5859709083953036712/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=5859709083953036712&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5859709083953036712'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5859709083953036712'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2012/02/bu-sehirde-kultur-sanat-cabuk.html' title='bu şehirde kültür-sanat çabuk tüketiliyor'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-lSaoRrs-dkQ/Tzw54-dz4UI/AAAAAAAAB5M/w9SmoWNDBq4/s72-c/asscc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8028668546141419310</id><published>2012-02-14T13:58:00.000+02:00</published><updated>2012-02-14T13:58:06.273+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hediye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sevgililer Günü'/><title type='text'>Sevgililer Günü İçin Basit Ama Eğlenceli Bir Hediye: Aşk Kuponları</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-j0h6qJQIpp4/TzpKPKRpKrI/AAAAAAAAB44/8tnxPQAZJDU/s1600/ask-kuponu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-j0h6qJQIpp4/TzpKPKRpKrI/AAAAAAAAB44/8tnxPQAZJDU/s320/ask-kuponu.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;&lt;br /&gt;hazırlıklarda son dakikacı mısınız? Sevgililer Günü için hediye seçmekte geç kaldınız, bir de her şey ateş pahası, ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. o zaman size önerim kupon hazırlamanız. gerçi sadece Sevgililer Günü'nde değil, yılın herhangi bir zamanı, gönlünüz istedikçe kullanabilirsiniz. uzak mesafe ilişkisi sürdürmekte olan hatunlarımdan biri (ismini söylersem kızabilir diye anonim bırakıyorum) ne zaman sevgilisinin yanından ayrılsa ona küçük kartlar hazırlayıp, evin belli yerlerine saklıyor. böylece uzakta bile olsalar beraber gülüp eğlenebilecekleri anları oluyor. yaratıcılığınıza güvenmiyorsanız Kendra kupon paketi hazırlamış. paketi indirip print etmeniz yeterli.&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="p1"&gt;&lt;a href="http://www.keylimedigitaldesigns.com/2011/03/vintage-love-coupons-2/" target="_blank"&gt;Key Lime Digital Designs&lt;/a&gt;'dan Kendra el işini, kurabiyeleri ve kitap okumayı seven bir anne. Sevgilier Günü hediyesi düşünürken son dakikaya kalıyor ve yaratıcılığını kullanarak "Aşk Kuponları" hazırlıyor. &lt;a href="http://www.etsy.com/listing/91809503/vintage-love-coupons-printable" target="_blank"&gt;Etsy.com &lt;/a&gt;üzerinden satın alabileceğiniz bu kuponları kendiniz de yapabilirsiniz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-x9aH-TKbD18/TzpKOUpdlNI/AAAAAAAAB40/NIOfWpYjS90/s1600/ask-kuponu-2.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" height="163" src="http://1.bp.blogspot.com/-x9aH-TKbD18/TzpKOUpdlNI/AAAAAAAAB40/NIOfWpYjS90/s320/ask-kuponu-2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;sevgilinizin giysilerinin cebine ya da okuduğu kitabın arasına yerleştirebileceğiniz gibi, &amp;nbsp;kuponları ufak bir yapıştırıcı yardımıyla evin farklı yerlerine de yerleştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;div class="p2"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;sevgilinizle yapmaktan keyif aldığınız şeyleri dilediğiniz kadar kartın üzerine isterseniz kendi yapacağınız desenlerle ya da bilgisayarda hazırlayarak yazabilirsiniz. (belki sadece post-it bile olabilir!) onu yemeğe, sinemaya davet edebilir, bir günü evde tembellik ederek geçirmeyi önerebilirsiniz. yaratıcılığınızı çalıştırmak ve kendinize özgü Sevgililer Günü hediyesini yapmak için güzel bir öneri.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="p1"&gt;hadi iyi eğlenceler o zaman...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8028668546141419310?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8028668546141419310/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8028668546141419310&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8028668546141419310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8028668546141419310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2012/02/sevgililer-gunu-icin-basit-ama.html' title='Sevgililer Günü İçin Basit Ama Eğlenceli Bir Hediye: Aşk Kuponları'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-j0h6qJQIpp4/TzpKPKRpKrI/AAAAAAAAB44/8tnxPQAZJDU/s72-c/ask-kuponu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6044298734970908963</id><published>2012-02-05T12:17:00.000+02:00</published><updated>2012-02-05T12:17:39.167+02:00</updated><title type='text'>inanamadığımız cahil cesareti ve bilimsel açıklamalar</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-rWHQKIG9Ws8/Ty5VgtjMsAI/AAAAAAAAB4s/0UuJ0QoeItU/s1600/Ece+Temelkuran.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;img border="0" height="318" src="http://2.bp.blogspot.com/-rWHQKIG9Ws8/Ty5VgtjMsAI/AAAAAAAAB4s/0UuJ0QoeItU/s320/Ece+Temelkuran.png" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;kendimi tavşan kardeş gibi hissediyorum bu sabah. günlerce aralıksız kar yağışının ardından açan güneş, pazar günü rehaveti, birazdan arkadaşlarla buluşup içilecek kahveler ve koyu sohbetler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olağan sabah internet turlarımı yaparken karşılaştım ece temelkuran'ın bu yazısıyla. nasıl da güzel anlatılmış cahil cesareti. "bu kendine güven nereden geliyor bu cehalletle, inanamıyorum" dediğiniz en az bir kişi varsa etrafınızda, okumanızı öneririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote class="tr_bq"&gt;Ece Temelkuran:&amp;nbsp;&lt;b&gt;Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel'ın bir sözüyle bitiriyorum: "Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır."&amp;nbsp;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ecetemelkuran.com/tr/kategori/blog/28264/okuyalim-ogrenelim-cahil-cesareti-sendromu" target="_blank"&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: medium;"&gt;&lt;span style="font-style: inherit; line-height: 19px; text-align: left;"&gt;Okuyalım Öğrenelim: Cahil Cesareti Sendromu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;*&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div class="info" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-image: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: left; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content" style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-image: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: left; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;div style="border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-image: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: verdana; font-style: inherit; margin-bottom: 10px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Yonca Şık bir yazı gönderdi. Epey anlatmıştı ve gülmüştük bu mevzu üzerine. Sizin de işinize yarayacağını düşünerek paylaşıyorum. Cesur ama cehaletsiz günler!&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Dunning-Kruger Sendromu&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Televizyon izlerken birilerine bakıp da "Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldu mu hiç?&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı? Onlara bakıp "Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Bitmedi...&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin "kendilerine güvenleri" müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise "en alçakgönüllü" deneklerdi; soruların yüzde 70'ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;"İşinde çok iyi olduğuna" yürekten inanan 'yetersiz' kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Ancak bu 'cahillik ve haddini bilmeme' karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur. 'Eksiler' kariyer açısından 'artıya' dönüşür. Sonuçta, 'kifayetsiz muhterisler' her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler...&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında 'fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler...&amp;nbsp;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler...&amp;nbsp;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Muhtemelen üstleri tarafından da 'ihtiras eksikliği' ile suçlanırlar... "Ne olur fazla mütevazi olmayın!... "Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı."&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:&lt;br style="margin-bottom: 15px;" /&gt;"Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Times; font-size: small; line-height: normal; text-align: -webkit-auto;"&gt;* &lt;a href="http://www.ecetemelkuran.com/tr/kategori/blog/28264/okuyalim-ogrenelim-cahil-cesareti-sendromu" target="_blank"&gt;Ece Temelkuran'ın internet sitesinden birebir alıntılanmıştır.&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6044298734970908963?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6044298734970908963/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6044298734970908963&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6044298734970908963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6044298734970908963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2012/02/inanamadgmz-cahil-cesareti-ve-bilimsel.html' title='inanamadığımız cahil cesareti ve bilimsel açıklamalar'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-rWHQKIG9Ws8/Ty5VgtjMsAI/AAAAAAAAB4s/0UuJ0QoeItU/s72-c/Ece+Temelkuran.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-4738699627821421317</id><published>2012-01-30T23:31:00.001+02:00</published><updated>2012-01-31T13:50:05.791+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>bu bir mahsun kırmızgül filmidir</title><content type='html'>bence türkiye sinematografisinde şöyle bir başlık açılmalı: "seyirciye her şeyi tek tek, kelime kelime anlatan filmlere mahsun kırmızıgül filmi denir."&amp;nbsp;geçen gün bir arkadaşımla &amp;nbsp;konuşuyorduk, "çok basit filmler yapıyor" gibi bir şey dedi. "adamın hedef kitlesi o zaten, onlara başka nasıl anlatsın?" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mahsun kırmızıgül'ün bu topraklarla derdi var. doğduğu topraklarla ve insanlarla. &lt;i&gt;beyaz melek&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;güneşi gördüm &lt;/i&gt;ve &lt;i&gt;new york'ta beş minare&lt;/i&gt; filmlerinde hep bir baş öğretmen rolünde; "sizin adetlerinizi biliyorum, törelerinizi biliyorum, üstelik islamı da biliyorum ama yanlış yapıyorsunuz kardeşler. gelin bakın aslında işin doğrusu budur." dediği filmler çekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_Be7Rs1yDEY/TyaFXBv962I/AAAAAAAAB3s/2to55kUNvpk/s1600/new-yorkta-bes-minare.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-_Be7Rs1yDEY/TyaFXBv962I/AAAAAAAAB3s/2to55kUNvpk/s320/new-yorkta-bes-minare.jpg" width="218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;sürekli töre ile ilgili işler yaptığı için çok eleştiriliyor mahsun kırmızıgül. doğrudur, kişi tekrara düşebilir, "hazır bir kapı buldum, buradan yürüyeyim" hissiyatını yaratabilir. ama ben bu adamın samimi olduğuna inanıyorum. herkes kendi ajandasına göre... bu adam da bunların içine doğmuş, bunların yanlış olduğunu görünce de anlatmak istemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son projesi bir televizyon dizisi; &lt;a href="http://hayatdevamediyor.tv/" target="_blank"&gt;hayat devam ediyor&lt;/a&gt;. "küçük insanların büyük hikayesi" altbaşlığı oldukça romantik bir şekilde anlatıyor birbirinin içine geçmiş hikayeleri. güneydoğu.. evlilik öncesi cinsel ilişki.. töre.. 13 yaşında bir kızın 70 yaşında bir adamla evlendirilmesi.. erkek kardeşlerin olaya el koyması ve aileyi savcılığa şikayet etmeleri ile olaylar gelişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-qzF-GwiqV9E/TycJQioS74I/AAAAAAAAB30/A0neix-FuQc/s1600/Hayat-Devam-Ediyor.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-qzF-GwiqV9E/TycJQioS74I/AAAAAAAAB30/A0neix-FuQc/s320/Hayat-Devam-Ediyor.jpg" width="223" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;demiştim ya mahsun kırmızıgül başöğretmen edasında diye. projelerinin amacı net: eğitim şart. dizileri de bunun bir aracı olarak düşünüyor muhtemelen ve 17 Ocak günü iki haber paylaşıyor twitter hesabında. &lt;a href="https://twitter.com/#!/Mhsnkrmzgl/status/159304227942965249" target="_blank"&gt;"Hayat Devam Ediyor toplum üstünde etkisini göstermeye başladı."&lt;/a&gt;&amp;nbsp;diyerek paylaştığı gazete haberine göre 13 yaşında bir kızın evlendirildiğini haber alan polis düğün konvoyunu durduruyor ve kızı evine yerleştiriyor. &lt;a href="https://twitter.com/#!/Mhsnkrmzgl/status/159304567387996160" target="_blank"&gt;"Bu da ikinci haber"&lt;/a&gt;&amp;nbsp;diyerek paylaştığı haberdeyse 15 yaşında doğum yapan ve bebeği bilinmeyen bir sebepten ölen bir kızın ailesi, kızlarını ve bebeği alıp polise gidiyor, polis de kızın hamile kaldığı evli ve iki çocuk babası adamın peşine düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belli ki mahsun kırmızıgül bu tür olayların gelişmesinde kendisine pay biçiyor. yaptığı işin karşılığını bulduğunu düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu filmleri izlerken ya da bu yazıyı yazarken benim derdim bu filmleri, mahsun kırmızıgül'ün senaristliğini ve yönetmenliğini değerlendirmek değil. filmleri merakımdan izliyorum. ne anlattığını, hangi mesajları verdiğini merak ediyorum. sonuçta mahsun kırmızıgül bu ülkede yaşayan ve hep ötekileştirilen bir kesimin düşünce lideri. peşpeşe filmleri ve hikeyeleri dizip bu adamın neden bu filmleri yaptığını anlamaya çalışıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-4738699627821421317?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/4738699627821421317/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=4738699627821421317&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4738699627821421317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4738699627821421317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2012/01/bu-bir-mahsun-krmzgul-filmidir.html' title='bu bir mahsun kırmızgül filmidir'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-_Be7Rs1yDEY/TyaFXBv962I/AAAAAAAAB3s/2to55kUNvpk/s72-c/new-yorkta-bes-minare.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2459401356979939870</id><published>2012-01-28T13:49:00.000+02:00</published><updated>2012-01-28T15:51:58.986+02:00</updated><title type='text'>aylak zamanların başlangıcı</title><content type='html'>kurumsal hayata bir süreliğine ara verdim...&lt;br /&gt;(bir gün gene başlayabileceğim ihtimalini göz önünde tutuyorum, veda ettim diyemiyorum.)&lt;br /&gt;uzun zamandır kafamda evirip çeviriyordum, "tamam, yaptığım işi çok seviyorum, zaten bunu yapmak için okudum onca yıl, ama..." diyordum. hep eksik bir yan kalıyordu. zamanın yapmak istediklerime yetmemesi. daha çok okumak, izlemek, dinlemek, daha çok insanla tanışıp yeni şeyler öğrenmek ve en nihayetinde yazmak istiyordum. ne zaman çıkıp "işi bırakıyorum" dedim, herkesi bir endişe sardı, "iyi de ne yapacaksın?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-rScPrmNJS68/TyPfutH4LtI/AAAAAAAAB3c/QYQs5oHzCLE/s1600/DSC_0201.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="215" src="http://1.bp.blogspot.com/-rScPrmNJS68/TyPfutH4LtI/AAAAAAAAB3c/QYQs5oHzCLE/s320/DSC_0201.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;temelinde ekonomik kaygılar vardı. sanki ben bu kararı alırken bunu düşünmemişim gibi herkes bana bunu soruyordu. "aylık temel gelirimi biliyorum, giderimi de ona göre ayarlarsam yaşar giderim. alternatif yollar var hem yazarak para kazanabileceğim, onları deneyeceğim" dediğimde bir hayal dünyasından bahsediyormuşum gibi baktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra "sıkılırsın" uyarıları gelmeye başladı. çünkü kurumsal bir işin olmaması, direkt boş zaman demek ve o zaman anladım insanlar boş zamanlarında ne yapacaklarını bilemiyorlar. "niye sıkılayım, okuyamadığım bir sürü kitabım var, yazmak istediğim makaleler, izlemek istediğim filmler... ayrıca yazarak para kazanacağım işlerin peşine düşeceğim, vakit nasıl yetecek, onun derdindeyim ben" dediğimde bahaneler gibi geliyordu insanlara. "görürüz biz seni" bakışını aldım her seferinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben kararımı vermiş mutlu mutlu gezinirken insanların da kendilerini sorguladığına şahit oldum, "ben ne yapacağım peki?" diyorlardı. herkes kendi geleceğinin kaygısına düşmüştü. (zaten hep öyle olmaz mı, biri gözünün önüne koyana kadar öteleriz aklımızı kurcalayan düşünceleri.) şartlarından memnun olmayan pek çok insanın "iyi ama gene böyle, şimdi başka ne iş yapacağım" dediğini duydum hep. biraz korku, biraz konformizm. beni desteklemelerine rağmen, biraz da anlam veremediklerini gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qyP1lDAxC7Y/TyPgLOeVUkI/AAAAAAAAB3k/d1XXDSU81KM/s1600/DSC_0211.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://4.bp.blogspot.com/-qyP1lDAxC7Y/TyPgLOeVUkI/AAAAAAAAB3k/d1XXDSU81KM/s320/DSC_0211.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;oysa ben benjaminia ruhuna kapılmışım. gezmek (fiziki olması şart olmadan), gezerken bilerek kaybolmak peşindeyim. oradan oraya savrulmak, zamanı planlarken aslında planlamıyormuş gibi yapmak. (ya da tam tersi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkçe'ye çevrildiği zaman anlam kayması yaşayan aylak zamanlarımın başlangıcı bugün. aylaklık benjamin'in en temel kavramlarından biri. ama benjamin'de aylaklık "boş gezenin boş kalfası" değil, bilinçli gezgin olmaktır. işte ben o yüzden bilinmezliğe doğru yelken açtığım bugünlerin keyfini çıkarma peşindeyim.&lt;br /&gt;bir sonraki kurumsal hayata kadar. (olabildiğince erteleyeceğim zamanlara kadar...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2459401356979939870?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2459401356979939870/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2459401356979939870&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2459401356979939870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2459401356979939870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2012/01/aylak-zamanlarn-baslangc.html' title='aylak zamanların başlangıcı'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-rScPrmNJS68/TyPfutH4LtI/AAAAAAAAB3c/QYQs5oHzCLE/s72-c/DSC_0201.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-3699938367109730503</id><published>2011-12-11T12:36:00.001+02:00</published><updated>2012-01-28T15:52:26.573+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji okumaları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göç'/><title type='text'>ausländer, fatih akın, kesin dönüş</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;uzun zaman sonra en yoğun iş gündemine sahip olduğum şu günlerde "eğer ofisten çıkıp bir şey yapmazsam deliricem" diyerek attım kendimi &lt;a href="http://www.documentarist.org/2011/fest/home.html" target="_blank"&gt;documentarist&lt;/a&gt; gösterimlerine.&amp;nbsp;sosyoloji okuduğum için mi seviyorum, yoksa zaten insan hikayelerini sevdiğim için mi sosyoloji okumaktan bu kadar çok zevk aldım (ve özlüyorum) bilmiyorum ama belgesel izlemeyi seviyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;6-10 Aralık tarihleri arasında "hangi insan hakları?" başlıklı programda 40'a yakın belgesel gösterildi, ben 5'ini izleyebildim. (programı hazırlarken kaç film olduğunu sayamıyorlar mı bilmiyorum, neden 40'a yakın da 37-38 değil? neyse...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;asıl amacım fatih akın'ın &lt;a href="http://www.documentarist.org/insan2011/filmler/film_weforgot.html" target="_blank"&gt;"geri dönmeyi unuttuk"&lt;/a&gt;&amp;nbsp;belgeselini izlemekti. ailesinin göç hikayesini anlattığı bu belgesel için "özel gösterim" yapılıyordu. göç yakından ilgi duyduğum bir konu aslında. hemşirem de uzun süre bu konu hakkında yazıp çizdiği için okuyup okuyup tartıştığımız bir konu. fatih akın ise &amp;nbsp; &amp;nbsp; "bugün nasılsın?" diye arada sırada hal hatır sormak istediğim bir adam. bana o kadar samimi geliyor hali, tavrı, filmleri.. (hayatla bir derdi var ve benzer dertlerimiz var galiba.)&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-XDJwqF25kCc/TuSg63jVThI/AAAAAAAAB28/HlMrp9VWM_U/s1600/FatihAkin-wir-haben-vergessen-zuruckzukehren.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="217" src="http://3.bp.blogspot.com/-XDJwqF25kCc/TuSg63jVThI/AAAAAAAAB28/HlMrp9VWM_U/s320/FatihAkin-wir-haben-vergessen-zuruckzukehren.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;2001'de çekilen film, fatih akın'ın annesi ve babasına "neden almanya'ya geldiniz?" diye sormasıyla başlıyor. "bir teknem vardı, onu büyütmek için biraz para kazanırım diye geldim" diyor babası. sonra evleniyor, karısını da alıyor geliyor. anne hiç gelmek istemiyor aslında. "öğretmenlik okudum ben. işim vardı. dilini bilmiyorum buranın oysa, buraya gelip ne yapacaktım ki" diyor. baba bir fabrikada çalışıyor, hatta o fabrikanın yöneticisiyle de görüşüyor fatih akın. "türkler ilk geldiklerinde yabancı düşmanlığı diye bir şey yoktu" diyor yönetici. (biliyoruz bunu. çünkü türkler, almanların sevmedikleri, ağır ve pis buldukları işleri yapmaları için kullanılıyorlardı.) anne bir mağazada çalışmaya başlıyor. biraz almanca öğreniyor. sonra gazetede bir ilan görüyor, başvuruyor, sınavları geçiyor, öğretmen oluyor. (tam olarak bilgi verilmese de görüntülerden anladığımız bir türk okulunda çalıştığı.) baba memnun değil öğretmen olmasından, "kıskanmıştım galiba" diye anlatıyor o zamanları.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra ağabey cem'le görüşüyor fatih akın. "çocuklarımın benden daha iyi türkçe konuşmasını isterdim" diyor cem. kimliğin en temel olgusu dil. dilleri almanca oluyor. iki kardeş hep almanca konuşuyorlar. "çok kolay öğrendiniz almanca'yı" diyor anne. "tatillerde birinizi ben alır kendi memleketime götürürdüm, birinizi annen alır kendi memleketine götürürdü. böylece kendi aranızda almanca konuşmayın da biraz türkçe öğrenin isterdik" diyor baba.&amp;nbsp;ilk geldiklerinde hiç almanca bilmeyen kadın ve adam röportajda hiç türkçe konuşmuyorlar üstelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"neden dönmedin?" diyor babasına fatih akın. cevabı bilinmiyor. üstelik gayrimenkuller alınmış türkiye'den. yani hep akılda "bir gün geri döneriz" düşüncesi varmış. filmin adı da oradan geliyor bence. akılda varmış ama unutulmuş. "artık dönmem" diyor baba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ailenin diğer fertleriyle tanışıyoruz sonra. baba tarafından, bir hala hariç, herkesin yurtdışı deneyimi olmuş aslında. 1984'te dönmüşler. kesin dönüş. "orada kazandığımızı istanbul'a alışalım derken bitirdik" diyor amca. hangi iş nasıl yapılır diye öğrenmeye çalışırken sermaye bitmiş. yenge zaten hiç istememiş dönmeyi. "orası rahattı" diyor. ama amca "ne olacak şimdi fatih, kağıt üstünde almansın evet, ama o kağıda baktıklarında fatih ismini gördüklerinde seni yine ezecekler, sen hala &lt;i&gt;ausländer&lt;/i&gt;'sın." diyor. (auslander: yabancı)&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;kuzeni vildan ailenin ilk almanca öğreneni. her yeni gelene o tercümanlık yaparmış. ailesiyle birlikte o da dönmüş istanbul'a. "biz hep çok çalışmalıydık. türklerin de zeki olduğunu göstermemiz gerekiyordu. sizin önünüzü biz açtık aslında. siz bizden sonra daha rahat ettiniz" diyor. o da fatih akın'a&amp;nbsp;&lt;/span&gt;soruyor,&amp;nbsp;"ne düşünüyorsun, nerelisin sen?" diyor. "kağıt üstünde almansın evet ama türksün aslında sen." diyor. (aralarındaki konuşma hep almanca geçiyor...)&lt;br /&gt;göç hikayelerinin en kilit noktası burası aslında. aidiyet. nereye aitsin sen? almanya'ya mı türkiye'ye mi? &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="360" src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xbc6v7" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xbc6v7_fatih-akyn-soul-kitchen-film-fragma_shortfilms" target="_blank"&gt;Fatih Akın-Soul Kitchen Film Fragmanı&lt;/a&gt; &lt;i&gt;ile &amp;nbsp;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/ebici" target="_blank"&gt;ebici&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;fatih akın'ın soul kitchen filminde oynayan &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0100196/" target="_blank"&gt;adam bousdoukos'&lt;/a&gt;la da röportaj var filmde. adam o zamanlardan arkadaşı. "sen nereye aitsin?" diye bu sefer fatih akın ona soruyor. "bazen rüyalarımı yunanca görüyorum, duygularım yunanca ama ben yunan değilim, biliyorum. alman da değilim. burada doğdum büyüdüm ben. hamburgluyum o yüzden."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim kendimi hep "istanbullu" olarak tanımlamamdaki gerçeklik. "burada doğdum, burada büyüdüm. istanbul dışında başka bir yer bilmedim ben. tatillerde gittiğimiz bir köyümüz bile olmadı bizim hiç." (bu şehrin kargaşasından bunaldığım zamanlarda hissettiğim benzer duygu da "keşke geri dönebileceğim bir köyüm olsaydı" cümlesinde hayat bulur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belgesel, almanya'ya göç eden ilk kuşak türklerin hikayelerini anlatıyor. gidenler, kalanlar ve dönenler.. arada kalmışlık. halalar, amcalar, kuzenlerle yaşanan geniş aileli günler. "hep birlikte almanya'da yaşamasaydık böyle olur muydu?" diye soruyor fatih akın halasına. "olmazdı" diyor. "orada hep birlikte büyüdünüz siz. biz bir aile olduk orada. her şeyi beraber yaşadık."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;filmin sonunda &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0015359/awards" target="_blank"&gt;fatih akın'ın aldığı ödülleri&lt;/a&gt; düşündüm. dilini hiç bilmedikleri bir yere gidiyorlar, tuvaletsiz evlerde başlayan hikayeleri gelişiyor ve oğulları dünyaca ünlü bir yönetmen oluyor.&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;dünyaca ünlü bir&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;ausländer &lt;/i&gt;diyorlar mı ya da... &lt;br /&gt;merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-3699938367109730503?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/3699938367109730503/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=3699938367109730503&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3699938367109730503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3699938367109730503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/12/auslander-fatih-akn-kesin-donus.html' title='ausländer, fatih akın, kesin dönüş'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-XDJwqF25kCc/TuSg63jVThI/AAAAAAAAB28/HlMrp9VWM_U/s72-c/FatihAkin-wir-haben-vergessen-zuruckzukehren.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-381255106846111145</id><published>2011-12-03T12:56:00.001+02:00</published><updated>2012-01-28T15:54:34.056+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>bibliyofillere göre aşk tanımı. yekta kopan'dan geliyor...</title><content type='html'>size de sormuşlardır defalarca, "sence aşk ne demek?" diye.&lt;br /&gt;hiç yanıtlayamadım.&lt;br /&gt;aşkın "bir delilik anı" olduğuna inanmaya başladığımdan beri aşkı reddettim çünkü ben. tanımlamalardan, tartışmalardan itinayla kaçındım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sence allah var mı?" sorusunun genel geçer cevabı gibi bir şeye büründü benim için zamanla. "allah var mı bilmiyorum, bir güç var ama. ilahi adalet. ben ona inanıyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-XuZelTG-vCY/TtoDqsrhigI/AAAAAAAAB20/Akdg35Ae7Ys/s1600/IMG_0331.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://1.bp.blogspot.com/-XuZelTG-vCY/TtoDqsrhigI/AAAAAAAAB20/Akdg35Ae7Ys/s200/IMG_0331.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;tam olarak yanıtlayamadığım bir diğer soru da hayatta materyalist olduğum tek konu olan kitaplar hakkında. "neden bu kadar çok kitap alıyorsun?" ya da "bütün bu kitapları okuyacak zamanı nereden buluyorsun?" ve biraz daha içerikle ilgili, yargılayıcı olarak, "bu saçma kitapları neden okuyorsun?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir bilinmezlikte birleşip, üç yanıtlanamayanlı bir denkleme dönüştüler hayatımda.&lt;br /&gt;sonra yekta kopan'ın kitabında gördüm bu parçayı. "aşk mı? o da ne?" diyordu. bibliofillere göre çözüyordu denklemi ve gerçekten, hepsi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"aşk mı? o da ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beklenmedik bir an'da, bir kitapla yaşadığın şaşırtıcı buluşma. kütüphanede, rafta, çalışma masasında öylece durmakta, seni beklediğini bilmeden; zaten sen de farkında değilsin yaşanacakların. karşılaşıyorsunuz. o senden daha cesur, sınırları yok. sonrası kendiliğinden geliyor. mutlusunuz. hepsi bu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;i&gt;yekta kopan, &lt;a href="http://www.idefix.com/Kitap/tanim.asp?sid=NGLHEX0BRG0GYETLW2YR" target="_blank"&gt;kediler güzel uyanır&lt;/a&gt;, s.33&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-381255106846111145?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/381255106846111145/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=381255106846111145&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/381255106846111145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/381255106846111145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/12/bibliyofillere-gore-ask-tanm-yekta.html' title='bibliyofillere göre aşk tanımı. yekta kopan&apos;dan geliyor...'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-XuZelTG-vCY/TtoDqsrhigI/AAAAAAAAB20/Akdg35Ae7Ys/s72-c/IMG_0331.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6119879437578871689</id><published>2011-11-27T12:10:00.001+02:00</published><updated>2012-01-28T15:55:52.389+02:00</updated><title type='text'>"beni unutma" filmi: unutmam, çünkü beni kandırdın.</title><content type='html'>fragmanını izlediğimizde "muhakkak gidelim" demiştik dido hanım ile. ne de olsa bu aralar ağlak romantik komedi filmleri ruhumuz baskın. ajandalarımızı ayarlayamadığımızdan, eve girmek istemediğim bir gün, ben attım kendimi sinemaya. filmin sonunda "kandırdınız beni!" demek istedim. okuduklarımla ve izlediğim fragmanla alakası yoktu çünkü filmin. evet, aşk vardı ama film aslında bir demans hastalığı hikayesinin çevresinde örülmüştü. eksik anlatılan bir hikayenin çevresinde üstelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim derdim filmi hikaye, senaryo, oyunculuk vs açısından eleştirmek değil.&amp;nbsp;bunu şenay aydemir&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&amp;amp;ArticleID=1069145&amp;amp;Date=11.11.2011&amp;amp;CategoryID=120" target="_blank"&gt;radikal'de&lt;/a&gt;&amp;nbsp;güzel anlatmış. gerçi o da bu demans hastalığını bir tür "giz" olarak görmüş ve okuyucuyla paylaşmamış. yapımcıların iletişim stratejilerini bozmak istemedi sanırım. ama benim derdim tam da bunu "bozmak" aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"birini ne kadar sevebilirsin?" diye soruyorsa bir filmin alt başlığı ve hikaye anlatılırken "eski ilişkileri onları bir türlü bırakmayacak" deniliyorsa, haliyle filmi izlerken beklentin farklı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="225" mozallowfullscreen="" src="http://player.vimeo.com/video/29757853?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/29757853"&gt;Beni Unutma Fragman&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/beniunutmafilm"&gt;Beni Unutma&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;(dikkat! spoiler geliyor...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk yarısında müthiş güllük gülistanlık geçen bir aşk hikayesi sunuyor film. Olcay ve Sinan tanışıyor, aşık oluyor ve evleniyor. "hadi ama kötü bir şey olsun artık" diye beklemeye başladım ben de. sıkıldım. "şu eski sevgililer çıksın piyasaya da olay olsun". çıkmadı. pick hastalığına yakalandı Olcay. dediler ki tedavisi yok, zamanla herkesi unutacak. benim itirazım da bu noktada. bu hastalığa neden tanıtımlarda yer verilmedi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlamadığım bir şekilde filmin bütün tanıtımlarında bu demans hastalığı gizlenmiş ve "bazı şeyler ters gitmeye başlar" şeklinde özetlenmiş. "bazı şeyler?" diye sormak istiyorum. bir insanın hafızasını yitirmeye başlaması ve bunun hiçbir tedavisinin olmaması bu kadar sığ anlatılabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belli ki yapımcılar pazarlama iletişimine önem vermişler ve sosyal medyada aktif bir strateji geliştirmişler. her gün filmden bir repliğin paylaşıldığı &lt;a href="https://www.facebook.com/beniunutmafilm?sk=wall" target="_blank"&gt;facebook sayfasında&lt;/a&gt; da hikayenin temelini oluşturan hastalıktan hiç bahsedilmeden sürekli aşk mesajlarına yer veriliyor. (bir de filmin sponsoru twigy olduğu için terlik veriliyor. bir çekiliş, iki iç burkan(!) aşk mesajı yayınlanıyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki film demans hastalığını, hastalığın çevresinde eski sevgililerin olaya nasıl dahil olduğunu iyi anlatabilseydi, filme sıradan bir romantik komedi izleyeceğim diye giden seyirci hastalık haberini alınca şaşırabilir ve hedeflenen sürprizli hikaye de gerçekleşebilirdi. şu noktada ben sadece kendimi kandırılmış hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de filmin facebook duvarına gidip "filmin sonunda kız ölüyor!" yazmak istiyorum ama inanın, bundan bile emin değilim. film öylece bitti çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: mert fırat çok başarılı bir performans sergilemiş yine. bir gün bir yerlerde rastlarsanız, bu oyunculuğu kaçırmamak için izleyin derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6119879437578871689?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6119879437578871689/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6119879437578871689&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6119879437578871689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6119879437578871689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/11/beni-unutma-filmi-unutmam-cunku-beni.html' title='&quot;beni unutma&quot; filmi: unutmam, çünkü beni kandırdın.'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8576943826522176255</id><published>2011-11-26T12:31:00.001+02:00</published><updated>2012-01-28T15:58:12.402+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>cem mumcu, idefix.com ve yüzünü açmış pucca röportajları</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;dizüstü edebiyat serisi üzerine düşünmeden duramıyorum. popüler kültüre olan bağımlılığım ile seriden çıkan her kitabı heyecanla satın aldığım, her seferinde "bu kadar saçma şey olmaz" diye sonunda küfrettiğim, bir daha almaya tövbe ettiğim ama dayanamadığım, tekrar aldığım kısır bir döngü benimki. Pucca'nın yeni kitabının çıkacağını duyunca da içimdeki merak kurtları hareketlendi şüphesiz. acaba şimdi ne yazdı? eskisi gibi rahat yazabildi mi, yoksa o da oto-sansür durumuna geçti mi? ben bunları düşünürken &lt;a href="http://twitter.com/#!/khande" target="_blank"&gt;@khande&lt;/a&gt; kitabı okuyup habertürk blog'ta yazmıştı bile: &lt;a href="http://www.haberturk.com/haber/haber/688208-puccanin-jartiyerleri-coraplari-ve-geri-kalan-her-sey" target="_blank"&gt;Pucca'nın jartiyerleri, çorapları ve geri kalan her şey.&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-KcF9DvfFTsM/TtDI5bIqzZI/AAAAAAAAB2s/mvHQc1jJTIM/s1600/pucca_kitap.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-KcF9DvfFTsM/TtDI5bIqzZI/AAAAAAAAB2s/mvHQc1jJTIM/s320/pucca_kitap.jpg" width="204" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;kitabın orijinalliğini yitirişini şöyle özetlemiş @khande:&amp;nbsp;&lt;i style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;"PuCCa, ikinci kitap için bir çorap firmasıyla anlaşmış, iyi de etmiş. Ancak hikayenin arasına sıkıştırılmış reklam araları okuyucunun iştahını bölmekle kalmamış, “Zorla buraya sokuldum” diye bas bas bağırıyor."&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;i style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;bunu okuduktan sonra hevesim kaçmış olsa da merak kurtlarımı durduramadım. o kitap illa alınıp okunacak. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.idefix.com/vitrin/" style="background-color: white; line-height: 20px;" target="_blank"&gt;idefix.com'&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;un sanal kitap fuarı'nı fırsat bilip, oradan ucuza almaktı planım. ama kitabı satışta bulamadım. ilk kitap var ama ikinci kitap yok. twitter'dan ısrarla sordum "neden satmıyorsunuz?" diye, onlar da anlattılar. (bana gönderdiklere mesaja istinaden anlatıyorum ben de burada.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;hikaye cem mumcu ile başlıyor. bilenler bilir de bilmeyenler için tekrarlayayım, cem mumcu bu harika edebiyat türünü "icat etmiş" olan kişidir. hatta pink freud ile pucca birbirine girip pucca yayınevinden ayrıldıktan sonra her şey toz pembe diye parti vermişti. (bunu daha önce burada &lt;a href="http://chiydem.blogspot.com/2011/02/dizustu-edebiyat-postmodern-paradoy-ve.html" target="_blank"&gt;"dizüstü edebiyat: postmodern parody ve pastiche"&lt;/a&gt; başlığında yazdım, şimdi hikayeye geri dönelim.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;cem mumcu bir kitap yazıyor,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;"kendine bakma kitabı",&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;olaylar da bundan sonra gelişiyor. idefix.com'un &lt;a href="http://sabitfikir.com/" target="_blank"&gt;sabit fikir &lt;/a&gt;isimli bir edebiyat dergisi var. hem internet ortamında yayınlanıyor, hem de idefix.com'dan alışveriş yapanlara ücretsiz gönderiliyor. bu dergide, Hayati Roman &lt;a href="http://sabitfikir.com/elestiri/hic-dusuncelerinizin-altini-kaldirdiginiz-oldu-mu" target="_blank"&gt;"Hiç 'düşüncelerinizin altını kaldırdığınız' oldu mu?"&lt;/a&gt; başlıklı, cem mumcu'nun kitabını zekice ti'ye alan bir eleştiri yazıyor. bu yazının ardından da cem mumcu&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px;"&gt;yayınevi olarak idefix.com'la çalışmalarına son veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #444444; line-height: 19px;"&gt;bu olayı anlattıktan sonra hemşirem twitter'a şöyle bir şey yazdı (ki ben bu lafın üzerine söz söylemek istemiyorum): "her türlü yoruma açığım diye gezinip iki gıdım eleştiriyi kaldıramayanların memleketi. tabi ki de Papua Yeni Gine'den bahsediyorum."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;ben bunları duyunca kitabı almaktan vazgeçtim tabi. hemşirem de "sakın para kazandırma bunlara" diye fetva verdi. merak kurtlarımı "birinden bulur okuruz" diye dizginliyorum şimdilik ama bir kitapçıya gidince işler değişebilir. söz veremiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;bu arada, boy boy çıkan&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19329013.asp" target="_blank"&gt;"yüzünü açmış pucca röportajlarında"&lt;/a&gt;&amp;nbsp;lütfen birisi sorsun: nasıl oldu da okuyan us yayınevine geri döndün?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: white; color: #454545; line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;h1 class="header" style="background-color: white; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #003259; font-family: inherit; font-size: 28px; font-weight: normal; font: normal normal bold 2.333em/normal arial, 'helvetica neue', helvetica, sans-serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; outline-color: initial; outline-style: initial; outline-width: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: left; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8576943826522176255?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8576943826522176255/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8576943826522176255&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8576943826522176255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8576943826522176255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/11/cem-mumcu-idefixcom-ve-yuzunu-acms.html' title='cem mumcu, idefix.com ve yüzünü açmış pucca röportajları'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-KcF9DvfFTsM/TtDI5bIqzZI/AAAAAAAAB2s/mvHQc1jJTIM/s72-c/pucca_kitap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-9100250559257179748</id><published>2011-11-22T22:11:00.014+02:00</published><updated>2011-11-24T09:57:11.687+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat ve politika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tiyatro'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='osman hamdi'/><title type='text'>Osman Hamdi Bey ölmedi, gönlümüzde yaşıyor.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;"hayatını bilmeseydik daha mı çok ilgimizi çekerdi acaba oyun?" dedi sonunda çocuk. "bilmiyorum ama sanmıyorum" dedim ben de. çünkü hikayeden daha önemli olan nasıl anlatıldığıdır bence.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;a href="http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Oyun.aspx?oyunid=383"&gt;"Gönlümdeki Osman Hamdi Bey"&lt;/a&gt; İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahneleniyor. akmayan, buram buram "ulusalcılık dersi" kokan ve oyunda yer alan karakterlerin tarihi kimlikleriyle birlikte Osman Hamdi Bey'in "kahramanlıklarını" anlatma derdine düşmüş bir oyun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Osman Hamdi Bey'in Osmanlı İmparatorluğu'na getirdiği yenilikler, batılı anlayış vs. herkes tarafından biliniyor. Osman Hamdi Bey ressam, arkeolog, müzeci ve diplomat. (hayatını anlatacak değilim burada. konuyla ilgili birçok yayın olduğu gibi dileyen &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.osmanhamdibey.gov.tr/ana-sayfa/1-88469/20111122.html"&gt;Kültür Bakanlığı'nın resmi sitesinden&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; de hızlıca okuyabilir.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;oyunu izledikten sonra Osman Hamdi Bey'in memleketimdeki algısı üzerine birkaç naçizane kelam etmek istedim... &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;millet olarak "ezbere dayalı kahraman tarihi yazımı" anlayışına sahip olmamızdan çok sıkıldım çünkü. halbuki belgeler var ortada, tarih araştırmaları var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5677944965227679378" src="http://4.bp.blogspot.com/-HtioIGaR2Gc/Tswc3OKdDpI/AAAAAAAAB2c/83OF1nCxuN0/s320/osmanhamdibey.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 320px; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 0px; text-align: center; text-decoration: underline; width: 262px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Osman Hamdi Bey'in ölümünün 100. yıldönümü dolayısıyla geçen sene birçok etkinlik ve çalışma yapıldı. bunların arasında en önemlisi de Edhem Eldem'in hazırladığı &lt;a href="http://www.kygm.gov.tr/belge/1-91330/osman-hamdi-bey-sozlugu.html"&gt;"Osman Hamdi Bey Sözlüğü"&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;bence. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;(kitap hakkında genel bir bilgi almak isterseniz &lt;/span&gt;&lt;a href="http://musaigrek.blogspot.com/2011/03/sevabyla-gunahyla-osman-hamdi-bey.html"&gt;Musa İğrek'in yazısını&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; önerebilirim.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;Osman Hamdi hakkında bütün bildiklerini madde madde sıraladığı bu ansiklopedik çalışmada Edhem Eldem sanat eserlerine "yüklenen" mesajları da inceliyor. Özellikle Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu hakkında "bilinen gerçekler" üzerine belgelerle yeni açıklamalarda bulunması beni epey heyecanlandırdı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;"&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; line-height: 20px;"&gt;Osman Hamdi Bey’e yüklenen misyonerimsi “mesaj ressamı” imajından rahatsız" olduğu bilinen Edhem Eldem,&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; line-height: 20px;"&gt; &lt;/span&gt;lebriz.com'da yayınlanan söyleşisinde benim dikkat çekmek istediğim noktaları uzun uzun anlatıyor:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: inherit; line-height: 20px;"&gt;&lt;i&gt;Osman Hamdi’nin bu kadar ikonik bir şahsiyet olması, bu kadar meşhur olması bir bakıma kendi biyografisine zarar veriyor. Hakkında bilinenler yalan yanlış bile olsa artık Allah kelamı oluyor, kimse detaylara bakma ihtiyacı duymuyor ve kendi kendini böylece eziyor. Hem bilgide, hem yorumlamada durum böyle. En kızdığım şeylerden biri şu: Kaplumbağa Terbiyecisi’nde insanlar resmi okumak iddiasında olsalar bile aslında yaptıkları tersten okumak... Yani resmi okuyarak Osman Hamdi’yi çözümlemek yerine, Osman Hamdi hakkında zaten bildiklerini veya bildiklerini düşündüklerini alıp onları resme yansıtıp, “Evet, kesinlikle metaforlardan biri eğitim,” diyorlar. &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: inherit; line-height: 20px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 20px;"&gt;(Eğer konuyla ilgileniyorsanız &lt;a href="http://lebriz.com/pages/lsd.aspx?lang=TR&amp;amp;sectionID=0&amp;amp;articleID=832"&gt;röportajın tamamını&lt;/a&gt; okumanızı kesinlikle öneririm.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit; line-height: 20px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; line-height: 20px;"&gt;sonuç olarak, Osman Hamdi Bey anlatıldığı (hikayeleştirildiği) gibi Osmanlının son dönemlerinde yaşayan ve çağdaşlaşma çalışmalarını başlatan bir kahramandan öte gerçeklikler barındırıyor. sanatın propaganda aracı olarak kullanılmasının vahim bir örneği olmaktan öteye geçemeyen bu oyunda &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;"biz bir Osman Hamdi Bey yarattık, size de onu anlatıyoruz" diyorlar sanki.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;oyunun yazarı Gülsün Siren Kınal'ın broşürde yer alan yazısı da bunu onaylayan nitelikte:&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;"Neden Osman Hamdi Bey'i yazdın?" diye soranlar çok oldu. Onlara kısaca, "Kendisine duyduğum büyük hayranlık yüzünden" diye yanıt verdim. O tabuları yıkan, çok yönlü bir sanat öncüsüydü. Ona olan hayranlığımın nedenlerini tiyatro seyiricisyle paylaşmak istiyordum. Nasıl başladığını, kişiliğini,düşlerini, başarılarını ölümünün yüzüncü yılında sahneye taşımaktı amacım.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-9100250559257179748?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/9100250559257179748/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=9100250559257179748&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/9100250559257179748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/9100250559257179748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/11/osman-hamdi-bey-olmedi-gonlumuzde.html' title='Osman Hamdi Bey ölmedi, gönlümüzde yaşıyor.'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-HtioIGaR2Gc/Tswc3OKdDpI/AAAAAAAAB2c/83OF1nCxuN0/s72-c/osmanhamdibey.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-9189935710299999012</id><published>2011-10-01T13:06:00.007+03:00</published><updated>2011-10-01T13:53:31.127+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='festival'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>İTEF 2011 - bu hafta bu şehirde edebiyat konuşuluyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Y-HRQlxFWog/Tobv5m8ri1I/AAAAAAAAB1s/zsfuLvM_1EU/s1600/itef.png" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 199px; height: 326px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Y-HRQlxFWog/Tobv5m8ri1I/AAAAAAAAB1s/zsfuLvM_1EU/s400/itef.png" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5658473754824248146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;&lt;a href="http://itef.com.tr/tr/index"&gt;İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali (İTEF)&lt;/a&gt; 3-6 Ekim tarihleri arasında şehrin çeşitli mekanlarında yapılıyor. yerli ve yabancı birçok yazarın konuk olduğu festivalin bu seneki teması "şehir ve yemek". &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;çalışan insanlar sınıfından olarak festivalin 19:00'dan sonra başlayan etkinliklerine katılabileceğim için bir hız onlara baktım ve aradığım etkinliğin 4 ekim salı günü 20:00'de Karga Bar'da olduğunu gördüm.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt; Cem Akaş, Hakan Günday, Jasmin Ramadan, Peter Zilahy ve Kaan Sezyum "yeni yazın/yeni medya" ve yazar kimliğinin nasıl değiştiğini tartışacaklar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt;siz de hangi yazar hangi gün nerede diye merak ediyorsanız detaylı ve takibi kolay etkinlik takvimine &lt;a href="http://www.itef.com.tr/tr/etkinlikler"&gt;buradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt;bir de festival kitabı hazırlanmış ve &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt;"İTEF 2011 festival Kitabı, “Şehir ve Yemek” temasında 30’dan fazla yazarın katılımıyla ve UPM’nin kâğıt sponsorluğunda 10.000 tirajla yayımlanacak. İstanbul’daki D&amp;amp;R mağazalarında 30 TL’lik kitap satın alındığında “Şehir ve Yemek” kitabı hediye olarak verilecek." kitabın D&amp;amp;R'a para kazandırarak ulaşılabilir olmasına bir anlam veremedim. yani ücretsiz satılmasın elbette ama nasıl bienal ve diğer festivallerin kitapları satılıyorsa ITEF kitabı da satılabilirdi. burada amaç kitap almayı teşvik etmekse eğer bu festival kitabını alacak insanlar zaten kitap okuyan kitledir. bu festival kitabını "her alışverişe bir radikal gazetesi hediye eden D&amp;amp;R" ile sınırlandırmak festivalin kalitesinden ödün vermek değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt;son olarak, festivali &lt;a href="https://www.facebook.com/pages/ITEF-Istanbul-Tanpinar-Literature-Festival/164749723535686"&gt;facebook&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://twitter.com/#!/itef_istanbul"&gt;twitter'&lt;/a&gt;dan da takip edebilirsiniz. umarım etkinliklerden bol bol fotoğraf, video ve demeçler paylaşırlar. böylece bu şehirde bu hafta gerçekten edebiyat konuşulabilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 16px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 12px; background-color: rgb(229, 229, 229); "&gt;&lt;h1 style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-size: 18px; vertical-align: baseline; background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; color: rgb(77, 184, 208); background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h1&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; line-height: 16px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, 'Bitstream Vera Sans', Verdana, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 12px; background-color: rgb(229, 229, 229); "&gt;&lt;h2 style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 16px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-size: 16px; vertical-align: baseline; background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; color: rgb(77, 184, 208); background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; "&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 16px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-size: 12px; vertical-align: baseline; background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; line-height: 16px; color: rgb(128, 128, 128); background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/h2&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-9189935710299999012?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/9189935710299999012/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=9189935710299999012&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/9189935710299999012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/9189935710299999012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/10/bu-hafta-bu-sehirde-edebiyat.html' title='İTEF 2011 - bu hafta bu şehirde edebiyat konuşuluyor'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Y-HRQlxFWog/Tobv5m8ri1I/AAAAAAAAB1s/zsfuLvM_1EU/s72-c/itef.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-462707175186745748</id><published>2011-09-13T14:05:00.000+03:00</published><updated>2011-09-16T11:32:27.250+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tatil'/><title type='text'>büyükada ablukada</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;her şey sıradan bir iş günü sabahında aldığım "bayram tatilinde büyükada'da ev tutalım mı?" mesajiyla başladı. bayram tatilinin en orta yerinde çalışacak olmam dolayısıyla şehirden uzaklaşamıyor, 1,5 senedir aralıksız çalışmam dolayısıyla da tatil diye yanıp tutuşuyordum. gerçi benim işim aralık kabul etmiyor, internet bağlantısı nerdeyse işim aynen oraya taşınıyor. yine de şehirden birkaç km de olsa uzaklaşma ve "ne varsa eskilerde var" deyiminin en güzide örneği olarak lise arkadaşlarımla birkaç gün geçirme fikrine balıklama atladım. teklifi getiren &lt;a href="http://twitter.com/#!/handekuday"&gt;@handekuday &lt;/a&gt;ve &lt;a href="http://twitter.com/#!/serkmutlu"&gt;@serkmutlu&lt;/a&gt; evleri çoktan taramışlardı. &lt;a href="http://twitter.com/#!/candasd"&gt;@candasd&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://twitter.com/#!/pinarslan"&gt;@pinarslan&lt;/a&gt; da oluru verince vakit kaybetmeden evi tuttuk. en son &lt;a href="http://twitter.com/#!/CanerGungorur"&gt;@canergungorur&lt;/a&gt;'un de ekibe dahil olmasıyla kemik kadro belirlendi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evi kiraladığımız &lt;a href="http://www.airbnb.com/"&gt;airbnb.com&lt;/a&gt; internet sitesini herkese öneririm. dünyanın her yerinden ev tutmanıza imkan sağlayan inanılmaz bir site. bizim evimiz de bu: &lt;a href="http://www.airbnb.com/rooms/82886"&gt;garden house on island.&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-_9ZBmvl-4Sg/Tm_N1YOGAKI/AAAAAAAAB08/T63fxDrbiho/s400/DSC_0584.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651962374291587234" style="text-align: center;float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 400px; height: 268px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-wEezo5cPwqw/Tm_OLKm9-wI/AAAAAAAAB1E/v5N2LaeVFgU/s400/DSC_0598.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651962748594944770" style="text-align: center;float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 268px; height: 400px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evi kiraladıktan sonra tatil için hayaller kurduğumuz süre de tatilde geçirdiğimiz günler kadar eğlenceliydi. sürekli evin fotoğraflarına baktığımız ve odaları bölüşüp yapacaklarımızı planladığımız sonsuz yazışmalarla geçirdik günleri. ctesi günü de toplandık bostancı'dan vapura bindik. bütün çantaların arasından devasa boyutlarıyla sıyrılan çantamı görünce utandım kendimden. bavul yapmakla ilgili sorunuma acil bir tedavi bulup gelmeliyim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;adaya vardığımızda eve kadar yürümeye karar verdik önce. zira faytonda inanılmaz bir kuyruk vardı. ama yarım saatlik tırmanıştan sonra isyan ettim. yoldan geçen ilk boş faytona doldurduk eşyaları. eve ulaştığımızda hiç yabancılık yaşamadık ve uzun zamandır burada kalıyormuş gibi benimsedi herkes evi. ardından iş paylaşımı geldi. ben temizlikle aklını yemiş bir başak olarak mutfak işlerini kendime görev bildim. yemek yapma kısmını ise beyler üstlendi. @serkmutlu bir sabah krep, bir sabah omlet derken kahvaltı masasını her gün donattı. akşam 7 oldu mu @candasd mangalın başına geçti. @pinarslan yaptığı pilav ile tatilin unutulmazları arasına girdi. @handekuday her öğün sonrasında 2 sade, 3 az şekerli, 3 de orta şekerli kahve yapmaktan helak oldu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt; &lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-KiaYU_yt0zU/Tm_Ot-h9YjI/AAAAAAAAB1M/0_T-2qRsipg/s400/DSC_0252.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651963346648130098" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 268px; height: 400px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"tatilde neler yaptınız?" diye soranlaraysa verecek bir cevabım yok. çünkü sadece oyun oynadık. siz hiç 3,5 saat süren trivial pursuit oynadınız mı? ya da monopoly? sabah kahvaltısını müteakip başladığımız oyun maratonu kumpaslar, itirazlar, bağrış ve çağrışlarla sürdü. misafir katılımcılarımızla birlikte her gün ortalama 8 kişi bir araya gelirse kaostan başka ne olabilir ki? "bbg evi gibi oldu burası" diyordu @serkmutlu. çünkü herkes birbirine bağırıyor, birbirini odalarda şikayet ediyordu. "sulukule gibi ama aynı zamanda" diye ekledi @handekuday. "çünkü ne zaman oyunlar çıksa piyasaya herkes şikayetini unutuyor." &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/-aRwGNymmUfs/Tm_PDTj7QlI/AAAAAAAAB1U/ERxxRczPG1Y/s400/DSC_0314.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651963713070776914" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 268px; height: 400px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tatile çıkmadan önce adadaki plajları araştırdık. bisiklete binme, adanın farklı koylarına gitme hayallerimiz vardı. ancak oyunlara karşı hırsımız bizi bütün bu planlardan mahrum bıraktı. evin tam karşısındaki iskeleden girdik denize. zaten pek kimsenin de "güneşlerde yanayım" gibi bir düşüncesi yoktu. evde pinekleyip darülacaze hayatı yaşadığımız günlerden bir gün, bayramın ilk günü, herkes birbirini ikna etti de aya yorgi'ye çıktık. tatil boyunca yaptığımız tek aktivite çaktırmadığımız bir bayram yemeğiydi aslında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-58FaVvZNomo/Tm_PhyM3aRI/AAAAAAAAB1c/LlMR43VSROE/s400/DSC_0318.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651964236691630354" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 268px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bayramın ikinci akşamında parti verdik. &lt;a href="https://www.facebook.com/pages/Akay-Ta%C5%9Fk%C4%B1ntuna/223152523604"&gt;akay t&lt;/a&gt;. dışında kimse gelmedi. ben zaten gündüz ofisteydim. eve döndüğümde yine oyun masasında buldum onları. tatilin en heyecanlı olayı ise o akşam yaşandı. merkeze waffle yemeğe indik, ben bir tanenin yarısını bile yiyemezken @candasd  "iki tane waffle yersen 100 puan senin" iddiasını kabul etti. gecenin sonunda kımıldayamayacak hale geldiği için iddiayı kazanmanın sevincini bile yaşayamadı. iddia süresince tabi en çok biz eğlendik. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-ZoBe1NDE3gU/Tm_QEsA3RBI/AAAAAAAAB1k/UQrbLZfqqGw/s400/DSC_0068.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651964836326097938" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 268px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tatilin kalan günlerinde büyükada akıl almaz bir kalabalık tarafından istila edildi. adanın yerlisi olduğumuz için artık fayton kuyruğu olmayan duraklara gidiyor, alışverişimizi hemen evin önündeki bakkaldan yapıyor ve "gündelikçiler" adayı terk etmeden de evden çıkmıyorduk.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sınırsız içki ve mangal, saatler süren oyunlar, herkesin birbirine içinden geldiği gibi lafını söyleyebildiği tartışmalar sonunda 6 gün bitti. cuma öğleden sonra vapura bindiğimizde istanbul'a dönmenin sıkıntısını yaşıyordum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir sonraki tatil yine bir yerlere gider miyiz? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önemli not: tatil sonrası istanbul'a dönmek romantik olsaydı "istanbul'a dönmenin hüznü" derdim. klişelere gereksiz yere kapılmayalım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-462707175186745748?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/462707175186745748/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=462707175186745748&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/462707175186745748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/462707175186745748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/09/buyukada-ablukada.html' title='büyükada ablukada'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-_9ZBmvl-4Sg/Tm_N1YOGAKI/AAAAAAAAB08/T63fxDrbiho/s72-c/DSC_0584.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8304632163046421256</id><published>2011-09-04T11:48:00.013+03:00</published><updated>2011-09-05T00:37:22.217+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotoğraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzecilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sergi'/><title type='text'>bir dönem sona erdi: Steve McCurry ve Son Kodachrome Filmi</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sELKFJXQWMM/TmNKnToJp7I/AAAAAAAAB0A/9Bb4FMW8MjU/s1600/frame_36.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;ben ne zaman dijital kamerayla peşpeşe fotoğraf çeksem babam "böyle basıyorsun tabi sürekli, elindeki bir film olsaydı görürdüm ben seni" derdi. çünkü onun zamanında fotoğraf çekmenin bir süreci, maliyeti ve hatta fotoğrafların yanma riski vardı. dijital kamerayla anında görüntü, dijital paylaşımla sıfır maliyetsiz günlere geçtik. öyle ki, fotoğrafları ücretsiz editleyebildiğiniz siteler sayesinde istediğiniz görüntüyü oluşturmak için photoshop kullanmayı bilmeniz bile gerekmiyor artık. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Hlt5SsLaCWw/TmNEe54qbFI/AAAAAAAABz4/0u3CXR-Kpxs/s1600/afghan-girl.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;fotoğrafta bir dönemin sona ermesinin en net simgesi de Temmuz 2010'da yaşandı diyebiliriz. Kodak, 74 yıl sonra Kodachrome üretimine son verdi ve üretim bandından çıkan son film rulosunu da Steve McCurry'e teslim etti. elinizde bir dönemin bitişini simgeleyen son bir Kodachrome rulosu var, neler çekerdiniz? Steve McCurry'nin bu soruya verdiği cevap İstanbul Modern'de &lt;a href="http://istanbulmodern.org/tr/f_index.html"&gt;"Son Kodachrome Filmi"&lt;/a&gt; başlığında sergilendi, ben de bu cevabın peşine dün, sergi kapanmadan bir gün evvel düştüm.&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sergi 36 pozluk filmden yalnızca beş adet kaybın yaşandığı rulodaki fotoğraflarla sınırlandırılmamış. "keşke diğer fotoğraflarını da görebilseydim" diyenler için Steve McCurry'nin fotoğraflarından oluşan bir slayt gösterisi de hazırlanmış. gösterimin yapıldığı odaya girdiğinizde bir diğer sürpriz de Steve McCurry'nin ünlü fotoğrafı Afgan Kızı'yla karşılaşmak.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-Hlt5SsLaCWw/TmNEe54qbFI/AAAAAAAABz4/0u3CXR-Kpxs/s400/afghan-girl.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5648433655377980498" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 283px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;1985'te National Geographic dergisine kapak olan ve dünyaca ünlenen bu yüzün sahibini Steve McCurry 2002'de tekrar fotoğraflıyor. hikayeyi okumak için &lt;a href="http://news.nationalgeographic.com/news/2002/03/0311_020312_sharbat.html"&gt;How They Found National Geographic's "Afghan Girl"&lt;/a&gt; ve videsonu izlemek için &lt;a href="http://www.youtube.com/user/SteveMcCurryStudios#p/u/16/Reh3k-Ibu_0"&gt;National Geographic Serch for the Afghan Girl &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 12px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;h1 class="newsTitle" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left: 0px !important; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 2px; padding-left: 0px; font-size: 24px; font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0); line-height: 1.2em; width: 480px; text-align: left; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h1&gt;&lt;/span&gt;bana göre sergiyi zenginleştiren iki diğer önemli unsur da projenin hikayesini anlatan filmin gösterimi ve serginin çıkışında çalan &lt;a href="http://fizy.com/#s/1malg9"&gt;Paul Simon-Kodachrome şarkısı. &lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eğer fotoğraf sanatının inceliklerine vakıf değilse bir seyirci, fotoğraflara bakmak hep kişisel zevklerle sınırlandırılır. ancak bu sergi bir proje. Steve McCurry'nin, yıllarca kullandığı filmin Kodak tarafından üretiminin durdurulması üzerine, "son ruloyu bana verin" dediği ve tüm masraflarını kendisinin karşıladığı bir yolculuğa çıkmasının hikayesi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;filmde anlattığı üzere başlangıçta hiçbir fikri yok Steve McCurry'nin. ne çeksem, ne yapsam diye kendini New York sokaklarına atıyor. Times Square'de gezinirken "yalnızca ışıkları gösteren ama hikayesi olmayan bir kartpostal çekmek istemiyorum" diyor. New York şehrinin anlamlı hikayesini oluşturmak için ilk karelerde Robert de Niro'yu fotoğraflıyor. daha sonra da portre çekme fikrine ısınıyor. fotoğraflara bakarken "neden Hindistan'da bu kadar çok fotoğraf çekmiş?" sorusunu soruyor insan ve cevabı filmde buluyor, "Kodachrome'un en önemli özelliği rengi şiirselleştirmesi ve bu sebeple de görsel ve kültürel olarak müthiş bir yer olan Hindistan'a gittim."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-sELKFJXQWMM/TmNKnToJp7I/AAAAAAAAB0A/9Bb4FMW8MjU/s1600/frame_36.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-sELKFJXQWMM/TmNKnToJp7I/AAAAAAAAB0A/9Bb4FMW8MjU/s400/frame_36.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5648440396796766130" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 264px; height: 400px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çalışma boyunca portre çekmek dışında belli bir fikir yok aslında aklında ve bu durumu "çalışmayı olabildiğince doğaçlama yaptık" diye açıklıyor. son kare, projenin ruhunu yansıtıyor, "dünyada Kodachrome yıkayan son fotoğraf laboratuarı Kansas Parsons'ta bulunuyor. son kare, bu şehirdeki bir mezarlıkta çekildi."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;filmin başında ve sonunda iki kare var ki bana bir devrin gerçekten bittiğini hissettirdi. ilk karede, filmi makineye takarken Steve McCurry'nin yüzündeki endişe görünüyor, "bu işi binlerce hatta binlerce kere yaptım ama.." diyor. filmin sonundaki ikinci kare filmin banyosu sırasında yaşanan heyecanlı bekleyişin sona ermesini anlatıyor. dijital kamerayla çekim yapmaya alışmış birinin, hatta bu proje kapsamında da önce dijital makineyle pozlama yapan, görüntüden memnun kalınca Kodachrome ile çeken fotoğrafçının yaşadığı heyecanın tekrar yaşanmayacak olması. Steve McCurry de bu heyecanı özlemiş olacak ki "analog çekime geri dönüyorum" diyor gülerek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sergide yer alan fotoğraflara Steve McCurry'nin&lt;a href="http://www.stevemccurry.com/main.php"&gt; internet sitesinden&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz. Fotoğrafçının bir de blogu var. projeyi anlattığı blog yazısına ulaşmak için: &lt;a href="http://stevemccurry.wordpress.com/2010/12/30/the-end-of-an-era-1935-to-2010/"&gt;The End of an Era - 1935 to 2010&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sergide gösterilen filmi çok aradım ama bulamadım. onu ararken fotoğrafçıyla İstanbul Modern'de yapılmış bir röportajı buldum. izlemek için: &lt;a href="http://kaynak.oynat.tv/son-kodachrome-filmi-steve-mccurry"&gt;Son Kodachrome Filmi - Steve McCurry&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8304632163046421256?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8304632163046421256/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8304632163046421256&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8304632163046421256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8304632163046421256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/09/fotograf-cekmenin-bir-sureci-maliyeti.html' title='bir dönem sona erdi: Steve McCurry ve Son Kodachrome Filmi'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Hlt5SsLaCWw/TmNEe54qbFI/AAAAAAAABz4/0u3CXR-Kpxs/s72-c/afghan-girl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6379146548277124826</id><published>2011-08-31T14:22:00.005+03:00</published><updated>2011-08-31T15:33:00.927+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><title type='text'>"cool kadınlarım" kayboldu, hükümsüzdür.</title><content type='html'>"cool kadınlarım" vardı benim eskiden, artık bir mesaja tav olan yalnız ve çaresiz kadınlar oldular. aynı masada defalarca oturduğum, benzer hikayeler yaşadığım ve benzer tepkiler verdiğim kadınlardı onlar. hayattan ve özellikle erkeklerden benzer şeyler bekliyorduk. birimiz bir hikaye anlattığında benzer tepkiler veriyorduk. birbirimizi öngörebiliyorduk. bu zamanlarda düzenli ilişkilerimiz vardı. masadan kalktığımızda yanına sığındığımız limanlar. sonra zaman geçti ayrılıklar başladı. birer birer pes etti beyler. biz kadınlar yine de bir aradaydık. ilişkilerimizin bitiş nedenleri benzerdi ve yine benzer şeyleri hedeflemiştik kendimize. sonra ne oldu bilmiyorum ama ben "cool kadınlarım"ı kaybettim. "asla bu adama bakmaz" dediğim adamların tekliflerini kabul eder oldular. kendilerine ilgi gösteren her mesaja yanıt verir oldular. ortamların en güzeli, en zekisi ve en beğenileni onlar oldu. herkes onları arzuluyordu. basit bir ego mastürbasyonu bu aslında ve kendini kandırmaca. "bana ne" dedim uzun süre, "herkes dilediği yalanlara inanmakta serbest nasıl olsa." bilenler bilir benim de doğrulanmayacağını bildiğim nice hikayelere bir umutla bağlandığımı çünkü. hayat işte, umut da fakirin ekmeği. ama nimetle oyun olmaz.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;benim asla yapamadığım bir şey girdi birden hayatıma; ilişkiler ve de özellikle kadın-erkek ilişkilerinde oyunlar. "o mesaja şimdi cevap verme, keşke öyle demeseydin de şöyle deseydin" başladı. ben hayatı gelişine yaşayanlardan olduğum için adapte olamadım oyuna. ağzına geleni söyleyen biri için hamle hesaplamak bir azap. gözlemlediklerimden anladığımsa bu oyunu ne kadar canlı tutarsan o kadar var olduğun ve o kadar var olacağına inanan kadınların çokluğu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;peki hırsızın hiç mi suçu yok? bu oyun tek taraflı mı? elbette değil. bu oyundan haz alan adamlar var karşılarında.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"beni facebook'tan ekledi" zihniyetindeki ilkokul 3. sınıf adamlara ne demeli? facebook chat çıktı olayın tadı kaçtı zaten, "dur önce ekleyeyim, sonra birkaç mesaj gönderirim, klavye başında şövalyelik de kolay zaten." her şeyi lafta tutan adamlar oldular; ilgisini de sevgisini de icraate dönüştüremeyenler. gönderdikleri mesajların yanıtlarından 3 vakte kadarlı dilekler tutan, doğumgününde emrivakiler yapan, hediyelerle göz boyamaya çalışan, bir telefonla kıtalar arası yolculuk etmeyi göze alan, tanımadığı insanların evine tanımadığı insanların partisine giden, önce paketleri taşıyan uşak sonra da eve bırakan şoför olan ama bu oyunda hiçbir zaman "kazanan" olamayan adamlar. lâf dinlemeyen, işi inada bindiren, hayatı ve ilişkileri bir oyun olarak gören adamlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu adamlar benim "cool kadınlarım"ı aldılar. yalnızlıklarından ve çaresizliklerinden korkan, kendileriyle asla başbaşa kalamayan ve hatta en büyük korkuları bu olan kadınlar oldular. bir filme yalnız gitmek yerine kendisini güldüren bir adamla gitmeyi tercih eden, işi kendisi tamamlamak yerine adama yaptırtan kadınlar. burnu düşse eğilip oradan almayacağını bildiğim kadınlar, 30 yaş bunalımından mıdır bilmiyorum, "asla yapmaz" denilen her şeyi "oyun" için yaptılar. türlü ödüller vaat ettiler ve bunun için türlü ödünler verdiler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;uzaktan izledim onları. anlamlandırmak için sorular sordum, yorumlarını dinledim. yardımcı olacağını umut ettiğim yorumlarda bulundum. dün akşama kadar..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tövbe ettim dün akşam ben. "bir daha hiçbir oyun ve oyundaki oyuncularla ilgili konuşmicam" dedim. çünkü hayat nasıl bir tiyatro sahnesi değilse, ilişkiler ve özellikle de kadın-erkek ilişkileri bir oyun değil bence. oyunlarda insanların rolleri vardır, önceden belirlenen replikleri. oyuncu o replikleri söylerken kendi değildir, bir karakteri canlandırır. ilişki bir oyunsa eğer hesaplar başlar. hesaplar başladığında "ben saçımı süpürge ettim, sen karşılığında ne verdin?" denilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte o yüzden bu hesaplardan haz alan, ilişkiyi bir tür alışveriş olarak gören ve "I love this game" diyenlerden ricam, oyununuzu lütfen kendi evinizin önünde oynayın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6379146548277124826?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6379146548277124826/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6379146548277124826&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6379146548277124826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6379146548277124826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/08/cool-kadnlarm-kayboldu-hukumsuzdur.html' title='&quot;cool kadınlarım&quot; kayboldu, hükümsüzdür.'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8840923550523117170</id><published>2011-05-01T10:30:00.005+03:00</published><updated>2011-09-16T11:37:57.923+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>Derda'nın hissettirdikleri ve mezar ziyareti</title><content type='html'>Hakan Günday'ın AZ'ını okuduktan sonra koşarak babama gittim. günlerce mezarlıkta yaşadım Derda ile ne de olsa. kitabın olağanüstü kurgusu, dili, vurguları hepsi bir yana, mezarlığın mekan olarak işlenmesi beni epey düşündürdü. bu ülkede mezarlık ürkütücü bir şey ne de olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aylar önce, yine sıradan bir haftasonu gününde babama gitmiştim. dönüşte arkadaşım aradı. "ne yapıyorsun?" dedi, "babama gittim, dönüyorum eve" dedim. dondu kaldı telefonda. "neden gittin?" dedi. "neden gitmeyim?" dedim ben de. "hayır yani bugün şey mi?" dedi. o zaman anladım derdini. babamın ölüm yıldönümü mü diye soruyordu. çünkü biz toplum olarak mezarlara sadece ölüm yıldönümlerinde gitmeye alışkınızdır. gerisi tuhaf, hatta hastalıklı gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bense "geçerken uğradım" diyorum babama. alışverişe giderken, ya da herhangi bir yerden dönerken. ama en çok huzursuz olduğumda. mezarlık yoluna girdiğim an heyecanlanıyorum. arabayı koyduğum yerden mezar taşını okuduğumda dünya duruyor. o zaman sadece ben ve tuğrişçim varız. kısa birkaç cümle kuruyorum. ama en çok ona "iyiyim, iyiyiz merak etme" diyince rahata eriyorum. babamın yanında annemin babası. dedeme de "mübo da iyi" diyorum.  o sırada mübo'nun son maceraları geliyor aklıma, gülümsüyorum. sonra müş, selahattin enişte, kuvvet enişte ve mami'yi anıyorum. mezarlıklardan sorumlu amca geliyor o sırada. "hoşgeldin" diyor gülerek. çiçekler üzerine laflıyoruz biraz. o mezarlığı suluyor. ayrık otlarını topluyor annem. hep aynı cümle kuruluyor "baş taraftaki ağaç tuttu da, ayakucundaki bir türlü tutmadı. kökü betona mı geldi ne, yamuk duruyor o". dedemin pembe gül ağacı tomurcuk vermiş, onları gösteriyoruz birbirimize. babamın kırmızı gül fidanı tuttu, ama sarı olan koptu. yeniden dikeceğini söylüyor amca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amca babamla dedeme çok iyi bakıyor. ne zaman gitsek yemyeşil ve tertemiz. o görüntünün insana ne hissettirdiğini bildiğimden galiba Derda'nın mezarı temiz tutmak için verdiği çabayı o kadar derinden hissettim ki. mezarı temizleyemediğinde onun hissettiği suçluluk duygusunu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koşarak gittiğim mezarlıktan yavaş hareketlerle ayrılıyorum. o yeşillik, kuş sesleri, uzaktan görünen deniz ama en çok da tuğrişçimin orada olduğunu bildiğimden saatlerce oturabilirim orada. hani bir sandalye çeksem de şurada biraz kitap okusam duygusu vardır ya, tam da o. "görüşürüz" diyip arabaya biniyorum. görüşücez çünkü, biliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8840923550523117170?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8840923550523117170/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8840923550523117170&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8840923550523117170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8840923550523117170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/05/derdann-hissettirdikleri-ve-mezar.html' title='Derda&apos;nın hissettirdikleri ve mezar ziyareti'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8876280138891421791</id><published>2011-04-23T13:22:00.002+03:00</published><updated>2011-04-23T14:27:15.130+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>bu ilişkiye başladığımızda nerde, şimdi nerdeyiz?</title><content type='html'>uzun ahşap yemek masası. çevresine sıralanmış 6-7 kadın. içki kadehleri ve birbirinden leziz yemekler. birbirinin sözünü keserek, heyecanla anlatılan hikayeler. kabuk bağlayan ya da çok taze yaralar. kadınlar yaralarını konuşa konuşa iyileştirirler. kimi zaman bir roman karakterinden alıntılarlar, kimi zaman bir başkasının hayatından örnek verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilişkisinde sorunları olan da vardır, ilişkiyi bir sorun olarak gören de. "bekara karı boşamak kolay tabi" diyerek bağlanır bütün konular birbirine. çünkü aslında anlatılan her şey bir hikayeye dönüşür, başkalaşır, özünden koparılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bundandır ben biri bana bir şey anlattığında "aranızdaki ilişkiyi bilemiyorum ki" derim. çünkü iki insanın ortak bir dili olduğuna inanırım; ortak oluşturulan bir yaşama biçimi olduğuna. kimi çiftler sevgi sözleriyle beslenirler, kimisi kavgayla.. nasıl bilinebilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yüzden "ilişkisi sorunlu olan kadın" gördüğümde onunla empatiyi umut noktasında kurmaya çalışırım. onun ilişkisine dair taşıdığı umudu anlamaya çalışırım. biz çünkü, kadınlar, "bitti" derken bile aslında bitmesin isteriz. bitmeyeceğini göstersin isteriz. bir tür sınava tabi tutmaktır da bu aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz kadınlar sevginin bütün kapıları açacağına inanırız; karşımızdakini sevgimizle "iyileştirebileceğimize".. halbuki bir ilişkide tarih ve coğrafyadır önemli olan; aynı zamanda aynı yerde olmak gerekir. burada varlık fiziki değil, hissidir. bir ilişkide kadın da erkek de aynı şeyi istemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevmenin yeterli olmadığı, iki kişinin birbirini çok sevdiği için de birbirine zarar verebildiği anlaşıldığında, "buraya kadarmış" denilebilmeli. korkmadan ama en önemlisi böbürlenmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen durup sormak gerekir, "bu ilişkiye başladığımızda nerde, şimdi nerdeyiz?"&lt;br /&gt;bazen bir şeyleri sonlandırmak, yeni başlangıçlar için gereklidir.  aynı her şerde bir hayrın olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-b5FNsmgpctY/TbK3H1lM8tI/AAAAAAAAByU/Y8Fp6Jp_vKo/s1600/06959.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 292px; height: 202px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-b5FNsmgpctY/TbK3H1lM8tI/AAAAAAAAByU/Y8Fp6Jp_vKo/s400/06959.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5598738632045032146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.&lt;br /&gt;aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?&lt;br /&gt;'eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.&lt;br /&gt;altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.&lt;br /&gt;daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını&lt;br /&gt;takvim tutmazlığını&lt;br /&gt;aramızda bir düşman gibi duran zamanı&lt;br /&gt;daha o gün anlamalıydım&lt;br /&gt;benim sana erken&lt;br /&gt;senin bana geç kaldığını. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;M. Mungan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8876280138891421791?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8876280138891421791/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8876280138891421791&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8876280138891421791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8876280138891421791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/04/bu-iliskiye-basladgmzda-nerde-simdi.html' title='bu ilişkiye başladığımızda nerde, şimdi nerdeyiz?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-b5FNsmgpctY/TbK3H1lM8tI/AAAAAAAAByU/Y8Fp6Jp_vKo/s72-c/06959.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8279972649820960493</id><published>2011-04-08T12:26:00.007+03:00</published><updated>2011-04-08T12:57:01.991+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>acıktım, öğle yemeğimi yollar mısınız lütfen?</title><content type='html'>taktım mı takıyorum. zaten ondandır birine bir şey anlattığımda en sık duyduğum cevap "boşver, takma" oluyor. ama işlemiyor işte. gün oluyor bir şarkıya takıyorum, defalarca dinliyorum; bir diziye takıyorum, peşpeşe bütün bölümleri izliyorum; bir filme takıyorum, her önüme gelene anlatıyorum; birine takıyorum, kafamda onunla kavgalar ediyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en büyük takıntılarımdan biri de mekan. sürekli aynı yere gider otururum. aynı mekanda aynı yere gider hep aynı şeyi yer-içerim. bugünlerde de&lt;a href="http://www.salad-station.com/"&gt; salad station&lt;/a&gt;'a taktım. ofisi de dahil ederek, her öğlen yemeğe oraya gidiyorum. yoğunluktan yemeğe çıkamadığımız günlerde de sipariş veriyoruz. (ki bugünlerde hiç çıkamıyoruz.) çevremdekiler çeşitlendiriyorlar siparişi. mönüde birçok alternatif var ne de olsa. ama ben başka bir şey yiyebilir miyim? mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wgF2JA781hE/TZ7aHjDyZ4I/AAAAAAAAByM/xpzfblypBHw/s1600/saladstation-5.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 206px; height: 308px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-wgF2JA781hE/TZ7aHjDyZ4I/AAAAAAAAByM/xpzfblypBHw/s400/saladstation-5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593147610445801346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.salad-station.com/index.html"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;www.salad-station.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"3 renk makarnadan salata istiyorum. üstüne közlenmiş kırmızı biber, mısır ve kornişon turşu olsun lütfen. sosu da ballı hardal. teşekkürler!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık o kadar rutine bağladık ki işi, yakında siparişi şöyle verebilirim, "merhaba, ben chiydem, enstitüden arıyorum, acıktım, öğle yemeğimi yollar mısınız lütfen? teşekkürler!"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8279972649820960493?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8279972649820960493/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8279972649820960493&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8279972649820960493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8279972649820960493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/04/acktm-ogle-yemegimi-yollar-msnz-lutfen.html' title='acıktım, öğle yemeğimi yollar mısınız lütfen?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-wgF2JA781hE/TZ7aHjDyZ4I/AAAAAAAAByM/xpzfblypBHw/s72-c/saladstation-5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6297546390395982568</id><published>2011-04-05T16:13:00.003+03:00</published><updated>2011-04-05T16:56:41.640+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>herkes üstünü giyinsin çabuk!</title><content type='html'>spora başladım.&lt;br /&gt;bu cümleyi daha önce de çok defa kurdum ve her biri hüsranla bitti.&lt;br /&gt;bunun yarattığı kötü enerjiden kurtulmak için cümlemi şöyle revize ettim bu sefer; "pilatese başladım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine bir spor salonuna gidiyorum ama bu sefer "bugün gitmesem bir şey olmaz, yarın giderim"lerle kendimi kandırmamak için özel pilates dersine gidiyorum. böyle olunca para yanacak korkusuyla paşa paşa gidiyorsun. bu yazı da chiydem'in spor salonuyla imtihanı hakkındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güzide şehrimin zaman-mesafe kavramı hiçbir zaman tutarlı olmadığı için geç kalıcam korkusuyla 6'da atıyorum kendimi ofisten dışarı. kimi zaman delice bir trafik oluyor, ancak yetişiyorum; kimi zaman da yollar boş oluyor 7:15'te orada oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün de erkenden gittim. ders 8'de başlıyor. "aradaki zamanı kardiyo yaparak geçirsem" dedim ama bütün aletler dolu. kapasitesinin üzerinde üyelik satıldığından şikayetçi herkes. bir süre soyunma odasında oturdum, mobil telefonla dış dünyaya sataştım ben de. saat 8 olunca koşarak pilates stüdyosuna gittim. ama meğer içerdeki saat dışardaki saate göre 5 dakika ileriymiş. "5 dakika şurada otururum" dedim ama elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırdım. her yer kaslı ergen dolu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sağ tarafımda bir grup kendi arasında halter şampiyonası düzenliyor. "sen kaç kaldırdın, haıuhaohduoa, ben bunu kaldırdım" muhabbeti gidiyor; sol tarafta birbirlerini poker partisine çağırıyorlar. sonra biri dönüyor ve ortama yeni gelene "ne bu halin oğlum, bembeyaz olmuşsun, git solaryuma gir, hiç bakmıyor musun kendine?" diyor, ben kitleniyorum. hoca geliyor tam o sırada, koşarak içeri giriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama ergenlerle terbiyem bitmemiş. içerde iki kız ergen bu sefer. lise öğrencileri. pilates hocasının içine düşerek geziniyorlar. "ağrıyan yerlerimi söyliyim mi Deyyniiz, tam burası, bak burası" dediklerinde ben daha hızlı nefes alıp-vermeye başlıyorum. "Deyyniiz bu çok hafif olmuş, daha ağır değil miyyddiiyy?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ders bitiyor, stüdyodan çıkıyorum, bakıyorum ortalık sakinlemiş. atıyorum kendimi bir yürüme bandının üstüne. hayır sağa-sola bakmak değil niyetim, ama tam karşımdaki aynada kendimi kesmekten de hoşlanmıyorum. o yüzden de gözüm takılıyor sağda solda yer alan çiftleşmelere, cilvelere. bandın üzerinde hızlı hızlı yürümem gücümle değil, hemen yapıp ortamı terk etme isteğimle alakalı yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kardiyo bitiyor, soyunma odasına dönüyorum ve "herkes üstünü giyinsin çabuk!" diye bağırıyorum. sesli diyemiyorum tabi. ama bir gün o koca koca memeli teyzelerin selülitli bacaklarını görmekten bayılıcam. yani nasıl bir rahatlıktır bu. rahatlık değil gerçi, teşhircilik.  giyin üstünü çık git işte. birbirinize memelerinizi sallaya sallaya muhabbet etmek de ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her ders günü aynı şekilde söylene söylene çıkıyorum salondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;konuyla ilgili duygularımı bu şekilde yazmadan duramadım. ama "büyük" gazetelerimizin köşe yazarlarının da bu şekilde yazdığını bildiğim için utanmıyorum. bu seferlik idare edin. büyük sosyolojik gözlemlerime ileriki yazılarda devam edeceğim.&lt;br /&gt;o zamana kadar öptüm, kib, baahhyyyy!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6297546390395982568?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6297546390395982568/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6297546390395982568&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6297546390395982568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6297546390395982568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/04/herkes-ustunu-giyinsin-cabuk.html' title='herkes üstünü giyinsin çabuk!'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8994107853633237593</id><published>2011-03-07T21:24:00.002+02:00</published><updated>2011-12-11T15:25:12.830+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>hemşirem, "benden 2,5 yaş büyük" sadece</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;bundan kaç sene önceydi bilmiyorum. yine soğuk bir 7 mart gecesi. ataköy'de lojmandayız. dört kişilik çekirdek aile oturmuş doğumgünü kutluyoruz. annem pasta yapmıştır, kesin muzludur. hediyeler alınmıştır bir de ablama. babamın da adeti değildir hiç hediye almak. ama o gün elinde bir paketle geliyor. ablamdan önce ben koşuyorum pakete. elliyorum, elliyorum ve yumuşak bir şeyler var içinde anlıyorum. "kazak bu yaaeeaa!" diye burun kıvırarak atıyorum paketi. ablam sakin benim. o ne çıksa beğenir zaten. ama içinden oyuncak panda çıkıyor. kırmızı bir elbisesi, başında bir de kurdelası var. ablam bana bakıyor ve "salak, kazak sandı yaaa!!" diyor. babam da beni kandırmış olmanın verdiği gururla gülüyor. annem benim arıza çıkarmamdan korktuğu için temkinli. bense zaten rezil olmuşum attığım havayla, bir de üstüne olay çıkartırsam iyice puan kaybederim diye suratımı asıp oturuyorum yerimde.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-PX4nPaL2A1k/Sjqi9e15dwI/AAAAAAAABbA/cZEcGcez1G4/s1600/coldplay+butterfly.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-PX4nPaL2A1k/Sjqi9e15dwI/AAAAAAAABbA/cZEcGcez1G4/s320/coldplay+butterfly.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;bugün ablamın (bu sayfaların nam-ı diğer aktörü hemşiremin) doğumgünü. artık 30 oldu. 3'lü yaşlar kadınlar için yeni bir dönem derler. ama neden bilmem, belki de sürekli "sululuk" peşinde koştuğumuz için biz yaşlanıyor ya da yaş alıyor gibi hissetmiyoruz hiç. zamanla derdimiz yüzümüze eklediği kırışıklıklar değil, gitmek, görmek ve bilmek istediklerimizi yetiştirememektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;ama en büyük derdimiz hayatın bize sundukları karşısında ayakta kalabilmektir. gülmek, gülebilmek, güldürebilmektir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;bana sorsan ablan kaç yaşında diye "benden 2,5 yaş büyük" derim sadece.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: inherit;"&gt;benim yaşımı çıkarabilen hesaplasın işte!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8994107853633237593?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8994107853633237593/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8994107853633237593&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8994107853633237593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8994107853633237593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/03/hemsirem-benden-25-yas-buyuk-sadece.html' title='hemşirem, &quot;benden 2,5 yaş büyük&quot; sadece'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-PX4nPaL2A1k/Sjqi9e15dwI/AAAAAAAABbA/cZEcGcez1G4/s72-c/coldplay+butterfly.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2484505104404421075</id><published>2011-02-26T12:29:00.001+02:00</published><updated>2011-02-26T12:31:52.869+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='if'/><title type='text'>şehre film festivali gelirse, ben gidebilir miyim? !f clauses</title><content type='html'>&lt;style&gt;@font-face {   font-family: "Cambria"; }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; font-size: 12pt; font-family: "Times New Roman"; }div.Section1 { page: Section1; }&lt;/style&gt;     &lt;p class="MsoNormal"&gt;en zor öğrendiğim şey oldu "if clauses". hala da tam biliyor muyum? emin değilim. "öyle olursa böyle olur" demenin ruhsal zorluğuna bir de "o zaman kullanılırsa sonrasında da bu zaman kullanılmalı" dilsel zorluğu da eklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun zaman sonra heyecanla bir cumartesi (ya da pazar, o haftasonu da muhakkak çalışmışımdır çünkü) oturdum ve filmlere baktım. uzun uzun incelemedim programı. bölümler üzerinden gittim, sırayla aldım biletleri. "bugün şuna almışım, o zaman bunu da şu güne alayım" diye. sandım ki yapabilirim. kendime bir film haftası ziyafeti sunabilirim. ne büyük yanılgı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk filme keyifli keyifli gittim. evime iki sokak ilerdeydi zaten sinema. ama ertesi günkü filmleri toplantı dolayısıyla kaçırdım. filmler beyoğlu'ndaydı ve ben tüm gün sarıgazi'deydim.. diğerlerine giderim dedim ve hatta o filmlerden birini internetten izledim. (moralimi bozamazdı hiçbir şey)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine yoğun geçen bir günün sonunda kendimi zorla attım sinemaya. ordan da konsere. deymeyin keyfime! ertesi gün bir film daha var. 21:30'da. nasıl kapanıyor gözlerim. film çince. gözlerimi açık tutmam zaruri yani. ama mümkün değil.. içim geçmiş, kaçırmışım işte bir sahneyi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haftanın son günü. bütün gün çeneme kuvvet toplantı. ama çıkışta iki film birden. saat 7 mi oldu? çıkamadım işte ofisten. yarınki biletlerim de etkinlik yüzünden yanacak. offf uyuz oldum! hava da soğuk.. hadi evine dön diyen dış sesler.. kaçırdığım filmlere bakıyorum acı acı elimde biletler. bir saniye, bu ne? ama benim dün bir filmim daha varmış ve ben onu tamamen unutmuşum! küfrediyorum peşpeşe.. hiçbir dış etken beni durduramaz artık 9 buçuk seansına gidiyorum. gitmişken pazar akşamı olan filmin biletini de alırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kartımı okutuyorum makineye ve diyor ki bütün biletleriniz basılmıştır. tekrar tekrar deniyorum. hep aynı yazı. oturuyorum bütün biletleri inceliyorum tek tek, yok. o bilet yok! geçen biri biletlerime bakıyordu o mu düşürdü acaba diyorum. ya da bastırırken makinede mi unuttum? yine bir dolu küfür..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi soruyorum kendime, şehre film festivali gelirse gidebilir miyim? büyük bir !f clauses çıkıyor karşıma: toplantım olmazsa, biletim olduğunu unutmazsam ve bir de biletimi kaybetmezsem, neden olmasın? hangi zaman gerekli peki bunun için? şimdiki zaman? gelecek zaman? yok yok "geniş zaman"!&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2484505104404421075?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2484505104404421075/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2484505104404421075&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2484505104404421075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2484505104404421075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/02/sehre-film-festivali-gelirse-ben.html' title='şehre film festivali gelirse, ben gidebilir miyim? !f clauses'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1680890486193571585</id><published>2011-02-21T22:05:00.004+02:00</published><updated>2011-02-21T22:16:33.284+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>bugünün soundtrack'inde #1</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;yazsam buraya hızlı hızlı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;içimde biriken küfürleri, lanetleri, duaları yazsam buraya tek tek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;kime nasıl kızdığımı, canımı nasıl yakmaya çalıştıklarını bir bir sıralasam şuraya.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;bir şey olmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;o zaman?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;müziği açarım sonuna kadar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;başlarım soldan sağa, sağdan sola salınmaya..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;sonra zıplamaya.. ve haykırmaya!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;font-size:130%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;All the people on the street, I hate you all&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;font-size:130%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; And the people that I meet, I hate you all&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;font-size:130%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; And the people that I know, I hate you all&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;font-size:130%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; And the people that I don't, I hate you all&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;font-size:130%;"  &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; Oh, I hate you all&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe title="YouTube video player" src="http://www.youtube.com/embed/7pNCR3xubgU" frameborder="0" height="390" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1680890486193571585?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1680890486193571585/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1680890486193571585&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1680890486193571585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1680890486193571585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/02/all-people-on-street-i-hate-you-all.html' title='bugünün soundtrack&apos;inde #1'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/7pNCR3xubgU/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2322272960859909136</id><published>2011-02-20T11:16:00.008+02:00</published><updated>2011-11-26T13:01:50.346+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür endüstrisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>dizüstü edebiyat: postmodern parody ve pastiche</title><content type='html'>aslında yazmayacaktım. sonuçta benim tercihim o korkunç kitapların hepsine para vermek ve vaktimi boşa harcamak. yani merak zararlı bir şey. cebine zarar, beynine zarar, sinirlere zarar. her kitaptan sonra içindeki zırvalıkları boşverip "bari biri okusaydı da yazım hatalarını düzeltseydi" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-bs2tGnm0MYc/TWDu7IKm7vI/AAAAAAAABx0/hj2XvCSVr-Q/s1600/diz%25C3%25BCst%25C3%25BCedebiyat.png"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5575719038256344818" src="http://1.bp.blogspot.com/-bs2tGnm0MYc/TWDu7IKm7vI/AAAAAAAABx0/hj2XvCSVr-Q/s400/diz%25C3%25BCst%25C3%25BCedebiyat.png" style="cursor: pointer; display: block; height: 158px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pucca, Sami Hazinses, Onur Gökşen ve en son Pink Freud.. Dizüstü edebiyat akımından bahsediyorum. bir hızla kendi yarattıkları dünyanın kahramanı olan bu insanların diyarında neler oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;meğer "ben senden daha güzelim" bloggerları sonunda birbirlerini yemeye başlamışlar. bu işin "mucidi" cem mumcu da, bir tür kriz yönetimi olarak, "bakın aslında ne kadar da mutluyuz, gidenler gitsin kalan sağlar bizimdir" temalı partiyi düzenledi geçen hafta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün bunları benim buraya tekrar tekrar yazmamın gereği yok. kitabı çıkacak bloggerlar arasında bir numarada beklenen &lt;a href="http://herbokubilenadam.blogspot.com/2011/02/dizustu-edebiyat-olay.html"&gt;her boku bilen adam kendi anlatıyor zaten bu işten neden vazgeçtiğini.&lt;/a&gt; partinin dedikodularını da bugünün hürriyet pazar ekinde &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/pazar/17070385.asp?gid=59"&gt;kültürazzi'den okumak mümkün.&lt;/a&gt; twitter ve facebook sayfasında &lt;a href="http://twitter.com/#%21/PuCCaa/status/37235094372491264"&gt;yayınevinden ayrıldığına dair pucca'nın yaptığı açıklama&lt;/a&gt; sosyal medyada yeterince paylaşıldı. &lt;a href="http://www.dipnot.tv/4473/Pucca-Okyanusu-neden-terk-etti.aspx"&gt;neden ayrıldığı da farklı farklı sayfalarda&lt;/a&gt; yazıldı çizildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim söylemek istediğim, psikolog cem mumcu'nun feci çuvalladığı. bu insanların klavye şövalyeliklerinin gerçek hayatta bir karşılığının olmamasının yaratacağı hüsranı öngöremedi. sonuçta hepsi sıradan birer insandı. sıradan yazılar yazıyorlardı. yazdıkları sıradan "ama" komik, eğlenceli, düşündürücü ya da hepimizin hayatının bir parçası oldukları için çok okunuyorlardı. bu insanlara "hadi şimdi de bir kitap" yazın dendiğinde, başka bir kalıba girmeye zorlandılar, olmadı. o kalıp tutmadı. yazılanlar sahiciliklerini yitirince okuyucular hoşlanmadı. okunma oranını arttırmak için yapılan imza günleri, sokak partileri derken.. pink freud'un çıkardığı rezalet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;jameson gelir akla o zaman.. pink freud'un yaptıklarının, yazdıklarının karşılığıdır bu: &lt;a href="http://gayetkendimdeyim.blogspot.com/2010/11/ben-kimim-siz-kimsiniz.html"&gt;postmodern parody ve pastiche!&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-DKbLlY2ppms/TWDxrMh8CSI/AAAAAAAAByE/zYJH6iFVf7o/s1600/pinkfreud.png"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5575722063084914978" src="http://3.bp.blogspot.com/-DKbLlY2ppms/TWDxrMh8CSI/AAAAAAAAByE/zYJH6iFVf7o/s400/pinkfreud.png" style="cursor: pointer; display: block; height: 400px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 252px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h1 style="font-size: 28px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2322272960859909136?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2322272960859909136/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2322272960859909136&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2322272960859909136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2322272960859909136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/02/dizustu-edebiyat-postmodern-paradoy-ve.html' title='dizüstü edebiyat: postmodern parody ve pastiche'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-bs2tGnm0MYc/TWDu7IKm7vI/AAAAAAAABx0/hj2XvCSVr-Q/s72-c/diz%25C3%25BCst%25C3%25BCedebiyat.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-855742998228133109</id><published>2011-02-19T15:37:00.008+02:00</published><updated>2011-02-19T18:19:24.570+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='semih kaplanoğlu'/><title type='text'>yusuf üçlemesi: zamanın nasıl geçmediğini anladığımız filmler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-TkWzkx_L6No/TV_nHssMCMI/AAAAAAAABxk/LAKDv-Ke6oU/s1600/kitap-yusufun-ruyasi.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 280px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-TkWzkx_L6No/TV_nHssMCMI/AAAAAAAABxk/LAKDv-Ke6oU/s400/kitap-yusufun-ruyasi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5575428983149562050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;geçenlerde Semih Kaplanoğlu filmleri haftası düzenledim kendime. timaş yayınlarından çıkan sette hem üç filmin dvd'si hem de Uygar Şirin'in yönetmenle yaptığı nehir söyleşisi kitabı var. filmleri izlerken, söyleşide yönetmenin dünyasının kapılarını aralama fırsatım oldu böylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beni nasıl etkilediğini basite kaçmadan anlatmam mümkün olur mu bilmiyorum.&lt;br /&gt;belki o yüzden anlatmamayı tercih edeceğim bu sefer. (uygar şirin'in üçlemedeki filmlerin analizini okuduktan sonra hele..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama şunu fark ettim ki bu setin beni bu kadar etkilemesi sanırım beni sosyoloji okuduğum günlerde hissettirmesi. bir teori metnini anlamak için yanında başka okumalar yapmak zorunda kalırdım. o okumaları yaparken de farklı farklı teoriler ve teorisyenlerle tanışırdım. üç filmi peşpeşe seyrederken kitabı okumak tam da buydu aslında. uzaktan baktığım bir sinema türünün derinliklerini anlamaya başlamıştım bu set sayesinde. sadece kendi filmleri üzerine değil, sinema tarihi ve dünya görüşü üzerine anlattıklarıyla da birçok düşünce uyandırdı kafamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bence semih kaplanoğlu sinemasının kilidi şu soru-cevapta açılıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"zamanın nasıl geçtğini anlamadım" sözüyle bir meseleniz var galiba.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Sinemaya gittik, eğlendik, hoşça vakit geçirdik" deniyor. Ben dahil pek çok yönetmen, zamanın nasıl geçtiğinin anlaşılmadığı filmler yapmıyoruz. O yüzden bu söz garip geliyor bana. Ne diyebilirim? Benim filmimde zamanın nasıl geçmediğini anlayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün her şey bir yana, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yusuf üçlemesi ve semih kaplanoğlu &lt;/span&gt;şu cümleyle var olacak benim için:&lt;br /&gt;"istediğimiz şey olmazsa ne yapalım? evde oturur kitap okuruz biz de"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://chiydem.blogspot.com/p/film-kutusu.html"&gt;fragmanlar film kutusunda&lt;/a&gt;&lt;a href="http://chiydem.blogspot.com/p/film-kutusu.html"&gt;!&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-855742998228133109?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/855742998228133109/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=855742998228133109&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/855742998228133109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/855742998228133109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/02/yusuf-uclemesi-zamann-nasl-gecmedigini.html' title='yusuf üçlemesi: zamanın nasıl geçmediğini anladığımız filmler'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-TkWzkx_L6No/TV_nHssMCMI/AAAAAAAABxk/LAKDv-Ke6oU/s72-c/kitap-yusufun-ruyasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-7565261724375084336</id><published>2011-01-31T00:07:00.001+02:00</published><updated>2011-01-31T00:08:46.256+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çağan Irmak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çemberimde Gül Oya'/><title type='text'>"gözünü sevdiğim" adam anlatıyor: yaratmak mesai işi</title><content type='html'>&lt;object width="480" height="270"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xgtbnm_cayan-irmak-kosmos-uzerine_creation?additionalInfos=0"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xgtbnm_cayan-irmak-kosmos-uzerine_creation?additionalInfos=0" width="480" height="270" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xgtbnm_cayan-irmak-kosmos-uzerine_creation"&gt;&amp;Ccedil;ağan Irmak - Kosmos &amp;Uuml;zerine&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Y&amp;uuml;kleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/chiydem"&gt;chiydem&lt;/a&gt;. - &lt;a target="_self" href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/creation"&gt;Sanat ve animasyon videoları.&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-7565261724375084336?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/7565261724375084336/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=7565261724375084336&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7565261724375084336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7565261724375084336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/01/gozunu-sevdigim-adam-anlatyor-yaratmak.html' title='&quot;gözünü sevdiğim&quot; adam anlatıyor: yaratmak mesai işi'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8655749107652038339</id><published>2011-01-30T13:53:00.014+02:00</published><updated>2011-01-30T16:18:41.117+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>işimin sınırları vizyonumun sınırları, ya da tam tersi</title><content type='html'>kurumların başarısının endekslendiği misyon ve de vizyonları vardır. hedeflerini nasıl ve ne kadar gerçekleştirdiklerine bakılır. aynısı bireyler için de geçerli bence. misyon kağıt üzerinde yazılı iş tanımıdır aslında. ama o işin nasıl yapılacağı tamamen bireye kalmıştır. bireyin vizyonuna bağlı olarak o iş rezil de olabilir, vezir de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"dilimin sınırları, dünyamın sınırları" demiş Wittgenstein. düşünce mi önce gelir, dil mi diye tartışırken iddia şudur; birey nasıl ifade edeceğini bilmediği şeyi düşünemez. dolayısıyla ifade edilemeyen şey de düşünce olarak var olamaz. bence bundandır ki iyi edebiyatçılar sürekli sözlük karıştırır. yazmak için önce kelimeleri bilmek gerekir. ifade etmeyi bilmiyorsan, dile gelmez, yazamazsın. ben bu durumu bireysel vizyona uyarlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bireyin iş tanımında yazılı olanları gerçekleştirmesine yardımcı olacak olan da vizyonudur. eğer bilmiyorsa neler yapılabileceğini, o işi gerçekleştirmesi mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beni bu konuları düşünmeye iten de vizyonun en net örneğini gördüğüm dijital dünyadaki tasarım işleridir. bireyin vizyonu neyse, o tasarım işi de o kadardır. ne bir eksik, ne bir fazla. teknik kullanmayı bilen için bir araçtır. çünkü teknik "şunu nasıl yaparım?" sorusuyla gelişir. gelişimi sağlayan dijital bileşenlerden bağımsız, tamamen vizyon sahibi bireyle ilgilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yüzden ben en çok "şöyle bir şey olabilir mi?" diye sorduğumda "gene ne saçma bir şey istedi bu" demeyen bakışları severim. dijital dünyayı, hangi yazılımın neyle ilgisi olduğunu bana sabırla anlatan insanları severim. sonunda bir de "bir deneyelim, bakalım oluyor mu?" deniliyorsa eğer, onu alır pamuklara sarar, saklarım. çünkü bilirim, o iş ancak bu tür geniş vizyonlu insanlarla gelişir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8655749107652038339?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8655749107652038339/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8655749107652038339&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8655749107652038339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8655749107652038339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/01/isimin-snrlar-vizyonumun-snrlar-ya-da.html' title='işimin sınırları vizyonumun sınırları, ya da tam tersi'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1452604359850300882</id><published>2011-01-23T19:01:00.008+02:00</published><updated>2011-01-23T23:40:04.944+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>barışın bu topraklara gelmesine "kaç zil kaldı örtmenim?"</title><content type='html'>sene 2004. hemşirem yüksek lisans peşinde Leiden'da. ben de onu ziyarete gitmişim. aynı programda burcu diye bir kız var. bir gün üçümüz otururken yanımıza bir hollandalı geliyor ve muhabbet muhabbeti açarken "nerelisiniz?" diyor. ablam da "istanbul" diyor. burcu ablama bakıp, "ne demek istanbul, niye türkiye demedin?" diye soruyor. ablamın yanıtı basit, "ama ben istanbul'dan geliyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TTyfFwi8K9I/AAAAAAAABxE/JFaVguJm4uI/s1600/-kac-zil-kaldi-ortmenim.Jpeg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 160px; height: 230px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TTyfFwi8K9I/AAAAAAAABxE/JFaVguJm4uI/s400/-kac-zil-kaldi-ortmenim.Jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5565498160802704338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/kac-zil-kaldi-ortmenim-filiz-aygunduz/tanim.asp?sid=QE913QW45Z0K8WDUQSZR"&gt;&lt;br /&gt;"kaç zil kaldı örtmenim?" &lt;/a&gt;kitabını okurken birçok düşünce geçti aklımdan. ama en çok bu memleket meselesi dokundu bana. alt kimlik-üst kimlik durumları. biz-siz ayrımları. istanbul'dan giden biriyle, diyarbakır'dan giden biri "türkiye'den gelmek" noktasında birleşebilirler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 yaşında diyarbakır'ın küçük bir kasabası silvan'a öğretmen olarak atanan hoca'nım şöyle diyor bir gün: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kimlik tanımımın geldiğim kent üzerinden olması bile çok şey söylüyordu aslında... kürtler, türkler yoktu; kentler ve o kentin şekillendirdiği insanlar vardı sadece...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sene 2005. nantes'a gittim handushka'yı görmeye. şarabımızı aldık keyiften bir gece geçireceğiz. tirbuşon bulamadık. yan odadaki kızın kapısını çaldım ben de. mutfağa doğru ilerlerken klasik nerelisin, ne okuyorsun muhabbeti yapıyorduk. istanbul'dan geldiğimi duyunca şaşırdı. "arkadaşın?" dedi, "o da aynı" dedim. daha çok şaşırdı. "ama o sarışın"  dedi. "istanbul'da sarışınlar da var" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanların sırf nüfus kağıdında doğum yeri diyarbakır yazdığı için kötü muamele gördüğü bir ülkede yaşıyoruz biz. bir etiket o. daha tanımadan, tanışmadan yapıştırılan bir etiket.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;silvan'lı öğretmen mehmet anlatıyor kitapta: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"asıl niyetinin bir devlet kurmak olduğuna inanan insanlar tarafından asla anlaşılamasaydın... konuşmaya, tartışmaya bile yanaşmasalardı. yaşadığın şehirden olmayan birileri dönüp sana "hiç kürtlere benzemiyorsunuz..." deseydi, sen bilseydin bunu söylerken kürt olmakla kastettiğinin pek de iyi bir şey olmadığını... utansaydın sırf bu yüzden."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yurtdışına çıktığımda türk olduğuma inanmıyorlar hiç. beni hep ya italyan ya da ispanyol sanıyorlar" diyen bir beyaz türk'ün anlayamadığı nokta belki de tam olarak bu. ya da aynı beyaz türk'ün "niye bize vize uyguluyorlar, çile bu ya!" diye söylendiği nokta. çünkü sen türksün. sen bir avrupalı'nın gözünde potansiyel suçlusun. sense bu yaşadığından bir şey öğrenmek yerine, aynısını kendi ülkende yapıyorsun. çünkü sana bunu yapman öğretiliyor. sormaman, araştırmaman ve öğrenmemen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hoca'nım kürtler ve türkler üzerine konuşmak istemediğini söylüyor mehmet'e. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Çünkü" &lt;/span&gt;diyor mehmet&lt;span style="font-style: italic;"&gt;, "sen, sana öğretilenlerle yaşıyorsun, yeni bir şey öğrenmeye, ezberini bozmaya korkuyorsun. öğrenmek şöyle dursun, düşünmek bile istemediğin bir sürü şey var."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki kent arasında, iki kentte yaşadığı iki farklı kimlik arasında sıkışıyordu hoca'nım. &lt;span&gt; o zamanları anlatırken&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"İstanbul'u, arkadaşlarımı düşünmemeye çalışıyordum" &lt;/span&gt;&lt;span&gt;diyor. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"bir kapıyı sıkı sıkıya kapar gibi. kimse de "kalk gel"  demiyordu zaten. onlar istanbul'daki günlük hayatlarında, ben kendi mütevazı hayatımda, uzaktan selamlaşarak yaşıyorduk. insan alışıyordu, kafasını kapıdan dışarı çıkarmaya yeltenmediği sürece."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;kafamızı kaldırıp bütün bu soruları sormanın vakti hala gelmedi mi sizce de? insanların faili meçhul cinayetlere kurban gittikleri bir ülkede korku içinde yaşamamız yetmedi mi?&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;barışın bu topraklara gelmesine "&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;amp;ArticleID=1034213&amp;amp;Date=27.07.2010&amp;amp;CategoryID=42"&gt;kaç zil kaldı örtmenim?&lt;/a&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1452604359850300882?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1452604359850300882/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1452604359850300882&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1452604359850300882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1452604359850300882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/01/barsn-bu-topraklara-gelmesine-kac-zil.html' title='barışın bu topraklara gelmesine &quot;kaç zil kaldı örtmenim?&quot;'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TTyfFwi8K9I/AAAAAAAABxE/JFaVguJm4uI/s72-c/-kac-zil-kaldi-ortmenim.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-7388432413263832526</id><published>2011-01-16T14:16:00.004+02:00</published><updated>2011-01-16T14:30:22.782+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='paprika.pasaj'/><title type='text'>hayal edilen her şeyi gerçeğe dönüştürüyoruz: paprika.pasaj</title><content type='html'>ben kendimi bildim bileli annem eliyle bir şeyler üretir. evin her yerinden yün yumakları fışkırır mesela. geceler boyu örer; televizyon karşısında, biriyle sohbet ederken ya da misafirlikte fark etmez, annem hep örer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örgüden dantele geçti bir ara, ama asıl radikal değişimi patchwork dünyasını keşfetmesiyle yaşadık. her yerden kumaş parçaları çıkıyor şimdi. parça parça kesiliyor onlar, etrafları düzeltiliyor, önce bir parçayla, sonra başka bir parçayla birleştiriliyor, sonunda bir bakıyorsun 400 parçalı iki kişilik bir yatak örtüsü olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hangi renk hangi renkle gider tartışmalarında bir türlü anlaşamıyoruz. ben ne kadar patlayan renkleri birlikte kullanmak istesem, annem de o kadar temkinli yaklaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TTLktEAWh9I/AAAAAAAABw0/upu_VQgK4j4/s1600/Picture%2B2.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 294px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TTLktEAWh9I/AAAAAAAABw0/upu_VQgK4j4/s400/Picture%2B2.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562759952576448466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/www.paprika.pasaj.com"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;anlaşabildiğimiz tek konu artık bunları satalım noktası oldu.&lt;br /&gt;patchwork sınıfından arkadaşının verdiği ürünlerle gittik &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;pasaj.com&lt;/span&gt;'da bir dükkan açtık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/www.paprika.pasaj.com"&gt;www.paprika.pasaj.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;ürünler anneme geliyor, sonra ben onların fotoğraflarını çekiyorum, tek tek yüklüyorum, ürünlerin özelliklerini annemden öğrenmeye çalışıyorum, ücret belirliyoruz ve alıyoruz vitrine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vitrinimiz giderek zenginleşiyor.&lt;br /&gt;bulduğum ilk fırsatta ben de takı dünyama geri dönüp burayı besleyeceğim.&lt;br /&gt;başka ürünler de var hayalimde ama eminim ben işe kalkıştığımda annem "olmaz öyle chiydem, saçmalama"  diye başımın etini yiyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen gerçekleşmeyecek hayaller kuruyor olabilirim ama gene de gerçeğe dönüşmesi için çabalıyorum. göle maya çalmak gibi diyebilirsiniz ama emin olun bir kısmı gerçekten tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"benim de şöyle bir hayalim var, yapar mısınız?" derseniz paprika.pasaj@gmail.com'a yazın.&lt;br /&gt;ben annemi ikna ederim, siz merak etmeyin!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-7388432413263832526?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/7388432413263832526/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=7388432413263832526&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7388432413263832526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7388432413263832526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/01/hayal-edilen-her-seyi-gercege.html' title='hayal edilen her şeyi gerçeğe dönüştürüyoruz: paprika.pasaj'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TTLktEAWh9I/AAAAAAAABw0/upu_VQgK4j4/s72-c/Picture%2B2.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2703165640140513970</id><published>2011-01-14T11:13:00.000+02:00</published><updated>2011-09-16T11:46:53.193+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kül'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>On seneden uzun süren bir hikaye</title><content type='html'>orta son sınıftayız. olağan bir gün. tenefüse çıkıyorum. muhtemelen kantine gidiyorum, yan sınıftaki arkadaşlarımla laflıyorum, üst sınıftan beğendiğim çocuğu kesiyorum. zil çalıyor, sınıfa dönüyorum. metal bir kalemkutum var. hediye mi gelmiş, yoksa bizimkiler mi almış hatırlamıyorum. ama o sıralar en değerli varlığım o kalemkutusu. sıraya oturuyorum. çenem her daim düşük. önümdekine, arkamdakine laf yetiştiriyorum. sonra gözüm kalemkutusuna takılıyor. üzerinde siyah siyah lekeler var. yer yer ezilmiş. "kim yaptı?" diye bağırıyorum. sinirli bir insanım. bilen biliyor. herkes susmuş bana bakıyor. kalemkutusunu bir açıyorum ki bir not, "özür dilerim" yazıyor. kafamı kaldırıyorum en ön sıradan bana bakan bir çift gözle karşılaşıyorum. olay çıkarmamdan korkan bir çift göz. o an ne yaptığımı hatırlamıyorum. sessizce yerime oturmadığım kesin. çevredekilerin "boşver, böyle bir çocuk işte bu" demeleriyle sakinleşmişimdir büyük ihtimalle. çünkü o, öyle bir çocuktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni keşfettiği davul çalma sevdasıyla bütün günü elinde bagetlerle geçirirdi. sıralara, defterlere vura vura müzik yapardı. belli ki o tenefüs benim kalemkutusu da zil olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On seneden uzun süren bir hikaye.&lt;br /&gt;farklı gruplarla farklı işlerini uzaklardan takip ettim. kimi zaman coğrafi, kimi zaman duygusal mesafeler girdi araya. kimi zaman "çok özledim davulunu dinlemeyi, bir konserinize gelsem" dedim. demo kayıtlarını yolladı bana. davulu duyduğum her an hüzünlerimden sıyrıldım hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TTLDKfv4lJI/AAAAAAAABwk/K47RpRPplVU/s1600/k%25C3%25BCl.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TTLDKfv4lJI/AAAAAAAABwk/K47RpRPplVU/s400/k%25C3%25BCl.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5562723074844431506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;sene 2005. "Fransa'nın bir köyü" dediğim Amiens'deyim. evimden kilometrelerce uzakta ayakta kalmaya çalışıyorum. küçücük bir odam, iki hoparlörüm ve bir de cd çalarım var. buzdolabı yok, yemek derdi çekiyorum. 30 kişi ile aynı duş ve tuvaleti kullanıyorum. moralim bozuluyor kimi zaman. duygusal iniş-çıkışlar da binince üzerine dünyada bir başıma kaldığımı zannediyorum. bambaşka bir boyutta yeni bir hayat kurmaya çalıştığım brutto'ya İstanbul'dan bir cd geliyor o günlerde. Nokia Supersound yarışmasının finalistlerinin kaydı çıkıyor içinden. odada Kül çalmaya başladığında yaşadığım heyecanı nasıl tarif edebilirim ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi albümleri çıkıyor.&lt;br /&gt;geçen gece evde oturmuş ilk videolarını izlediğimde çaktırmadım ama çok mutlu oldum. (neden çaktırmadım bilmiyorum, eleştirel gözle bakmak ve "daha iyi nasıl olur acaba?" diye düşünmek bir hastalık galiba.)&lt;br /&gt;bir insanın "ben müzik yapmak istiyorum" inadının seyircisiyim yıllardır. (destekçisi olmaya da çalıştım zaman zaman.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çevresinde aynı inadı, aynı hisleri paylaşan insanlarla güzel güzel yol alıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÜL - Akay, Arın, Koray, Mehmet&lt;br /&gt;DERİN - "düşerken.. düşünme.. peşimden atla!"&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.myspace.com/kultr"&gt;www.myspace.com/kultr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/4M53bqz1HSs?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/4M53bqz1HSs?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" height="385" width="640"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2703165640140513970?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2703165640140513970/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2703165640140513970&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2703165640140513970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2703165640140513970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/01/on-seneden-uzun-suren-bir-hikaye.html' title='On seneden uzun süren bir hikaye'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TTLDKfv4lJI/AAAAAAAABwk/K47RpRPplVU/s72-c/k%25C3%25BCl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-3280057275013092230</id><published>2011-01-01T21:21:00.008+02:00</published><updated>2011-01-01T23:10:10.756+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzecilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal medya'/><title type='text'>Hatay Arkeoloji Müzesi'nin Facebook sayfası hacklendi!</title><content type='html'>sosyal medya tehlikeli bir mecra.&lt;br /&gt;kurumlar burada dururken dikkat etmeli. yazılanlar kurumsal duruşu yansıttığı için önemli.&lt;br /&gt;bu yazı aslında bununla ilgili değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazı bir kurumun sosyal medyada başına gelebilecek en kötü şeylerden birini içeriyor:&lt;br /&gt;şifreniz çalındı ve yöneticiliği yitirdiniz, ne yapacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR9_TQu5R3I/AAAAAAAABvc/UPE_iqjwhBI/s1600/Picture%2B2.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 325px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR9_TQu5R3I/AAAAAAAABvc/UPE_iqjwhBI/s400/Picture%2B2.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5557300434084382578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hatay Arkeoloji Müzesi'nin &lt;a href="http://www.facebook.com/#%21/pages/HATAYANTAKYA-ARKEOLOJI-MUZESI/187942712526"&gt;Facebook sayfası&lt;/a&gt; hacklendi!&lt;br /&gt;Sayfa yöneticileri şimdi ne yapacak?&lt;br /&gt;İşin (traji) komik tarafı sayfa yöneticisi olan kişinin bilgisayar korsanı tarafından yazılan "satılıktır" postunu beğenmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR-A2ox7D1I/AAAAAAAABvk/wqmsRuy3AkE/s1600/Picture%2B6.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 108px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR-A2ox7D1I/AAAAAAAABvk/wqmsRuy3AkE/s400/Picture%2B6.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5557302141346582354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;belli ki işin tehlikede olduğunu ilk bakışta anlayamamış. biri şaka yapıyor sanmış.&lt;br /&gt;sayfanın diğer yöneticisinin böyle bir şaka yaptığını düşündü muhtemelen.&lt;br /&gt;bu da sosyal medya çalışmalarında başka bir soruyu sorduruyor; kurum sayfalarında kaç yönetici olmalı ve her yönetici istediği şeyi yazabilme özgürlüğüne sahip olmalı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatay Arkeoloji Müzesi'nin &lt;a href="http://www.facebook.com/#%21/pages/HATAYANTAKYA-ARKEOLOJI-MUZESI/187942712526"&gt;Facebook sayfasını&lt;/a&gt; inceledim bu vesileyle.&lt;br /&gt;Önüne gelen bir şeyler yazmış.&lt;br /&gt;Kimi Hatay seyahati için fikir istemiş, kimi kayıp köpek ilanı paylaşmış, kimi memleketine duyduğu hasreti dile getirmiş, kimi ise daha ne olduğunu bilmediği bir meslek hakkında soru sormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR-CBYcRv2I/AAAAAAAABv0/2BZPpb2onMY/s1600/Picture%2B5.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 160px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR-CBYcRv2I/AAAAAAAABv0/2BZPpb2onMY/s400/Picture%2B5.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5557303425451016034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;sosyal medya paylaşım ortamı, karşılıklı iletişim ortamı ama onun da bir sınırı var bence.&lt;br /&gt;kurumla ilgili olmayan şeyler kaldırılmalı, paylaşımına izin verilmemeli. bu mecralarda yer alıyorsanız kontrol etmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;müze yöneticilerinin bu sayfadan haberi var mı merak ediyorum. kişisel bir girişim de olabilir; müzeye yardım ettiğini sanan biri de bu sayfayı açmış olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yıllar önce üniversitede okurken Pera Müzesi'nin Facebook grubuna üye olmuştum. (o zamanlar sayfa uygulaması çıkmamıştı henüz.) bir gün Sabancı Müzesi'nin haberi geldi bu gruptan. yöneticiye mesaj attım "başka bir müzenin ilanını bu gruptan göndermeniz uygun mu?" diye. beni gruptan atmıştı. ben tekrar üye oldum. yine attı. sonraki denemem de fark ettim ki gruba üye olmam engellenmiş. yönetici hakkında yaptığım küçük araştırmada aynı kişinin Pera Müzesi, Sabancı Müzesi ve hatta AKB 2010 gruplarını kurduğunu ve kendini "kültür-sanata destek olan biri" olarak tanımladığını gördüm. o sadece doğru olduğunu düşündüğü şeyi yapıyordu. kötü bir niyeti yoktu. kültür-sanat haberlerini olabildiğince yaymaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lisans tezimin çalışmaları sırasında müze yetkilileriyle görüşürken bu hikayeyi anlattım. grubun yöneticisiyle iletişime geçmişler. yönetici Adana'da yaşayan bir genç kızmış ve sayfa yöneticiliğini müzeye devretmeyi kabul etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umarım Hatay Arkeoloji Müzesi de durumdan haberdardır ve bu sayfanın yönetimini kontrol altında tutuyorlardır. sosyal medya dediğimiz tehlikeli bir mecra. sizi rezil de eder, vezir de.&lt;br /&gt;o yüzden hep kontrol altında tutmak gerekir. sınırlarını belirlemek gerekir. ne yapacağınızı, nasıl yapacağınızı belirlemeniz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne de olsa televizyonda sık sık duyduğumuz gibi "kontrolsüz güç, güç değildir."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-3280057275013092230?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/3280057275013092230/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=3280057275013092230&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3280057275013092230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3280057275013092230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/01/hatay-arkeoloji-muzesinin-facebook.html' title='Hatay Arkeoloji Müzesi&apos;nin Facebook sayfası hacklendi!'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR9_TQu5R3I/AAAAAAAABvc/UPE_iqjwhBI/s72-c/Picture%2B2.png' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-9131454569533296546</id><published>2011-01-01T18:41:00.008+02:00</published><updated>2011-01-01T20:02:31.195+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>zaman değişiyor yeni yıl oluyormuş, peki ya sen?</title><content type='html'>yeni yıla koşarak girdim.&lt;br /&gt;son iki haftadır konudan konuya, mekandan mekana, kişiden kişiye koşturdum durdum.&lt;br /&gt;pişman değil ama yorgunum..&lt;br /&gt;biliyorum bu yıl yine koşucam, zaten hayatı koşarak yaşayanlardanım.&lt;br /&gt;(bu aralar "ben şunlardanım" günlerimdeyim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok özeniyorum sakinliğe ama.&lt;br /&gt;arada bir durup kendine zaman ayırabilenlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR9k_Ge5q0I/AAAAAAAABvM/DBwQVg0wImk/s1600/2_2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 335px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR9k_Ge5q0I/AAAAAAAABvM/DBwQVg0wImk/s400/2_2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5557271500433238850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"kendine zaman ayırmak" da ayrı bir tartışma öbeği bence.&lt;br /&gt;ne yapılır ki bu zamanlarda diğer zamanlardan farklı olarak?&lt;br /&gt;her şeyi aynı anda yapmak benim bildiğim, zamanları, mekanları, insanları ayıramıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen gün düşündüm geçmiş-şimdiki-gelecek diye üçe ayırmışlar ya zamanı, tamamen yalan. hepsi o an. geçmişten gelenle gelecekten umduğun, içinde bulunduğun anda birleşiyor ve işte sen o duyguyu o yüzden yaşıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR9lncGElZI/AAAAAAAABvU/mmg7AMOJWt0/s1600/1_2.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 335px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR9lncGElZI/AAAAAAAABvU/mmg7AMOJWt0/s400/1_2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5557272193429443986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;beni yanlış anlama, karamsar sanma, ama yeni yıla da çok fazla umut bağlama.&lt;br /&gt;bir şey değişmiyor, zaman değil, asıl sen değişmedikçe..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-9131454569533296546?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/9131454569533296546/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=9131454569533296546&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/9131454569533296546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/9131454569533296546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2011/01/zaman-degisiyor-yeni-yl-oluyormus-peki.html' title='zaman değişiyor yeni yıl oluyormuş, peki ya sen?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TR9k_Ge5q0I/AAAAAAAABvM/DBwQVg0wImk/s72-c/2_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-4814600035591538636</id><published>2010-12-26T16:52:00.007+02:00</published><updated>2010-12-26T17:50:17.039+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>"her şeyi bırakıp restoran açıcam ben" diyenlere</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TRdfEO8uZGI/AAAAAAAABug/k58uWW1PHRc/s1600/Picture%2B1.png"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 194px; height: 155px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TRdfEO8uZGI/AAAAAAAABug/k58uWW1PHRc/s400/Picture%2B1.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5555013191721706594" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bazı şeyler vardır, ilk bakışta onu seveceğinizi anlarsınız.&lt;br /&gt;bazı insanları sırf bakışlarından seversiniz, bazı kitapları isimlerinden, bazı filmleri konularından.. daha önceki deneyimleriniz zaten rehberinizdir seçimlerinizde.&lt;br /&gt;ben de &lt;a href="http://www.dr.com.tr/Product.aspx?pid=0000000328187"&gt;5. Kat dvd&lt;/a&gt;'sini görünce "kesinlikle çok sevicem ben bu filmi" diye aldım ve sonunda hiç de şaşırmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasemin Alkaya'nın "işte sıradan bir gündü" dedirten oyunculuğu, restoranlarda hep kapalı kapılar ardında kalan "mutfak muhabbetleri", yıllardır içimde bir yerlerde sakladığım "bırakıp her şeyi bir mekan mı işletsem yahu" duygusu kilitledi beni filme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://eniyion.hurriyet.com.tr/default.aspx?mekanID=1218&amp;amp;siraID=3504&amp;amp;hID=10352578&amp;amp;mKat=0&amp;amp;type=2"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 336px; height: 176px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TRdgQg5-tII/AAAAAAAABuo/eLvIgq7UvBY/s400/Picture%2B2.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5555014502212088962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.5kat.com/"&gt;5. kat&lt;/a&gt;, bilenler bilir, Yasemin Alkaya'nın 11 yıldır Cihangir'de işlettiği bir restoran. "dükkan" diyor filmde birkaç kere, çok seviyorum. büyük-küçük ya da verdiği hizmet fark etmez, dükkan işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her gün gidilecek, baştan aşağı kontrol edilecek, eksikler giderilecek, aksaklıklar çözülecek, müşteri memnun edilecek. her gün sil baştan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hizmet sektöründe çalışanlar bilir müşteriyle uğraşmanın ne kadar zor olduğunu. "mutfakta" ne olursa olsun, asla yansıtamazsınız müşteriye. ayrıca müşteri her daim haklıdır. itiraz edemezsiniz. tatil köyünde çocuk klubünde çalışırken kafama vura vura öğrettikleri ilk şeydi bu; müşteriyle tartışamazsın ve hatta müşterinin önünde kimseyle tartışamazsın. biri geceden kalmadır, çıkamaz odasından, sen koşarsın; öteki havaalanına gider, onun işini sen yaparsın; çocuklar ağlar, başa çıkılamaz, sen koşar susturursun... her şey olağan aksaklığıyla devam ederken bir anda çocukların aileleri gelir. hepsinin derdi ayrıdır ve hepsi en çok kendi çocuklarının sevilmesini ve onunla ilgilenilmesini ister. sen de koşulsuz yaparsın. her çocuğun anlatılacak bir hikayesi olmalıdır. her çocuk ailesine o günden bir hikaye anlatmalıdır. senin görevin de o hikayeyi yaratmaktır.&lt;br /&gt;şef gelirdi gün içinde, "iyi misiniz? ben iyi değilim. çünkü çocukların ağızları kulaklarına gelmeli" der giderdi. çocuklar gülerse, aileler de gülerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TRdhKnlnYDI/AAAAAAAABuw/GvTUHM6GLAc/s1600/19-01-2007_05-28-22_4026.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TRdhKnlnYDI/AAAAAAAABuw/GvTUHM6GLAc/s400/19-01-2007_05-28-22_4026.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5555015500438134834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;5. katı izlerken hep o günler geldi aklıma.&lt;br /&gt;çocukları gösteriye hazırlarken yaşadığımız sıkıntılar; kostüm-makyaj stresi; denizde, karada, oyun odasında eğlendirme çabalarımız...&lt;br /&gt;ödül töreni yapılacak, birinin o diplomaları yazması gerekiyor, şekerler nerede, neden hala alınmadı, müzik sistemini kurdunuz mu, bahçeyi süslediniz mi, ikramlar geldi mi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün kıyı kasabasına yerleşip restoran açma hevesinde olanlar bir kez daha düşünsünler filmi izlerken. sular akmayacak, asansör bozulacak, kasapta istediğiniz et kalmayacak ve hatta şefiniz bir gün size olan aşkına karşılık bulamadığı için bırakıp gidecek. kadın olmak her daim, her sektörde zor. erkeklerle iş yapıyorsanız daha da zor. öncelikle sizi bir sex objesi olarak görmemelerini sağlamalısınız. ya kadınsı görünüşünüzden taviz vereceksiniz, ya da otoritenizden asla taviz vermeyeceksiniz. bir şeye sinirlendiğinizde haklı olup olmamanız değil, kadın olmanız dert olacak. kadın gene kapris yaptı, kadının gene periyodu yaklaştı... ne kadar tanıdık değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TRdhc0OkCGI/AAAAAAAABu4/j8pdUMuzGCA/s1600/9501.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 266px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TRdhc0OkCGI/AAAAAAAABu4/j8pdUMuzGCA/s400/9501.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5555015813068752994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;3 ay boyunca her akşam mutfağa giriyor Yasemin, 3 ay boyunca her akşam 100 kişiye yemek yapıyor. başlangıçlar, ara sıcaklar, ana yemekler birbirine girmeden çıkmalı o mutfaktan. kim sağlayacak bu düzeni? şef. şef nerde? işletmeciye aşıktı, karşılık alamayınca onu cezalandırdı, işi bıraktı gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gece sona erer, bir yandan garsonlar ortalığı toparlar, Yasemin elinde kadehi Boğaz manzarasına bakar..&lt;br /&gt;"Bir gün olur ya 5. kat hayatımdan çıkarsa, bazen düşünüyorum acaba en çok neyini özlerim, ya da özler miyim, ya da en çok nasıl hatırlarım 5. Kat'ı. İskambil kağıdıyla ev kurmaya benziyor. Her gün her şeyi yeniden yapıyorsun ve ikinci katı çıkma şansın hiç yok. Her gün aynı şeyleri baştan yapmak zorundayız. Bir gün elektrik gidiyor, bir gün doğalgaz yok, bir gün asansör bozuluyor, bir gün en güvendiğin personel gelmiyor. 3 aydır mutfaktayım, çünkü aşçım kaçtı. Ama bu problem için yapabileceğim hiçbir şey yok."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şöyle diyor benim zihnim de o anda "oturup yemekleri benim yapmam dışında."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;5. Kat&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;dvd (2005)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yapımcı-Yönetmen-Senarist-Oyuncu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yasemin Alkaya&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-4814600035591538636?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/4814600035591538636/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=4814600035591538636&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4814600035591538636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4814600035591538636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/12/her-seyi-brakp-restoran-accam-ben.html' title='&quot;her şeyi bırakıp restoran açıcam ben&quot; diyenlere'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TRdfEO8uZGI/AAAAAAAABug/k58uWW1PHRc/s72-c/Picture%2B1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2441542532360858787</id><published>2010-12-25T14:37:00.003+02:00</published><updated>2010-12-25T14:54:11.542+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>günler oldu, hiç duramadım</title><content type='html'>insan ne yapıyorsa kendine yapıyor gerçekten. &lt;br /&gt;hayalleri, arzuları ne kadar sınırlıysa, kişinin hayatı o kadar kolaylaşıyor galiba.&lt;br /&gt;bense sürekli "şunu da yapsak olmaz mı?" diye gezinenlerdenim. ya da biri yanıma "bak, şu da varmış" diye geldiğinde, "hadi biz de deneyelim"cilerdenim. &lt;br /&gt;bütün bunlar da hava, su ve yol olarak geri dönüyor bana tabi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir toplantıdayız. bir tek benim dertlendiğim bir şey var ortada. &lt;br /&gt;döndürüp dolaştırıp konuyu oraya getiriyorum. düzeltilmesi gerektiğine inandırmaya çalışıyorum karşımdaki 5 kişiyi. ikna oluyorlar. teknik yollarını konuşuyoruz. "şu şöyle yapılırsa, bunu çözeriz" diyorum ben. herkes önerimi mantıklı buluyor. "o zaman sen onları yap, yolla" denildiğinde ben sessizce not alıyorum defterime. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün dayanamadım ve "kendi kendime kaşınıyormuşum gibi geliyor" dedim yüksek sesle. çok sevdiğim bir yönetici "biraz öyle oluyor" dedi gülerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işi kendibaşıma yapacak olsam ne ala. &lt;br /&gt;bazen 3, bazen 5 kişinin beraber çalışması gerekiyor. kişilerin üstüne bir de bazen 2 kurum, bazen 3 kurum oluyor hatta. &lt;br /&gt;işte o zaman kaosa hoş geldiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ondan gelen maili ona gönder, berikinin yolladığı yorumları toparla ötekine yolla.&lt;br /&gt;koş oraya çizime bak, gel buraya diğerlerine durumu anlat. &lt;br /&gt;"uzun mail atma" der biri, "kafasını karıştırma insanların".&lt;br /&gt;"uzun uzun yazmadan nasıl anlatabilirim yaptıklarımızı?" derim ben gözlerimi kocaman kocaman açarak.&lt;br /&gt;benden usanır ve "ne halin varsa gör" der, o uzun mailleri hiç okumaz.&lt;br /&gt;ben ona yine sözlü açıklama yaparım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günler oldu hiç durmadım.&lt;br /&gt;o yapılacak işler listesi sürekli kabardı.&lt;br /&gt;işleyen demir parlar, bizim ofis karıncalar gibi çalışarak yaşar.&lt;br /&gt;sözler verilir, telefonlar açılır "mutlaka görüşelim, çok özledim" cümleli söylenir ama günler hiç uymaz. ofisten çıkılamaz. çıkılsa da gidilmeye enerji kalan tek yer Asmalı Cavit'tir. o bir duble rakı candır. masada susulmaz yine iş tartışılır. "tamam, sen onu yap, ben bunu yaparım"lar uçuşur etrafta. o rakı masasına oturan herkes bizim işleri dinler. "yeter artık, bütün gün bunu konuşuyorsunuz beraber, başka bir şey konuşalım" diye itirazlar yükselir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir şey değişmez, durulmaz, konuşulur, yazılır, çizilir, tartışılır...&lt;br /&gt;durursam hayatımda bir eksiklik olurmuş gibi gelir.&lt;br /&gt;duramam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2441542532360858787?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2441542532360858787/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2441542532360858787&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2441542532360858787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2441542532360858787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/12/gunler-oldu-hic-duramadm.html' title='günler oldu, hiç duramadım'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5984375927675346381</id><published>2010-11-18T15:29:00.004+02:00</published><updated>2010-11-18T15:57:45.084+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='New York'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Broadway Show'/><title type='text'>New York Günleri #4</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TOUwKZ9JpbI/AAAAAAAABuU/2KPW7wwEm6c/s1600/NY.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TOUwKZ9JpbI/AAAAAAAABuU/2KPW7wwEm6c/s400/NY.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540887871873459634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;dün eve geç gelince yazamadım.&lt;br /&gt;bir de diş ağrım tuttu sanki çok gerekliymiş gibi.&lt;br /&gt;sol tarafta ince bir sızı var, duymazdan gelirsem geçer gider diye düşünüyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah Brooklyn taraflarına gittik hemşiremle. Bedford Ave'da gezindik. buranın alternatif, bohem hayatının mekanıymış. ikinci el bir dükkana uğradık. kendisini vintage olarak değerlendiren bir yer. kitapçılar, öğle yemeği derken döndük Manhattan tarafına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;99¢ dükkanına attık kendimizi. sonsuz zırvalıklar arasında gezinip saçma sapan şeylerle doldurduk yine sepeti. kahvelerimizi içerken şehrin ortasına konumlandırılan parklardan birinde oturduk. kısa dönem ve gelecek dönem planlarından bahsederken çevredekilerle eğlendik. nasıl da pis şeyler yiyorlar bu adamlar, nasıl da alakasız duruyorlar hayattan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;metroda NY'un nasıl da bir dünya şehri olduğunu anlattı bana hemşirem. NY Times Out'un eski sayılarından birinde bir makale okumuş bununla ilgili. insanın burada kendini nasıl yabancı hissetmediğini tartıştık bir süre. İstanbul'la kıyasladık. buranın yerlisi olmayınca burada yaşayan herkes sahipleniyor işte şehri. bizdeki gibi "seni yenip memleketime dönücem ey İstanbul" zihniyeti olmuyor. çünkü bir şekilde herkes özgürlüğe geliyor buraya, özgürlük hayalinin peşinden geliyor. ne kadarı bunu gerçekleştiriyor, ne kadarı arafta kalıyor o ayrı bir tartışma konusu. bir sonraki metroyu bekliyor bu konu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akşam da harika bir Broadway Show'una gittik: Greenday's American Idiot. ben bu gösterinin üzerine bir kelamda bulunmayım, dileyen videoyu izlesin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="640" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/MGkclalr4fU?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/MGkclalr4fU?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son 2 gün.. bu şehirden gitmek istemiyorum.&lt;br /&gt;hüzünlüyüm..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5984375927675346381?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/5984375927675346381/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=5984375927675346381&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5984375927675346381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5984375927675346381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/11/new-york-gunleri-4.html' title='New York Günleri #4'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TOUwKZ9JpbI/AAAAAAAABuU/2KPW7wwEm6c/s72-c/NY.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-4413227791909226843</id><published>2010-11-17T05:24:00.004+02:00</published><updated>2010-11-17T05:38:14.421+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='New York'/><title type='text'>New York Günleri #3</title><content type='html'>bugün neredeyse bütünüyle alışverişe ayrılmış bir gündü. müze dükkanlarında başlayan gün Strand'de kitap rafları arasında sonlandı.&lt;br /&gt;elim kolum ıvır zıvırla dolu döndüm eve. tabi ki hemşirem söylendikçe söylendi.&lt;br /&gt;bir de tabi eve her gün gelen çeşitli Amazon siparişleri var.&lt;br /&gt;bir köşede büyütüyorum hepsini.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TONNp6dfRSI/AAAAAAAABuM/_sKbiDhcOYg/s1600/deliverystatus.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 300px; height: 349px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TONNp6dfRSI/AAAAAAAABuM/_sKbiDhcOYg/s400/deliverystatus.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540357349058757922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bayramda New York'a gidiyorum" dediğim anda Amazon işaretleri dönmeye başlıyordu insanların gözlerinde. tabi devamında "bir şey ister misiniz?" sorusu geliyordu benden. bu sorunun devamında ablamın adresini veriyor oluyordum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oradan buradan o kadar çok istek geldi ki, sadece yakınlarımın siparişlerine onay verdim.&lt;br /&gt;o bile küçük bir tepecik oluşturdu odada.&lt;br /&gt;hatta hala alınmayan ve gelmeyen siparişler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sabah metroya yürürken bugüne kadar buradan taşıdığım siparişleri düşündüm: fotoğraf makinesi, birkaç adet dizüstü bilgisayar, ilaç, kitap, saat, tango ayakkabası, mikrofon..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdiki listeme hiç girmiyorum, zira benim bile aklım karışıyor o çeşitliliğe.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-4413227791909226843?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/4413227791909226843/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=4413227791909226843&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4413227791909226843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4413227791909226843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/11/new-york-gunleri-3.html' title='New York Günleri #3'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TONNp6dfRSI/AAAAAAAABuM/_sKbiDhcOYg/s72-c/deliverystatus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-4223960211688768658</id><published>2010-11-16T07:10:00.005+02:00</published><updated>2010-11-16T07:31:46.925+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='New York'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal medya'/><title type='text'>New York Günleri #2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TOIWa9QiyAI/AAAAAAAABuE/dDCS1gf9LX0/s1600/image1.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 253px; height: 189px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TOIWa9QiyAI/AAAAAAAABuE/dDCS1gf9LX0/s400/image1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5540015143995492354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bugünkü ilk hedefim Soho civarlarında bulunan Phaidon kitapçısıydı.&lt;br /&gt;kesinlikle o dükkanda yaşayabilirim.&lt;br /&gt;bütün kitapları tek tek elledikten sonra mektubu yazıp katlayınca zarf olan kağıt-defterden aldım.&lt;br /&gt;gözüm arkada kala kala da kitapçıdan çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öğlen yemeğine China Town'a gittik.&lt;br /&gt;tabi ki porsiyonlar fazlasıyla büyük ve tadı da garipti.&lt;br /&gt;Çinlilerin uyduruk mallar ve kazık fiyatlarla turistleri kazıklamaya çalıştıkları dükkanlara baktım. hemşirem derse gitti o sırada. bir alışverişkoliği şehrin göbeğinde patlayacak bomba gibi bırakmış olmanın verdiği endişe de yok değildi hani yüzünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben en sakin halimle ikinci hedefime yöneldim: Muji.&lt;br /&gt;İstanbul'da olmayan çeşit çeşit defterlerin, kalemlerin ve bilmem ne kadar kırtasiye malzemesinin arasında kendimi kaybettim. oldum olası giyecek bakmam ben zaten bu dükkanda. yine bakmadım. taşıyabileceğimi bilsem neler neler sırtlanacaktım da, kendimi yine de dizginlemek zorunda kaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Broadway'den yukarı doğru yürürken adım başı Türk'e rastladım. hepsi de dükkanları talan etmenin peşinde alışverişleri hakkında konuşuyorlardı. en son 34th st.'e geldim, hemşiremin dersten çıkmasını bekliyorum, Didem Uzel geçti önümden. (sevgili durumundan New York sefası sürüyormuş dedikodusunu da vereyim..)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonrası bildik metro yolculuğu, market, eve gelip yemek hazırlama, bulaşık, tv karşısında yayılmaca..&lt;br /&gt;aylar sonra ilk defa sosyal medya hesaplarımla uğraşacak fırsat buldum bir de. bu gayet sevindirici durumdan yararlanıp &lt;a href="http://chiydem.tumblr.com/"&gt;chiydem.tumblr.com&lt;/a&gt; hesabımın tasarım ve içerik planlamasını tamamladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bayram sabahında huzurla uyuyabilirim artık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-4223960211688768658?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/4223960211688768658/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=4223960211688768658&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4223960211688768658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4223960211688768658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/11/new-york-gunleri-2.html' title='New York Günleri #2'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TOIWa9QiyAI/AAAAAAAABuE/dDCS1gf9LX0/s72-c/image1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5438437454705226086</id><published>2010-11-15T04:35:00.002+02:00</published><updated>2010-11-15T04:52:10.453+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='New York'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uçak seyahati'/><title type='text'>New York Günleri #1</title><content type='html'>8 ay sonra yeniden New York.&lt;br /&gt;o kadar zor geldi ki bu sefer uçak yolculuğu, bir ara gerçekten o uçaktan hiç inemicem zannettim. bir de yanlış hesaplamışım zamanı, kendimi 1 saat kaldı artık diye telkin ederken yemek servisi yapıldığını görünce "durdurun şu uçağı!!" diye bağırasım geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki şey bu şehre bir daha gelmicem dedirtiyor bana. 1. uçak yolculuğunun uzunluğu, 2. merdivenlerden görünen pasaport kuyruğu. hangisi hangisinden daha kötü bilemiyorum ayrıca. 2:15'ti yerel saatle tekerlekler yere değdiğinde ve 3:30'du havaalanında çıkabildiğimde. dehşet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben pasaporttan çıktım, kimseler yok ortada. eşyalarımı toplamaya çalışırken ilerden geliyordu bizimkiler, öyle bir seslenmiş ve ortalıkta zıplaya hoplaya koşmuşum ki herkes dönüp bize bakıyordu. hemşireme sarılmış zevzeklik yaparken "biriniz bavullarıma baksın" dedim, damat "bakıyorlar zaten şu an sen merak etme" dedi benim çıkardığım gürültüyü kastederek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben hiç yorgun olmadığımı iddia ettiğimden dışarı çıktık. yemek yiyelim vs diye ama sonrası bir yorgunluk bende. sokakta bayılmadan eve gelebildiğim için nasıl mutlu oldum anlatamam. sanırım sadece fiziki değil zihnen yorgun olmak da çökertiyor insanı. bir sürü şey var aklımda, atlamamam gereken, yapmam gereken, unutursam kendime kızacağım bir sürü şey..  dön dön dur sonra yatakta tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün M.A.'den arkadaşım geldi. kendisi Harvard'da doktora peşinde. ama benim için onun yeri yıldız haritalarında. ne olsa ona sorarım. o da bana yıldızlardan, güneşten ve aydan bahsederek açıklar. negatif neler oluyor o ara, onların etkileri nedir hepsini anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onunla geçirdim ilk NY gününü. public library'de 3 dini anlatan bir sergiye gittik önce. "Amerikalıların islamiyetle barışması" olarak değerlendirdi kendisi bu sergiyi. bence güzel hazırlanmış, anlatılmış bir sergiydi. fotoğraf çekilmesi yazıktı ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oradan Met Museum'a gittik. Kubilay Han sergisi varmış, onu görecekmiş bizimki. beni hiç açmadı tabi. (sergi gezmeyi sevmediğimi itiraf ettim bugün bir ara çok şaşırdı. müzeci olarak nelerle ilgilendiğimi sordu, tek tek anlattım. içinde sergi yoktu.) o sergiyi gezerken ben dükkanı dolaştım. ziyaretçileri gözlemledim. çoğunluk turistti tabi. sonra destekçileri düşündüm. büyük ihtimal onlar için düzenlenen ayrı günlerde geliyorlardır sergilere. özel, ayrıcalıklı geziler düzenleniyordur. bir de Met bile olsan, dünyanın bilmem ne kadar eseri olsa da elinde yine de süreli sergi yapmak zorundasın işte. neyse bu başka bir tartışma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hemşirem de geldi sonra. Strand'i gösterelim istedik. ne de olsa NY'un yeni turistik mekanlarından biri. ben şöyle bir etrafa bakınıp çıktım. gözüme kestirdim birkaç şeyi ama asıl alışverişimi internette araştırdıktan sonra yapacağım. daha ona vakit var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harvard öğrencisini Boston'a uğurladıktan sonra eve geldik hemşiremle. ben cebimde getirdiğim milyon tane hikayeyi ona anlatırken damat geldi ve "televizyon dizileri gibi bir hayatın var" dedi bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bol insanlı, bol aksiyonlu, bol heyecanlı bir hayatım var.&lt;br /&gt;bundan şikayet eden insanlar da var.&lt;br /&gt;yani benim hayatımın böyle olmasından.&lt;br /&gt;bu hikayeleri İstanbul'dan bu şehre taşıdıysam vardır elbet bir sebebi.&lt;br /&gt;bu şehirden İstanbul'a taşıyacağım hikayeleri de buradan takip edebilirsiniz.&lt;br /&gt;ben şimdi kitabımı okuyup önümüzdeki haftanın planını yapacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5438437454705226086?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/5438437454705226086/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=5438437454705226086&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5438437454705226086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5438437454705226086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/11/new-york-gunleri-1.html' title='New York Günleri #1'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-4023382642315078563</id><published>2010-10-31T20:48:00.004+02:00</published><updated>2010-10-31T21:08:57.486+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuğrişçim'/><title type='text'>çocukluk kahramanlarımdan birini daha yitirdim bugün</title><content type='html'>bugün yeniden karşılaştım ölümle.&lt;br /&gt;hastalık haberini önceden almıştık. iyileşiyordu, bazen kötüleşiyordu.&lt;br /&gt;"gitmiş" dedi annem.&lt;br /&gt;bu cümlenin karşılığı bende çocukluk kahramanlarımdan birine daha veda etmek demekti.&lt;br /&gt;14 sene yan yana kapılarda oturduğumuz Fikret Amca'nın gitmesi demek, babamın tavla arkadaşıyla yeniden buluşması demekti bir de.&lt;br /&gt;çayın saatlerce kaynadığı, yaşları aynı olan 4 çocuğun içeride yaramazlık yaptığı, annelerin birbirlerine örgü modelleri gösterdiği sıradan, olağan bir lojman hayatı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çocukluğuma dair en çok güldüğüm hatıraların da başkahramanıdır Fikret Amca.&lt;br /&gt;annem ve babam bir türlü susmayan benle hemşiremi kapının önüne koyarlar. bir süre gözden uzak olmamız için kendilerince buldukları bir çözüm heralde. hemşiremle ben apartman merdivenlerine oturur ağlarız bizi eve alsınlar diye. bir süre geçer. hemen açılmaz o yan kapı. o süreyi neye göre belirlerler bilemem. ama sonra Fikret Amca ve İpek Teyze belirir, ne olduğunu sorarlar, biz anlatırız. bizim kapı çalınır. aracı olurlar, "bir daha yapmicaklarmış, hadi affedin" derler, biz içeri ancak öyle alınırız.&lt;br /&gt;ne kadar çok yaşadık bu sahneyi bilmiyorum. bir de bunun tam tersi var tabi. Gökhan yaramazlık yaptığında İpek Teyze "Ayşegül Teyzen kızıyor bak" diye korkuturdu onu, kapılardan babamla annem toplardı bu sefer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hele bir gece hiç unutmuyorum evin içinde bir tantanaya uyandım. annem deli gibi koşturuyordu yan kapıyla bizim kapı arasında. meğer scrabble oynamaya dalan bu dörtlü sahur olduğunu ezan sesiyle fark etmişler ve ezan bitene kadar bir şeyler yemeye-içmeye çalışırlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra biz taşındık o binadan.&lt;br /&gt;hiç kopmadık ama. ne zaman hukukla ilgili bir konu olsa aranılacak kişi belliydi. Fikret Amca'da muhakkak sorunun cevabı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gülümsemesi, "naber çiğdoş?" demesi..&lt;br /&gt;bugün cenazede İpek Teyze'nin yanına gittiğimde "Fikret Amcan da gitti" dedi bana.&lt;br /&gt;içim o an yandı. tam o an.&lt;br /&gt;çok zaman geçmedi benim o rolde olduğum günlerin üzerinden.&lt;br /&gt;gelecek günlerde onları nelerin beklediğini düşündüm.&lt;br /&gt;kendi geçirdiğim günler geçti gözümün önünden bir de..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu cenazede en çok erkek çocuklara toplum tarafından biçilen rolü düşündüm.&lt;br /&gt;Gökhan.. 20'li yaşlarında bir genç delikanlı.&lt;br /&gt;cenaze toprağa verilirken kadınlar geride durur. erkekler ilgilenir defin işiyle ve adettendir aileden biri iner toprağa cenazeyi karşılamaya.&lt;br /&gt;Gökhan diye arandılar, Gökhan yoktu.&lt;br /&gt;toprak atılmaya başlandı yavaş yavaş.&lt;br /&gt;kürek elden ele geziyordu.&lt;br /&gt;Gökhan diye arandılar, Gökhan yoktu.&lt;br /&gt;kimbilir o an ne duygular içindeydi o.&lt;br /&gt;ama erkek çocuktu. dik durmalı, ağlamamalı ve dahası babasının üzerine toprak atmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyanın en kötü vedalaşma şekli bu bence.&lt;br /&gt;bir insan canının üzerine nasıl toprak atabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi hiçbir zaman yanıtını bulamayacağım başka soru; bir insan canıyla nasıl vedalaşabilir ki?&lt;br /&gt;o kadar özlüyorum ki tuğriş'i..&lt;br /&gt;yaptığım ve yapacağım tüm işler gelip geçiyor aklımdan, yayınlanan makaleler, alınan övgüler, tebrikler, geleceğe taşınan umutlar vs.&lt;br /&gt;ama o özlem anında o kadar çaresizim ki.&lt;br /&gt;bunu tarif etmem mümkün değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-4023382642315078563?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/4023382642315078563/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=4023382642315078563&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4023382642315078563'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4023382642315078563'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/10/cocukluk-kahramanlarmdan-birini-daha.html' title='çocukluk kahramanlarımdan birini daha yitirdim bugün'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8816846268574732713</id><published>2010-10-10T12:28:00.003+03:00</published><updated>2010-10-10T12:45:05.582+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TLGK-gmz-DI/AAAAAAAABtg/_vAy_8JSxT4/s1600/DSC04397.JPG"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TLGK-gmz-DI/AAAAAAAABtg/_vAy_8JSxT4/s400/DSC04397.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5526351024269555762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bazen hayat güzel süprizler de yapabiliyormuş, alışkın değil tabi bu bünye, şaşırıyor ve garip tepkiler verebiliyor. agresifleşiyor anlamsızca, suratı düşüyor sebepsizce, yüreği katılaşıyor gereksiz yere..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim ayını 2010'un en heyecanlı ayı ilan ediyorum. güneş takvimine göre senenin sonuna gelirken, chiydem takviminde senenin başlangıcı epey hareketli geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeni cümleler kurmak için heyecanlanıyorum; hem yazılı hem sözlü cümleler kuruyorum üstelik. cümlelerimin havada asılı, kağıtta mahzun kalmadığı günlerin özlemini dindiriyorum. normalime dönüyorum, hayatın inişli çıkışlı değil, statik de gidebileceği "normal" günlerle dolu olabildiği gerçeğini hatırlıyor ve kendime hatırlatıyorum sık sık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçek sorunların peşine düşüyorum, plan yapmaya başlıyorum yeniden; iş planı, arkadaşlarla görüşme planı, hayat planı.. kendime koyduğum sınırları kaldırıyorum. kendimi sarıp sarmaladığım, etrafıma doladığım bezi atıyorum, şeffaflaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir sene geçmiş verdiğim kararların üzerinden. ben bir senede "yeni chiydem" oluyorum.&lt;br /&gt;kadehimi dostlarımla yeni chiydem'e kaldırıyorum.&lt;br /&gt;bir kadeh de siz almaz mıydınız?&lt;br /&gt;lütfen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8816846268574732713?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8816846268574732713/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8816846268574732713&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8816846268574732713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8816846268574732713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/10/bazen-hayat-guzel-suprizler-de.html' title=''/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TLGK-gmz-DI/AAAAAAAABtg/_vAy_8JSxT4/s72-c/DSC04397.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-4286889810216581303</id><published>2010-09-12T20:54:00.010+03:00</published><updated>2010-09-12T21:41:11.547+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal medya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>Çevrimiçi Savaşlar: Mark Zuckerberg ve Facebook</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;[Facebook’a Hoş Geldin]&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Facebook çeşitli üniversite öğrencilerini sosyal ağlarla bir araya getiren çevrimiçi bir rehberdir. &lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Facebook’u şunları yapmak için kullanabilirsiniz:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Okulunuzda okuyan kişileri aramak;&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Kimlerle aynı sınıfta olduğunuzu öğrenmek;&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarınızın arkadaşlarını görmek;&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Sosyal ağınızı görüntülemek.&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaydolmak için, aşağıdaki bölümü tıklayınız. Kaydolduysanız, giriş yapabilirsiniz. (s.80)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TI0bPaK9MbI/AAAAAAAABtA/5RFH5Fgg4a0/s1600/mark1.jpg"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 182px; height: 129px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TI0bPaK9MbI/AAAAAAAABtA/5RFH5Fgg4a0/s400/mark1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516095070135988658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4 Şubat 2004&lt;/span&gt;’te Harvard Üniversitesi Kirkland öğrenci yurdunda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mark Zuckerberg &lt;/span&gt;hazırladığı internet sitesini arkadaşı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eduardo Saverin&lt;/span&gt;’e gösterdiğinde böyle yazıyordu sayfada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peki Facebook gerçekte neydi, ne için kurulmuştu ve sonra neler olmuştu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakında sinemada filmini (&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Social Network&lt;/span&gt;) de izleyebileceğimiz “&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kazara Milyarder&lt;/span&gt;” isimli kitapta &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben Mezrich&lt;/span&gt; bu soruları yanıtlamaya çalışıyor. İki arkadaşın yollarının nasıl kesiştiğini, süreçte hangi rolleri üstlendiklerini, Facebook fikrinin  ortaya nasıl çıktığını ve bir başarının arkadaşlıkları nasıl yok edebildiğini tartışıyor.                                                                                                                                                                                             &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 yıllık hikayeyi birkaç cümlede özetlemek elbette ki mümkün değil. Zaten bu hikayeyi okuyabileceğiniz, yukarıda bahsettiğim kitap dahil, birçok mecra varken bu yazının amacı da o değil. Bu yazı, bu satırları okuyan hemen hemen herkesin de bir sayfasının olduğu Facebook sitesinin temel amacının ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Eğer bu amacı anlayabilirsek, bugün insanların saatlerini harcadıkları bu sitenin kullanımını da değerlendirebiliriz. Bu yazı, bu satırları okuyan hemen hemen herkesin bir parçası olduğu sosyal medya bağımlılığının arkasında yatan felsefeyi anlamaya çalışıyor; neden sürekli statümüzü güncelliyor, profil fotoğraflarını değiştiriyor ve fotoğraflarımızı bu sitede paylaşıyoruz? Dikizlediğimizi biliyoruz ve dahası dikizlendiğimizi biliyoruz. Böylece mahremiyetin ortadan kalktığını, internet sayfasına konulan hiçbir şeyin evrende yok olmayacağını da biliyoruz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bizi Facebook’tan uzaklaşmaktan alıkoyan ne?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TI0bxay8VzI/AAAAAAAABtI/suXr92o_jxc/s1600/fb-mission.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 246px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TI0bxay8VzI/AAAAAAAABtI/suXr92o_jxc/s400/fb-mission.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516095654419257138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ben iki olguyla açıklayabildiğim iki unsur tespit edebildim ki bunlardan biri zaman ve mekan, diğeri de bireylerin utangaçlığı ve de üşengeçliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün o kadar çok şeyle uğraşıyoruz, gün içinde o kadar çok uyarıcıya cevap vermek zorundayız ki bir de çıkıp sosyalleşecek vaktimiz olmuyor. Hepimizin programları çok yoğun; aynı anda birkaç şeyle birden uğraşmak zorundayız ve her birinde en iyisi olmak için çok çalışmak zorundayız. Öte yandan, küreselleşme hepimizi dünyanın başka uçlarına serpiştirdi. Birbirimizi bulabileceğimiz, birbirimizden haber alabileceğimiz, yapacağımız güncellemelerle aranın açılmasına izin vermeyeceğimiz yegane yer oldu Facebook.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize yepyeni bir insan olma imkanı, sonsuz özgürlük sağlayan Facebook utangaçlık ve üşengeçlik için de bir çare. Karşı cinsten birini gördüğünde lal olan kişi ekran başında kendini rahatça ifade edebiliyor. Kimi zaman hile yapıyor başkalarının cümlelerini yazıyor statüsüne ya da fotoğraflarını koyuyor profil resmine ama sonuçta “kazanabileceğine” dair bir umut taşıyor. Her zaman hilekar olmasına da gerek yok, Facebook sağladığı çeşitli uygulamalarla, video ve haber paylaşımı gibi, kendinizi olduğunuzdan daha “cool” gösterebileceğiniz bir alan.&lt;br /&gt;Bütün bunları evinizde oturup klavyenin başında soğuk biranızı içerken yapabiliyorken giyinip sokaklara çıkmanın ne anlamı var? Özellikle de amacınız sadece karşı cinsle flört etmekse, Facebook size her şeyi bedava ve koşulsuz sunuyorken, sokaklarda para harcamaya ve çeşitli kurallara uymaya ne gerek var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TI0c5WllHbI/AAAAAAAABtQ/S2YNOyo8u2g/s1600/1577.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 272px; height: 204px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TI0c5WllHbI/AAAAAAAABtQ/S2YNOyo8u2g/s400/1577.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516096890240048562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Taylor ve Cameron Winklevoss&lt;/span&gt; kardeşleri, “Kazara Milyarder” kitabında, Facebook fikrini Mark’ın aklına sokan kişiler olarak görüyoruz. Bu ikiz kardeşler Harvard kürek takımındalar ve çok yoğun antreman programları var. Dolayısıyla sosyal yaşamları üye oldukları okul kulübü dışında sıfıra yakın ve bu durumdan kurtulmak için Harvard Connection isimli bir site kurmak istiyorlar. Mark’ı da bu sitenin yazılımcısı olarak görevlendiriyorlar. Mark onları oyalarken Thefacebook.com’u Eduardo’nun finansal desteğiyle kuruyor. Bu siteye üye olmak için harvard.edu ile biten bir mail adresinizin olması gerekiyor. Dolayısıyla ilk başlarda Facebook sadece Harvard öğrencilerine yönelikti. Talep artınca site önce diğer Amerikan üniversitelerine, daha sonra da liselerine açıldı. Bugün dünyanın 3. Büyük ülkesi olabilecek denli nüfusa sahip olan Facebook felsefesini Winklevoss kardeşlerin Harvard Connection sitesini tanımlamalarında bulmak mümkün aslında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;Taylor ve Cameron, Harvard’ın seçkin öğrencileri olarak üniversitedeki sosyal hayatın ne denli sıkıcı olduğunun farkındaydılar. Kendileri gibi kızlarla tanışmaya hazır erkekler asla yeterince kızla tanışacak fırsatı bulamıyorlardı, çünkü onları kampüste popüler yapan işlerle uğraşmak zorundaydılar. Sosyal hayatı renklendirmeye yönelik bir web sitesi bu sorunu çözebilir, kızlarla erkeklerin tanışabileceği bir ortam yaratabilirdi. (s.32)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Winklevoss kardeşlerin hayallerini Mark gerçekleştirdi ve Silikon Vadisi’nin gözde çocuğu oldu ve 25 yaşında da dünya zenginler listesine girmeyi başardı. İdolü Bill Gates gibi Harvard’ı bıraktı ve kendini tamamiyle bu siteye adadı. Site onun için arkadaşlarından da önce geliyordu.&lt;br /&gt;Bugün Facebook birçok kişi için arkadaşlarından da önce gelmiyor mu? Yüklediğiniz bir fotoğraf ya da videonun kaç kişi tarafından beğenileceği, kaç kişinin bunu paylaşıma sokacağı, yorumlarınızın kimler tarafından takip edildiği arkadaşlıklardan daha önemli oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampüs hayatını çevrimiçi dünyaya taşımayı hedefleyen Facebook kampüs hayatını sıfıra indirdi neredeyse. Facebook’un yarattığı bu çevrimiçi sosyal medya çılgınlığı diğer birçok sitenin kullanımını da arttırdı. Hem kullanıcı sayıları arttı, hem de sitelerin kullanıcılara sunduğu uygulamalar.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.thesocialnetwork-movie.com/"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 258px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TI0d9o8NAII/AAAAAAAABtY/vuCq5eE1shk/s400/The-Social-Network.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516098063397879938" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sadece Facebook’la sınırlı değil sosyal medyada görünürlüğümüz, karşı cinsle flörtlerimiz, liderlik denemelerimiz. İlk başta, herkesin fikrini özgürce anlattığı bir alan olarak, bloglar girdi işin içine. Daha sonra da mikro-blogging olarak Twitter. Tanımadığımız takipçiler kazandık hepimiz. Gerçek hayatta hiç görmediğimiz ama başımıza gelen hikayeler vasıtasıyla sürekli olarak yazıştığımız takipçiler listemiz oldu. Farklı alanlardaki görünürlülüğümüzü farklı alanlarda verdiğimiz linklerle destekledik. Burada bir şey yazıyorsak, otomatik olarak orada da çıkmasını sağladık. Çevrimiçi savaşlar yaşadığımız günümüzde temel sorunumuz en çok hangimizin göründüğü, en çok hangimizin fikrinin görüneceği, en çok hangimiz beğenileceği, en çok hangimizin fikrinin paylaşıma sokulacağı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mark Zuckerberg’in adını duyurduğu ve Harvard’da ün kazandığı ilk site Facebook değil, Facemash aslında. Harvard Üniversitesi’nin bilişim sistemindeki açıklardan yararlanarak bütün öğrencilerin fotoğraflarını korsan yollarla indirdikten sonra bu siteye yüklemiş ve kız öğrencilerin fotoğraflarını oylamaya açmıştı. Oylara göre kampüsün en güzel kızları listesi oluşuyordu. Kızlardan yana dertli olduğu bir gecede hazırlamaya başladığı ve bütün hazırlık aşamasını blog sitesinde dakika dakika duyurduğu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Facemash&lt;/span&gt; sitesini şöyle açıklıyordu Mark:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Buraya görüntümüz sayesinde mi dahil olduk? Hayır. Peki, görüntümüzle ilgili bir değerlendirmeye tabi tutulacak mıyız? Evet.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Facebooktan, bloglara, oradan twittera ve daha başka sosyal medya sitelerine doğru yol alırken çevrimiçi savaşlar görüntülerden cümlelere geçildi. Artık insanları dış görünüşleri için değil fikirleri için takip ediyoruz. Hatta “twitter sadece yediğiniz içtiğiniz şeyleri yazmanız için yok, boş boş şeyler yazmayın” diye birbirimizin yazı alanlarına ve tercihlerine müdahale ediyoruz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dolayısıyla sosyal medyada var olan görünürlük savaşlarına dair şu soru takılıyor aklıma bitirirken:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Buraya fikirlerimizle mi dahil olduk? Hayır. Peki, fikirlerimizle ilgili bir değerlendirmeye tabi tutulacak mıyız? Evet. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kazara Milyarder&lt;/span&gt;" bugün içinde bulunduğumuz sosyal medya çağının felfesini ve yaradılışındaki acımasızlık ve gözükaralığın anlaşılması için okunması gereken bir kitap. Sonuna eklenilen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yardımcı Kaynaklar&lt;/span&gt; listesiyle okumalar da çoğaltılabilir. Meraklılara önerilir.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dogankitap.com.tr/kitap.asp?id=1383"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dogankitap.com.tr/kitap.asp?id=1383"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kazara Milyarder&lt;/span&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dogankitap.com.tr/kitap.asp?id=1383"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben Mezrich&lt;/span&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.dogankitap.com.tr/kitap.asp?id=1383"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Doğan Kitap, Eylül 2010, 208s. &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Notlar:&lt;br /&gt;1. Mark Zuckerberg'in kendi Facebook sayfası var. Gelişmelerle ilgili haberler yer alıyor.&lt;br /&gt;Takip için: &lt;a href="http://www.facebook.com/markzuckerberg"&gt;Like Mark Zuckerberg&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. "&lt;a href="http://www.thesocialnetwork-movie.com/"&gt;The Social Network&lt;/a&gt;" filmi ekimde vizyona giriyor.&lt;br /&gt;by David Fincher&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="200" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xeegi5_the-social-network-trailer-1-david_shortfilms?additionalInfos=0"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xeegi5_the-social-network-trailer-1-david_shortfilms?additionalInfos=0" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" height="200" width="480"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xeegi5_the-social-network-trailer-1-david_shortfilms"&gt;THE SOCIAL NETWORK trailer 1 (David Fincher) 15-10-2010&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yükleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/myfilm-gr"&gt;myfilm-gr&lt;/a&gt;. - &lt;a href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/shortfilms"&gt;Tüm sezonlar ve tüm bölümler&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-4286889810216581303?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/4286889810216581303/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=4286889810216581303&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4286889810216581303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4286889810216581303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/09/cevrimici-savaslar-mark-zuckerberg-ve_12.html' title='Çevrimiçi Savaşlar: Mark Zuckerberg ve Facebook'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TI0bPaK9MbI/AAAAAAAABtA/5RFH5Fgg4a0/s72-c/mark1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-7913425228135424293</id><published>2010-08-30T13:45:00.023+03:00</published><updated>2010-08-30T15:22:09.072+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><title type='text'>Kıyıköy'de Pazar kahvaltısı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/THuXzc3T8yI/AAAAAAAABrs/eyTZMjkPVz0/s1600/harita_buyuk+copy.png"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 348px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/THuXzc3T8yI/AAAAAAAABrs/eyTZMjkPVz0/s400/harita_buyuk+copy.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511165479195243298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"30 Ağustos'ta bir şeyler yapmıyor muyuz?" diye konuşurken birçok fikir atıldı ortaya.&lt;br /&gt;sörf denemesinde bulunacaklar bir köşeye ayrıldı, biz günübirlik tatilciler başka köşeye. sonuçta doluştuk bir arabaya ve pazar sabahı kahvaltısına gittik Kıyıköy'e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyıköy Karadeniz sahilinde bir ilçe. Tekirdağ'a gider gibi yola çıkıp, Çerkezköy, Saray ve daha adını hatırlamadığım birçok köy ve kasaba sapaklarını  geçip varıyorsun bu ilçeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kahvaltı edicek bir yer aradı gözlerimiz hemen. 8'de yola çıkmıştık ve 2 saattir aralıksız konuşuyorduk yolda, çok susamış ve çok acıkmıştık.&lt;br /&gt;gözümüze kestirdiğimiz ilk mekana girdik. biz daha bir şeyler istemeden önümüze dizildi peynir, zeytin, bal, tereyağı ve omletler. sıcacık ekmeklerimiz de vardı sofrada ve kahkahalarımızı patlatıyorduk ardı ardına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kahvelerimizi içtik, dileklerimizi koyduk üstüne. kimimiz Avrupa'da gelir kapısı, kimimiz acil haber, kimimiz bol para, kimimiz de aşk diledi falında..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/THudIl3SrKI/AAAAAAAABr8/nc49T-cqv1Q/s1600/fincanlar+copy.png"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 331px; height: 177px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/THudIl3SrKI/AAAAAAAABr8/nc49T-cqv1Q/s400/fincanlar+copy.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511171339946470562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/THub79ZrE-I/AAAAAAAABr0/v0PlH-7pPE8/s1600/fincanlar.png"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;denize girmek de istedi bu canlar ama denizden sonra duş yok dediler, deniz kenarında şemsiye yok dediler, biz paşa çocuklarını soğuttular olaydan. tepeden baktık biz de plaja. karadeniz sularında köpüklerle oynaşanlara baktık soğuk biralarımızı içerken. bir yandan da soruları bilmeye çalışıyorduk. "sarı neydi? tarih mi? tarih olmasın ben bilemem... dur şuraya gitmemiz gerek, pembeye gidelim sarı yerine.."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/THugiU0wN2I/AAAAAAAABsM/lYfN-UgcDCc/s1600/oyun.png"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 307px; height: 272px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/THugiU0wN2I/AAAAAAAABsM/lYfN-UgcDCc/s400/oyun.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511175080583903074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bolca yedik, bolca birbirimizi dinledik. kadın-erkek ilişkilerini yatırdık masaya, birbirimize sorduk "sence bu iş nasıl olur?" diye. eski hikayelerimizi anlattık, hikayeleri anlata anlata eskitmeye çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dönüş yoluna geçtik sonra istemeye istemeye. içinden geçtiğimiz köylerin sessizliğine ve durağanlığına özendik. yemyeşil ovalar, vadiler, değişik mimaride köy evlerini seyrede seyrede geri döndük. dönüş yolculuğumuzun hüznünü dondurmacıda hafiflettik biraz. carla bruni dinledik, sezen'le şarkı söyledik, kumdan kaleler'de geçmişi yad ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben uzun zamandır bir arabanın arka koltuğunda uyuyakalmamıştım; o rahatlığı hatırladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar iyi geldi ki bu bir günlük seyahat bana.&lt;br /&gt;tebdil-i mekanda ferahlık varmış ne de olsa.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-7913425228135424293?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/7913425228135424293/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=7913425228135424293&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7913425228135424293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7913425228135424293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/08/kykoyde-pazar-kahvalts.html' title='Kıyıköy&apos;de Pazar kahvaltısı'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/THuXzc3T8yI/AAAAAAAABrs/eyTZMjkPVz0/s72-c/harita_buyuk+copy.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-9056279929837115134</id><published>2010-08-21T12:05:00.009+03:00</published><updated>2010-08-21T13:20:34.599+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal medya'/><title type='text'>dizüstü edebiyatı: kısa yaz ki okunasın</title><content type='html'>sosyal medya çıktı çıkalı okuma ve yazma sayılarımız düştü. daha az yazıyor ya da daha az okuyor değiliz. tam tersine, sürekli yazıyoruz ve sürekli okuyoruz ama kelime sayılarımızı azalttık. kısa cümleler kuruyoruz artık. gündelik hayatımızı sık sık ve kısa kısa yazıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun hikayelere tahammülümüz kalmadı artık. giriş-gelişme-sonuç istemiyoruz. "ne söyleyeceksen uzatma, hemen söyle, yoksa seni takipten vazgeçerim" diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;markaların tüketici tepkileriyle birebir karşılaştıkları ve bu sebeple sürekli kontrol altında tuttukları bu alanlar sadece pazarlama pratiklerini etkilemedi aslında. herkesin sosyal medyada yazdığı, dünün sıradan insanlarının bugünün "liderleri" olduğu bir dönemde, gazetecilik, habercilik, komedyenlik ve hatta meslekler sıralamasında en ulaşılamayan konumda olan, bir nevi kendi gettosu içinde akıp giden, edebiyat bile kendini tehdit altında hissediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizüstü edebiyatı duydunuz mu? Cem Mumcu bir gün gidiyor ve Türkiye'nin en çok takip edilen 3 blogun yazarlarını biraraya getiriyor ve onlara diyor ki "kitap yazın!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.okuyanus.com.tr"&gt;&lt;img style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px; cursor: pointer; width: 300px; height: 156px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TG-mmN5RUjI/AAAAAAAABrM/CWh_iMvYbNY/s400/Picture+1.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5507804044792517170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;3 blogun da yazılma amacı farklı, tarzı farklı, kitlesi farklı. tek ortak noktaları "en çok okunan"&lt;br /&gt;olmak olan bu blog yazarları başlıyorlar kitapları üzerine çalışmaya; önce &lt;a href="http://passiflora-rapunzel.blogspot.com/"&gt;Pucca&lt;/a&gt; yerini alıyor raflarda, bu ay &lt;a href="http://samihazinses.blogspot.com/"&gt;Samihazinses&lt;/a&gt; ve gelecek günlerde de &lt;a href="http://herbokubilenadam.blogspot.com/"&gt;her boku bilen adam&lt;/a&gt;. kitapların yayınlandığı Okuyanus yayınevi hemen yeni bir başlık yaratıyor bu kitaplar için: dizüstü edebiyat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizüstü edebiyatın dikkat edilmesi gereken ilk noktası yayınevinin bu yeni edebiyat türünü nasıl konumlandırdığı: "sıkıcı kitaplardan, klişelerden bıkanlar için artık ohh deme zamanı." benim itiraz ettiğim noktayı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Asu Maro &lt;/span&gt;net bir şekilde yazmış &lt;a href="http://cadde.milliyet.com.tr/2010/06/18/YazarDetay/1252186/Bu_yazin_kitabi_Pucca_nin_gunlugu"&gt;Milliyet Cadde&lt;/a&gt;'de:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;"Bir şeyi övmeye çalışırken bir başka şeyi dövmek, hele hele kitapları  ‘sıkıcı’, ‘eğlenceli’ diye kategorize etmek bir yayınevine pek  yakışmıyor. Okumaktan tek beklediğimiz bizi güldürmesi olmasa gerek,  hepsinin yeri ayrı. Sapla samanı, popüler kültürle gerçek edebiyatı  birbirine karıştırmasak keşke."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben her zamanki gibi iki ustadın görüşlerine bakarak değerlendiriyorum bu süreci: dizüstü edebiyatı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Benjamin&lt;/span&gt;'e sorsaydınız "bir tür demokratikleşme" derdi. Hemen karşı çıkardı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Adorno &lt;/span&gt;ve "edebiyat popülerleşiyor" derdi. yeni bir tartışma başlar mıydı aralarında bilemiyorum. ama bana kalsa edebiyat yazılarını biçem, içerik, tür olarak sıralandırır ve sınıflandırırken, bilgisayarlarda ve hatta cep telefonlarında iki iş arasında yazılan, okunması için çeşitli anahtar kelimelerin bilerek kullanıldığı ve yazım kurallarını kuralsızlıkla açıklayan, ama kısa oldukça güzel olan bu yeni "edebiyat türü"ne kayıtsız kalamazlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de tam ikisinin ortasında bir yerde duruyorum galiba, en optimist halimle belki de. blog okuyucularını kitaplarla tanıştıran dizüstü edebiyat neden bu insanlara kitap okuma zevkini tattırarak onları blog okuyuculuğundan kitap okuyuculuğuna yönlendirmesin ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak, 140 karakterde, şunu demek istiyorum ve üstelik bir de görsel ekliyorum; &lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;blog okumaktansa daha çok kitap okuyun!&lt;/span&gt; &lt;a href="http://9gag.com/gag/6295/"&gt;www.chiydempic.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-9056279929837115134?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/9056279929837115134/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=9056279929837115134&amp;isPopup=true' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/9056279929837115134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/9056279929837115134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/08/diziustu-edebiyat-ksa-yaz-ki-okunasn.html' title='dizüstü edebiyatı: kısa yaz ki okunasın'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TG-mmN5RUjI/AAAAAAAABrM/CWh_iMvYbNY/s72-c/Picture+1.png' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2507709132279016899</id><published>2010-08-21T11:32:00.003+03:00</published><updated>2010-08-21T12:04:41.095+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mediacat'/><title type='text'>yerel markalarda ulusaşırı kimlikler</title><content type='html'>başarılı markaların arkasında bulunan reklam ajanslarını, PR şirketlerini düşünüyorum ne zamandır. aslında olmayan bir şeyi, varmış ve hatta onu muhakkak kullanmalıymışız gibi gösteren mesajları düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yerel ve uluslararasının içiçe geçtiği, yerel sanılan markaların arkasında uluslararası firmaların farklı yüzdelerle nasıl yer aldığını düşünürken 10 sene önce yazılmış bir yazıya denk geldim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye'de bir reklam ajansı Amerikan rüyasını Türkleştirme savıyla milliyetçi bir kampanya yürütüyor. Bu reklam ajansının sahibi olan grup ABD'de borsada işlem görüyor. Anti-Amerikan reklam kampanyası ile kazanılan ticari artı değer Amerikan veya İngiliz borsasındaki muhtemelen hiçbirisi Türk olmayan yatırımcılara gidecek. En azından teorik olarak. Gelişmekte olan bir ülkede Anti-Amerikan kampanya ile para kazana bir Amerikan şirketi. Müthiş tuhaf bir durum. Çelişki ve çıkmazlarıyla tam da dünyanın bulunduğu yeri söylüyor" (s.26).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vural Çakır'ın 2003 yılında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MediaCat&lt;/span&gt;'in 10.yılı şerefine çıkardığı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Marka Dolu Marka&lt;/span&gt; kitabında yer alan bu örnekte bahsi geçen kurum &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Young&amp;amp;Rubicam/Reklamevi&lt;/span&gt; ve sözkonusu reklam da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ColaTurka&lt;/span&gt; reklamı şüphesiz. Reklamda oynayan ve Türk mucizesiyle "aydınlanan" Amerikalı da  Chevy Chase!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazı Cola Turka'nın markalaşma yolunda geçirdiği 7 senelik deneyimi satış raporları, memnuniyet analizi vb unsurları da tartışarak zenginleştirilebilirdi. ancak şimdilik dikkat çekmek istediğim temel nokta yerel markaların yerelliklerini vurgularken ulusaşırı kimlikler barındırmalarıdır; gönderilen mesajlar ve göndericiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir reklam filminden daha çok kısa metrajlı bir film gibi kurgulanan  2003 yapımı "açılış" reklamında ince ince vurgulanan Türk motifleri  hangileridir diye düşünürseniz, filmi izlemenizi öneririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cola Turka'nın bütün TV reklam kampanyaları ve ilanları için &lt;a href="http://www.colaturka.com.tr/reklamlar/tv_reklamlari/index.html"&gt;tıkla.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="391"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xcvu34?additionalInfos=0"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xcvu34?additionalInfos=0" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="480" height="391"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a href="http://www.dailymotion.com/video/xcvu34_cola-turka-ilk-reklamy_lifestyle"&gt;cola turka ilk reklamÄ±&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Yükleyen &lt;a href="http://www.dailymotion.com/serk002"&gt;serk002&lt;/a&gt;. - &lt;a href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/lifestyle"&gt;DiÄ�er yaÅ�am ve stil videolarÄ±na göz atÄ±n.&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2507709132279016899?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2507709132279016899/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2507709132279016899&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2507709132279016899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2507709132279016899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/08/yerel-markalarda-ulusasr-kimlikler.html' title='yerel markalarda ulusaşırı kimlikler'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6386676706493022590</id><published>2010-07-03T21:28:00.004+03:00</published><updated>2010-07-03T22:14:45.502+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>ben yapmadım miki yaptı</title><content type='html'>Uçurtmayı Vurmasınlar'ı izlemişsinizdir muhakkak; bir çocuğun gözünden hapishane hayatını. kadınlar koğuşunda kalan bir erkek çocuğun gözünden o saçmalıklar silsilesini anlamlandırma ya da anlamlandıramamanın hikayesi. kitapların yakıldığı, kadınların bir yemek uğruna birbirlerine girdikleri hapishane günleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TC-LUaEd6zI/AAAAAAAABqA/ws4oUMsQV-o/s1600/u%25E7urtmay%25FD%2Bvurmas%25FDnlar.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 277px; height: 278px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TC-LUaEd6zI/AAAAAAAABqA/ws4oUMsQV-o/s400/u%25E7urtmay%25FD%2Bvurmas%25FDnlar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489759653499628338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/U%C3%A7urtmay%C4%B1_Vurmas%C4%B1nlar"&gt;filmin&lt;/a&gt; senaryosu Feride Çiçekoğlu'na ait ve Can Yayınları'ndan kitabını da bulmak mümkün. yazarın bir başka kitabını okudum geçen hafta: &lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/sizin-hic-babaniz-oldu-mu-feride-cicekoglu/tanim.asp?sid=TFPDXY7CTS2INF0VJQWN"&gt;Sizin Hiç Babanız Öldü mü? &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi ki kitaba karşı ilgim isminden kaynaklanıyor. rafları tararken algıda seçicilikle elime aldım. filmine bayıldığım, kitabını alıp okuduğumda daha da sevdiğim bir yazarın başka bir eserini denemeye karar verdim o an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimi insanlar vardır kimi dönemlere takılırlar. kimi olaylar onları daha çok etkiler. bazılarını bizzat yaşadıkları için, bazılarını çok sık dinledikleri için ve bazılarını da toplumsal bellekte önemsedikleri için. Feride Çiçekoğlu için de darbeler, mahpuslar ve mahkumlar üçlemesi önemli belli ki. kitaptaki öykülerin temelini bu üçlü oluşturuyor. işkence hikayelerini, açlık grevlerini, devrimci gençliği okuyorsunuz satır satır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o günlere nasıl da kayıtsız kaldırılışımızı düşünüyorum ben de sık sık. aktivist olmanın sakıncalı oluşu anlatılarak büyümüş bir kuşağız biz. şimdiyse televizyonda izliyoruz o günleri; çemberimde gül oya, hatırla sevgili, bu kalp seni unutur mu.. sansürleniyor, reklam alamıyor, diziler-filmler çekilemiyor, projeler iptal oluyor, izleyemiyoruz, duyamıyoruz, konuşamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"geçmişte ne oldu?" diye sorduğunuzda "o günün şartlarında yapılması gereken yapıldı" cevabını aldınız mı siz de? biz bir şey yapmadık Ermeniler bize saldırdı, yolda da öldüler demekten ne farkı var ki bunun? suçun başkasına atıldığı, çekilen acıların hasır altı edildiği, işkencede öldürülenlerin sayısının bile bilinmediği  bir dönemden bahsediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçurtmayı Vurmasın'da bir sahne vardı. sabah kalktığında Barış'in çişini altına yaptığını gören kadınlar ona sorarlar, "ne yaptın sen?" diye, o da donunun üstündeki mickey'i gösterir ve "ben yapmadım miki yaptı" der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o dönemi düşününce, feride çiçekoğlu'nu tekrar okuyunca aklıma geldi benim de. o günlerde yaşanan korkunçlukları asker yapmadı, devlet yapmadı; tabi canım, miki yaptı!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6386676706493022590?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6386676706493022590/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6386676706493022590&amp;isPopup=true' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6386676706493022590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6386676706493022590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/07/ben-yapmadm-miki-yapt.html' title='ben yapmadım miki yaptı'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TC-LUaEd6zI/AAAAAAAABqA/ws4oUMsQV-o/s72-c/u%25E7urtmay%25FD%2Bvurmas%25FDnlar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-407048624875778633</id><published>2010-06-02T09:17:00.004+03:00</published><updated>2010-06-02T09:31:11.269+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='durum tespit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>e-kitap ülkeme geldi</title><content type='html'>artık fotoğraf basmıyoruz. tonlarcasını bilgisayarda saklıyoruz, birbirimize maille yolluyoruz, facebook'ta paylaşıyoruz, olmadı digital çerçeveler alıyoruz. kitapta da bu çağa geldik artık. kitapları koyacak yer sıkıntısı malum. üstelik yeşil politika gereği daha az kitap daha az ağaç katliamı demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunu fark eden aklıevvel amazon kindle'ı sürdü piyasaya. yer gök inledi. kitap bitiyor mu, kitabı elde okumanın keyfi paha biçilemez diye. (bence de paha biçilemez, üzerine yazamadığım, renkli kalemlerimle boyayamadığım, her yerine post-it yapıştıramadığımda kendimi eksik hissediyorum ben. ama şu an bunu tartışmayacağım. derdim başka).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı zamanda itirazlar cihazın pahalı olmasınaydı. ucuzlamasını bekliyordu herkes amerika'da. bir diğer sorun da kitapların digitale aktarılmasıydı şüphesiz. özellikle Türkiye'de bu işin tartışmaları da gerçekleşti. medyamızın güzide "amerikalıları" kindle'ı ve fikri pek beğendiler. zaten hep ingilizce okuyorlardı, amazondan alışveriş yapıyorlardı herhangi bir sorun yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TAX6UsH-KeI/AAAAAAAABpg/gLx-BU2U7xA/s1600/Kindle.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 210px; height: 207px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TAX6UsH-KeI/AAAAAAAABpg/gLx-BU2U7xA/s400/Kindle.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5478059755114998242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;zaman geçti, Türkiye'de kitap portalının bence en gelişmişi olan idefix olaya el koydu ve e-kitap dönemini başlattığını açıkladı. şu an 250'ye yakın kitaplar birlikte e-kitap satışını başlatmış bulunuyorlar. Ayrıca e-kitap okuma cihazını da siteden alırsanız, yanında kitap promosyonu yapıyorlar. yani cihazın içini doldurup öyle veriyorlar size.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben tabi konu kitap olunca duyarsız kalamadım, önce cihazların fiyatlarına baktım. pahalı. hadi onu geçtim, bir kere vereceksin, taksit taksit ödersin, sonunda kitapları daha ucuza alabileceksin dedim kendime. kitaplara bir bakayım, neleri öncelikle digitale geçirmişler. o sırada gözüm fiyatlara takıldı. kitapların baskı maliyetleri çıkınca ucuzlaması gerekmiyor mu? tamam telif hakkı, idefix'in kul hakkı falan ama neredeyse baskılı kitap ile e-kitap arasında bir fark yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem kitap keyfimin içine edeceksin, hem de benden aynı parayı talep edeceksin.&lt;br /&gt;bir de altyapı için yatırım yapmamı isteyeceksin.&lt;br /&gt;bu iş bizim için çok zor.&lt;br /&gt;e-kitap yerine bir program çıkar da bilgisayarda pdf dışı şekilde okumak mümkün olursa, cep telefonlarında da işlerse bu sistem, belki.. okuma oranı düşük olan ülkemin ilgisini çekecek "popüler" bir şeyler olmalı etrafta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-407048624875778633?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/407048624875778633/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=407048624875778633&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/407048624875778633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/407048624875778633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/06/e-kitap-ulkeme-geldi.html' title='e-kitap ülkeme geldi'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/TAX6UsH-KeI/AAAAAAAABpg/gLx-BU2U7xA/s72-c/Kindle.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-3710770872587589694</id><published>2010-04-25T00:07:00.002+03:00</published><updated>2010-04-25T00:36:10.634+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='piliç edebiyatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sophie kinsella'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>do not chicken translate the chicken literature pLs!</title><content type='html'>piliç edebiyatının bence başyazarı olan Sophie Kinsella'yı (bakınız shopaholic serisi) okumayı seviyorum. hatta en büyük arzum şu hayatta bir Sophie Kinsella roman kahramanı olabilmek. güzel değil, zeki değil, ama ballı bir hatun olmayı, dünyanın en zengin ve en yakışıklı adamını kapmayı kim istemez ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;romanlarında karakterlerden ve hikayelerden öte bu kadının yarattığı dili seviyorum ben. ince esprilerine ve kelime oyunlarına gülüyorum. o yüzden orjinalinden okuyorum ayrıca. çünkü türkçeye çevrilince anlamsızlaşıyor bir sürü şey. (bakınız twenties girl ve türkçesi yirmili kızlar).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çevirinin ne kadar da işi sığlaştırdığını keşfetmiş bir akıllı ve oturmuş bu topraklardan bir karakter türetmiş. bu tür yerelleştirme hareketlerini severim ve de desteklerim. haberi gazetede okuyunca hemen koşup kitabını aldım. (o gün herkesin elinde o kitap vardı ve de kitapçıda). Ekin Atalar ve kitabı Selindrella'dan bahsediyorum. bu şahıs kavak yelleri dizisinin de senaristiymiş aynı zamanda. belki oradan anlamalıydım şahsın yerelleştirmedeki tutkusunu. (kavak yelleri ve dawson's creek arasındaki 7 benzer noktayı bulunuz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben gene de önyargılı olmayım dedim ve başladım okumaya. epey bir akmadı kitap. inat ettim dayandım. zaten kitap ve film konusunda "sonunu görmeden bırakmam abi" durumum beni iyice körükledi. ortalarına doğru sevdim kitabı. ara sıra güldüğüm bile oldu ne yalan söyleyim. ama kimi mantık hatalarına uyuz olmaktan da alamadım kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ana karakterimiz Selin bir marka tutkunu. iyi derecede ingilizce bilmek dışında hiçbir vasfı yok. para kazanmıyor, zira işsiz. ama kendi evinde köpeğiyle pek bir mutlu hayat sürüyor. köpek de sen kaç bir gün üst komşuya, bir de yakışıklı üst komşu, hem de ennn moda markaların kıyafetlerinden olan bir kardeşi de var bu yakışıklı zatın. kardeş de londra'da, bütün dolap bizim Selin'e kalıyor. hatun çok mutlu. birini çıkarıyor, birini giyiyor elbiselerin. satır aralarında benim adını hiiiç duymadığım bir sürü marka ismi de sıkıştırılmış tabi. alışverişkoliğin kitabı dedin mi marka olacak bir kere. bir numaralı kural.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorun nerede başlıyor peki? sorun Selin hanımın en yakın arkadaşının düğününe ve arkadaşının istek ve arzularına bakışında başlıyor. bizim marka delisi kız aslında ne de akıllı bir şey inanamazsınız. mesela arkadaşı "düğünümde siyah kuğu olmayacak, kahretsin" diye ağlarken Selin buna uyuz oluyor. o gelinlik denerken Selin kaçmak istiyor. inanır mısınız Selin kuaföre bile gitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra gel zaman git zaman ortaya çıkıyor ki Selin'in komşu gay. bir de sevgilisi var komşunun, bu ikisi Selin'e sürekli akıl veriyorlar. bizim marka delisi, kadın dergileri, magazin dışında bir şey okumayan Selin hiç ama hiçbir mekanı bilmiyor. (yersen. yedin mi? ben yemedim). bizim ballı Selin bir de iş buluyor bu arada. bir konser için gelecek olan bir piyanisti gezdiriyor. hem de ne kadar alıyor? 2500 dolares civarı bir para. (peki benim rehberlik yapan arkadaşlarım niye sürünüyor?) bu parayı da çift taksitte alıyor. 500 dolaresi avans alıyor, gerisini sonra alıyor. (buna inanmamızı beklemiyor heralde ama kız durmaksızın yazıyor).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi aşk hayatı da boş geçmiyor Selin'in. bir sevgilisi var Emre diye. araları bozuluyor, çocuğun annesi Selin'i sürekli aşağılıyor, Selin ayrılıyor bundan. sonra ne oluyor? Hakan çıkıyor piyasaya. bir gece barda buna rezil oluyor. sonra Hakan'la gay komşusu Londra'dan arkadaş çıkıyor. Hakan'la komşunun evinde karşılaşıyorlar. tabi her pilicin başına gelen (ama pişmiş tavuğun bile başına gelmeyecek cinsten olanlar dahi) bizim Selin'in başına geliyor. (bir ara yanlışlıkla biber gazı bile sıkıyor çocuğun gözüne inanır mısınız). peki sonuç? bütün bu rezil olmalar Hakan'ın çok hoşuna gidiyor tabi, aşık oluyor. Selin de ego sorunlarından sıyrılıyor, mutlu mesut yaşamaya başlıyorlar. (bu arada piyanist de Selin'in "saflıkları"na bayılıyor ve ona bir sonraki işi almasını garantiliyor. elbette iş hayatı da yoluna giriyor bizim kızın).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son mu dediniz? son yok. gelecek kitaplar var. çünkü kitap tam da Selin'in Hakan'ın kötü huyunu (ki bence bir erkeğin ennn kötü huyu olan) Fenerbahçe taraftarlığını keşfetteği yerde bitiyor. şimdi Selin ne yapacak dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunu da gelecek kitaplarda göreceğiz. ben görür müyüm? ne kadar söylensem de merakımdan gider gene alır okurum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama lütfen, pek rica edeceğim, yerelleştirme yapayım derken biraz yerel kültürümüze de bakınız. ne var ne yok sokaklarda inceleyiniz. bu memleketin bir Nişantaşı gerçeği var, bir Bağdat Caddesi insan tipi var, bu kadar malzeme olan bir yerde neden googletranslate'e kopyaladım yapıştırdım bu roman çıktı türünde kitaplar yazıyorsunuz anlamıyorum ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biraz zeka, biraz emek istiyorum ben edebiyatta. her ne kadar bu piliç edebiyatı olsa da. kitabın içinde ana karakterin en sevdiği yazar olarak bolca adını geçirerek Sophie Kinsella olamıyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yakında Kavak Yelleri'nde de Dawson's Creek izlemeye başlar mı karakterler dersiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-3710770872587589694?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/3710770872587589694/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=3710770872587589694&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3710770872587589694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3710770872587589694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/04/do-not-chicken-translate-chicken.html' title='do not chicken translate the chicken literature pLs!'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8435583694394336519</id><published>2010-03-11T23:36:00.002+02:00</published><updated>2010-03-11T23:41:46.463+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzecilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='facebook'/><title type='text'>web 2.0'de müze halleri</title><content type='html'>yeni bir tez konusu buldum kendime: web 2.0 ve müzeler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;facebook üzerine bir araştırma okudum en son. insanlar profillerini nasıl hazırlıyorlar, hangi bilgiyi kimlerle paylaşıyorlar, çevrimiçi ilişkilerin çevrimdışındaki ilişkilere etkisini inceliyordu çalışma. Ankara Üniversitesi'nde yapılmış. gerçi saha çalışmasını içeren ankete sadece 34 kişi katılmış, bana biraz az geldi ama istatiski açıdan gerekliliği tutturmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kitabı okurken aklımda böyle bir soru şekillendi. ama bu fikrin gönlümü asıl çeldiği nokta geçen gün Aysun Kayacı haberini post etmem ve karşılığında aldığım tepkilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benzer bir şeyi Andy Warhol müzesi yapmış ve millet bodoslama onlara da saldırmış. şimdiki hedefim gözüme takılan bu tür postları arşivlemek ve günü gelince de kullanmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanarm yanarım kendi postumu saklamadan sildiğime yanarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse bir dahakine artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S5liWHwamjI/AAAAAAAABow/lhTuVzIoqoM/s1600-h/Picture+3.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 325px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S5liWHwamjI/AAAAAAAABow/lhTuVzIoqoM/s400/Picture+3.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447493356460087858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/toplumsal-paylasim-agi-facebook-goruluyorum-oyleyse-varim-mutlu-binark/tanim.asp?sid=TKVH64CNLP2PZIH01BPV"&gt;facebook üzerine yapılan araştırma kitabı için tıklayın&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8435583694394336519?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8435583694394336519/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8435583694394336519&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8435583694394336519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8435583694394336519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/03/web-20de-muze-halleri.html' title='web 2.0&apos;de müze halleri'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S5liWHwamjI/AAAAAAAABow/lhTuVzIoqoM/s72-c/Picture+3.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-7369927276671273446</id><published>2010-03-07T21:41:00.003+02:00</published><updated>2010-03-07T22:01:54.923+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzecilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pera müzesi'/><title type='text'>müzeyi kim gezse beğenirdiniz?</title><content type='html'>yeni bir şeyler deneyim dedim. yurtdışı müzelerinde hep olur, celebrityler müzeye geldikçe twitter vb yollardan haber verilir. ben de Aysun Kayacı'nın müzede konferans dinlemeye geldiğini anlatan haberin fotoğrafını facebook'a koydum. insanlar delirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herbir şeyi "like" eden bir kadın "yorumsuz" yazmış. sanırım facebook bunun için de bir tuş çıkarmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir başkası "ne alaka" diyip bir sürü gülen surat yapmış. biri de "magazin her yerde" demiş. bu yorumlara biri "ne var aysun kayacı müzeye gidemez mi?" diye sorarken (ki bu soruyu haberi koyan kişi olarak bana mı, yoksa yukardaki yorumları yazanlara mı soruyor pek anlamadım), en son biri "müzenin aysun kayacı üzerinden reklama mı ihtiyacı var, vah vah" demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu vah vah kısmından sonra iki seçeneğim vardı; ya haberi kaldıracaktım, ya yorumu silecektim. bana kalsa ben ikisini de yapmazdım ama iki gün sonra bana açılacak telefonları düşününce sileyim fotoğrafı da rahat edeyim dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yandan da düşündüm ama, ne kadar da her şeyi sınırlandıran bir yapımız var. müze ve aysun kayacı ismi yanyana gelince olay çıkartıyoruz. halbuki prenses aynı serginin açılışına gelince prestij oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aysun kayacı yerine sergiyi kim gezseydi insanlar "like" ederdi diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;fikriniz var mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-7369927276671273446?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/7369927276671273446/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=7369927276671273446&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7369927276671273446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7369927276671273446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/03/muzeyi-kim-gezse-begenirdiniz.html' title='müzeyi kim gezse beğenirdiniz?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1742826164186499610</id><published>2010-03-07T10:50:00.001+02:00</published><updated>2010-03-07T10:52:14.002+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filmmor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadınlık halleri'/><title type='text'>8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Fimleri Festivali</title><content type='html'>Etkinlik ve Gösterim programı için&lt;a href="http://www.filmmor.org/"&gt; tıklayın..&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/yUA2H_6RhjE&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/yUA2H_6RhjE&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1742826164186499610?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1742826164186499610/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1742826164186499610&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1742826164186499610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1742826164186499610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/03/8-uluslararas-gezici-filmmor-kadn.html' title='8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Fimleri Festivali'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1620366432493474203</id><published>2010-02-28T12:48:00.003+02:00</published><updated>2010-02-28T12:58:37.855+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='durum tespit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='new york&apos;ta 5 minare'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mahsun kırmızıgül'/><title type='text'>lolo mahsun, şaka mı yapıyorsun?</title><content type='html'>sinemadayız. ara oldu. bir anda Obama'nın sesi doldu salon. sonra da tanıdık bir ses. ama ingilizce konuşuyor. kafamı bir kaldırıyorum Haluk Bilginer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ne yahu dememe fırsat olmadan anlıyorum ki Mahsun Kırmızıgül'ün yeni filmi New York'ta 5 minare'nin fragmanı oynuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahsun sinemacı oldu. yeni bir kimlik peşinde koştuğunu söyleyenler var. ben onlara pek katılmıyorum. adamın derdi var bu memleketle. kardeş kardeşi vuruyor diye türkü söylerken de bunu anlatıyordu, güneşi gördüm filminde de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beyaz melek çok bildik bir hikayeydi, belki hiçbir yenilik yoktu ama güneşi gördümü sevmiştim ben. tek kusuru birçok konuyu tek bir filme sığdırmaya çalışmasıydı. köy boşaltma, göçmenlik, istanbul'da sefalet, kadınların çok çocuk doğurmaları, mayınlara basıp sakat kalan askerler, pkk ve yöre halkının ilişkisi, eşcinsellik.. hepsi yarım kalmış hikayeler gibi geldi bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;new york'ta 5 minareyi merak ediyorum. ama en çok mahsun'un senaryosunu kendi yazdığı ve kendi çektiği filmlerde oyuncu seçimini merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hikaye senin, senaryo senin ve diyorsun ki bunu en iyi ben çekerim. tamam. peki neden oynuyorsun? bu memleketin en iyi oyuncularını biraraya getirebiliyorsun, insanları yaptığın işe ikna edebiliyorsun, neden peki bu oyunculuk ısrarı. hele de mustafa sandal nedir? new york'ta 5 minare diyorsun, büyük prodüksiyon diyorsun, dedektiflik rolüm var diyorsun ve başrollerde mahsun kırmızıgül ve mustafa sandal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lolo mahsun, şaka mı yapıyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="344" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/xTHnH5mguzs&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/xTHnH5mguzs&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" height="344" width="425"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1620366432493474203?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1620366432493474203/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1620366432493474203&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1620366432493474203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1620366432493474203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/02/lolo-mahsun-saka-m-yapyorsun.html' title='lolo mahsun, şaka mı yapıyorsun?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5605291022803616913</id><published>2010-02-12T21:51:00.001+02:00</published><updated>2010-02-12T21:53:24.679+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pera müzesi'/><title type='text'>Pera Müzesi anketine katılın, hediye kazanın!</title><content type='html'>Pera Müzesi Dostluk Programı ile ilgili görüşlerinizden yararlanabilmek için sizleri anketimize katılmaya davet ediyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anketi cevaplayan tüm katılımcılar, Pera Müzesi Perakende Artshop’un hazırladığı hediye sepetinden dilediği hediyeyi seçebilecektir.&lt;br /&gt;Anketin cevaplanması 5 dakika sürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.peramuzesi.org.tr/e-news/febuary/pera2010Febuary_1.htm"&gt;Katılmak için lütfen buraya tıklayın&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mesajı arkadaşlarınızla paylaşarak onların da ankete katılmasını sağlayabilir ve onlara da Pera Müzesi’nden hediye kazandırabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5605291022803616913?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/5605291022803616913/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=5605291022803616913&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5605291022803616913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5605291022803616913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/02/pera-muzesi-anketine-katln-hediye.html' title='Pera Müzesi anketine katılın, hediye kazanın!'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5042762145249362297</id><published>2010-01-27T19:24:00.002+02:00</published><updated>2010-01-27T19:28:12.429+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hrant dink'/><title type='text'>insanların yaşayabilmeleri için gerekli olan umut için</title><content type='html'>&lt;object height="225" width="400"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8660336&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=0&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=287b85&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8660336&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=0&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=287b85&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" height="225" width="400"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/8660336"&gt;19 Ocak'ta, onu öldürdükleri yerde...&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/umitk"&gt;ümit kıvanç&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hranticinadaleticin.com/tr/cagri.php"&gt;&lt;br /&gt;Hrant için Adalet için&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.19ocak.org/"&gt;19 Ocak'a -elbirliğiyle- nasıl varıldı?&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5042762145249362297?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/5042762145249362297/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=5042762145249362297&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5042762145249362297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5042762145249362297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/01/hrant-icin-adalet-icin-insanlarn.html' title='insanların yaşayabilmeleri için gerekli olan umut için'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-3322106556025909013</id><published>2010-01-26T22:47:00.001+02:00</published><updated>2010-01-26T22:48:40.931+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>ne zaman ruhum sıkılsa bu şarkı çalar içimde bir yerde</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="300"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8967131&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8967131&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/8967131"&gt;SERTAB ERENER - "İNCELİKLER YÜZÜNDEN"&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/sertaberener"&gt;sertab erener&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-3322106556025909013?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/3322106556025909013/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=3322106556025909013&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3322106556025909013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3322106556025909013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/01/ne-zaman-ruhum-sklsa-bu-sark-calar.html' title='ne zaman ruhum sıkılsa bu şarkı çalar içimde bir yerde'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-3855073073790828646</id><published>2010-01-20T11:33:00.004+02:00</published><updated>2010-01-25T16:05:52.506+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hrant dink'/><title type='text'>bu ülkede insan babasının ölümüne ağlayamıyor</title><content type='html'>Arat Dink sorumu cevaplıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="684" height="413"&gt;&lt;param name="movie" value="http://video.kanalturk.com.tr/?file=haber/arat_212"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://video.kanalturk.com.tr/?file=haber/arat_212" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="684" height="413"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.kanalturk.com.tr/video/?vId=20191"&gt;&lt;br /&gt;tam ekran için..&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-3855073073790828646?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/3855073073790828646/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=3855073073790828646&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3855073073790828646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3855073073790828646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/01/bu-ulkede-insan-babasnn-olumune.html' title='bu ülkede insan babasının ölümüne ağlayamıyor'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-4790196671043965222</id><published>2010-01-19T12:07:00.004+02:00</published><updated>2010-01-19T12:31:58.349+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hrant dink'/><title type='text'>sizin hiç babanız öldürüldü mü?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S1WJmDSMa_I/AAAAAAAABoI/iMyJ_IlZoio/s1600-h/Hrantttt.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 288px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S1WJmDSMa_I/AAAAAAAABoI/iMyJ_IlZoio/s400/Hrantttt.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428396212674653170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;babanızın son kez yattığı kaldırımdan tekrar tekrar geçmek zorunda kaldınız mı? babanızı sizden alan adamın yüzüyle defalarca karşılaştınız mı? babanızı sizden alan insanlarla aynı havayı soludunuz mu? babanızı sizden alanların alma gerekçelerini dinleme zulmüne maruz kaldınız mı? doğduğunuz, büyüdüğünüz, yaşadığınız toprakları bırakıp gitmeyi hiç düşündünüz mü? hiç bir yeri terk etmeniz istendi mi sizden? içiniz öfkeyle doluyken nefes almaya çalıştınız mı? aldığınız her nefeste biraz pişmanlık hissedip, biraz umut yeşertmeye çalıştınız mı? her gün babanız için yaşamaya çalışmak, her gün babanızın hakkını aramak için uğraşmak ama hep duvara çarpmak, hep haksızlıklara maruz kalmak duygusunu hissetiniz mi ömrünüzde bir defa? babanızın anma toplantılarına gittiniz mi? o kalabalığı görüp bir nebze olsa rahatlayıp, ardından o kalabalığın bir anda yok olacağını hatırlayarak içinizi sıkıntı bastı mı hiç? siz hiç ömrünüzü bir zamana takılı bırakıp yaşamaya çalıştınız mı? o anı sürekli kafanızın içinde geçirip, olanın bitenin hesabını yapmaya, muhakemesini çıkarmaya çalıştınız mı siz hiç?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sizin hiç babanız öldürüldü mü?&lt;br /&gt;yaşama inat yaşamaya çalışmanın ne olduğunu tartıştınız mı siz hiç?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-4790196671043965222?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/4790196671043965222/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=4790196671043965222&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4790196671043965222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4790196671043965222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/01/sizin-hic-babanz-olduruldu-mu.html' title='sizin hiç babanız öldürüldü mü?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S1WJmDSMa_I/AAAAAAAABoI/iMyJ_IlZoio/s72-c/Hrantttt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-7840317600938646434</id><published>2010-01-11T22:58:00.003+02:00</published><updated>2010-01-11T23:17:51.248+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazı işleri müdürlüğü'/><title type='text'>finally graduated!!</title><content type='html'>dün akşam 9 civarı idrak ettim bugün tez sunumum olduğunu ve başladım harıl harıl çalışmaya. tabi ki yetişmedi, sürekli bir şeyleri unuttum, sürekli düzeltme yapmam gerekti, tablolar, açıklamalar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S0uUveCE3cI/AAAAAAAABoA/suaqEgRq_Hc/s1600-h/IMG_1639.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 206px; height: 276px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S0uUveCE3cI/AAAAAAAABoA/suaqEgRq_Hc/s400/IMG_1639.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425593719334428098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;sabah da istanbul en güzelini verdi tabi ki bana: korkunç bir trafik!! neyse dedim kendime, tez öğrencisi gelmeden tez jürisi başlamaz heralde. bu düşüncenin verdiği rahatlıkla gittim okula. gül'üm ve de handushka da geldiler benimle. onlar hemen kaynaştı, gül'üm sunumun teknik kısmını ayarladı, sonra benim için gerekli belgelerin peşinde koştu, ben de oturdum yetişmeyen yerleri hazırladım. "o kadar yazdım, valla bu sefer okuyacağım" dedim. kimse inanmadı bana. çünkü sıkıntıdan elimdeki kağıtları bırakıp doğaçlama takıldığım o kadar vakka var ki. ama bu sefer inat ettim, yavaş yavaş, tane tane okudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bitirdiğimde herkesin söyleyecek bir sözü vardı. ama ben en çok mimar hocamın yaptığı yorumlara bayıldım. benim anlatmaya çabaladığım bütün teorilerden haberdardı (ki ben bunu hiç beklemiyordum), bir sağdan bir soldan salladı yumruklarını, ben anlatmaya çabaladım dilimin döndüğünce, o da beni anladığını anlatmaya çalıştı, sonuçta olaya aynı yerden baktığımızda, ama benim çok iddialı ve kesin konuştuğumda hem fikir olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kadar güzel bir şey söyledi ki orada, sanırım bu yorumu ömrüm boyunca hatırlayacağım: "bunları yazarkenki masumiyetini anlıyorum, ki biz zaten öğrencilerimizden böyle cesur davranmalarını isteriz sen bunu yapmışsın, ama biraz daha eleştirel ol ve kesin yargılara varmaktan kaçın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de bulmuş benim gibi birini sıkıştırdıkça sıkıştırdı hoca. ben bir ara gerçekten çığlıklar atarak kaçmak istedim. sonunda tezden bazı yerleri çıkarmama karar verdik. "hem böylece sayfa tasarrufu yaparsın" dedi mimar hoca, gülüştük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en güzel kısmıysa yazdığım satırların tek tek okunması ve üzerinde düşünülmüş olmasıydı. beni bu konuda okumaya ve yazmaya daha çok teşvik etti bu jüri. zaten en sonunda bana böyle eleştiriler getirdikleri için teşekkür ettim onlara. kibarca gülümsediler bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık anadolu medeniyetleri ve kültürel miras yönetimi yüksek lisans derecesi olan, sosyolog olmaya çalışan biriyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;vatana millete hayırlı olsun!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-7840317600938646434?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/7840317600938646434/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=7840317600938646434&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7840317600938646434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7840317600938646434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/01/finally-graduated.html' title='finally graduated!!'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S0uUveCE3cI/AAAAAAAABoA/suaqEgRq_Hc/s72-c/IMG_1639.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6610687738910902693</id><published>2010-01-06T22:37:00.003+02:00</published><updated>2010-01-06T23:10:04.454+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kullanılmış biletler'/><title type='text'>kimse bana bu filmin bu kadar hüzünlü olduğunu söylememişti</title><content type='html'>vizyona girdiği ilk günden itibaren takibe almıştım ama bir türlü fırsatını bulamadım, bugün evde buhranlar geçirirken dido hanım'ı aradım, "hadi kalk gidip izleyelim" dedim.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.baskadildeask.com/"&gt;&lt;br /&gt;başka dilde aşk.. hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;filmin konusu her bir yerde yazdığı için ona hiç girmeyeceğim, benim söylemek istediğim tek bir şey var, uzun zamandır alt metnini bu kadar iyi yansıtan bir türk filmi izlememiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="560" height="340"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Q7i9LAG8qks&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Q7i9LAG8qks&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="560" height="340"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki benim için ne kadar mümkün? güne konuşarak başlayan benim için.. günü hep konuşarak geçiren ben için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgiliniz içeride ve siz ona gün içinde olanı biteni anlatıyorsunuz değil mi? o sizi duymazsa, dinlemedi diye sinirleniyorsunuz. halbuki sağır biriyle birlikte olduğunuz düşünün. her şeyi onun yüzüne söyleyeceksiniz. gözünün içine baka baka söyleyeceksiniz. o kadar net olacaksınız. mecburen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onun dilini öğreneceksiniz. onu anlamaya çalışacaksınız, kimi zaman yolda yürürken kulaklarınızı kapayacaksınız. o da sizi anlamaya çalışacak. ama duyamadığı için yapamayacak. kendini her istediği ortamda kendi istediği gibi ifade edemediği için agresifleşecek. kızgınlıklar ve kırgınlıklar girecek araya. birbirinizden saklanacaksınız. saklanmak. kendimizi ne kadar saklıyoruz bu toplumda hiç düşündünüz mü? insanlar sevmez bunu yaparsam, insanlar hoşlanmaz beni böyle görürlerse, insanlar alay ederler eğer böyle davranırsam diye kendimizi ne kadar çok saklıyoruz toplumda(n). hep başkasının gözünden eleştirip, kendimizi kısıtlıyoruz hayata karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S0T60kYDV9I/AAAAAAAABn4/t-cSFlbIKAQ/s1600-h/Picture+4.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 223px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S0T60kYDV9I/AAAAAAAABn4/t-cSFlbIKAQ/s400/Picture+4.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423735632285620178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;belki de önemli olan konuşmadan anlaşabilecek birini bulmak. zaten her ilişki kendi dilini yaratmıyor mu? iki yakın arkadaşın kullandığı dili düşünün, bir tek onların anlayacağı kelimeler, bir tek onların güleceği anılar, hikayeler.. ortak bir kod oluşuyor hemen iki kişi arasında. sevgili olmak da, birini sevmek de bu demek değil mi aslında? diğerlerinden bağımsız bir dil yaratmak. kimi zaman bakışarak anlaşmak. gözlerle konuşmak. o zaman konuşmaya ne gerek var ki zaten? sanırım anladım, gün içinde dilediğiniz kadar çok konuşun, önemli olan yanında sessizliğinden keyif alacağınız birine sahip olmaktır şu hayatta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;filmde sık sık geçen louis aragon şiirinin dizelerinde olduğu gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları&lt;br /&gt;ölmek daha kolaydır sevmekten&lt;br /&gt;bundandır işte benim yaşamaya katlanmam&lt;br /&gt;sevgilim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birini bulmak, sessizliğin keyfini birlikte sürebileceğin birine sahip olmak, onu kaybetmemek için çabalamak. sanırım bunun adına ömür diyorlar. içi sevgi dolu bir ömür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok hüzünlendim filmin başından sonuna kadar. gözlerim doldu, boğazım düğüm düğüm oldu. eğer sinema salonundan elini sıkı sıkı tutup çıkabileceğiniz biri yoksa yanınızda, sakın bu filme gidip kendinize işkence etmeyin.&lt;br /&gt;neyse ki benim yanımda her zaman dido hanım var.&lt;br /&gt;ikimizin ortak sessiz bir dili de var.&lt;br /&gt;sevgi dolu bir ömür için ikimizin de hala umudu var.&lt;br /&gt;yaşamaya bundan katlanıyoruz zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca itirazım var. sessizliğiyle bütün duygularını yansıtabilen bir oyuncu varken, hem aşkı, hem gündelik yaşamdakileri mücadeleleri bu kadar güzel kurgulayan bir film varken Antalya Film Festivali nasıl olur da her iki dalda da ödülleri Bornova Bornova'ya verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de bu ayki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;express&lt;/span&gt; dergisinde filmin senaristleri mert fırat ve ilksen başarır'ın filmi anlattıkları harika bir röportaj var, muhakkak okuyun derim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6610687738910902693?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6610687738910902693/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6610687738910902693&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6610687738910902693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6610687738910902693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/01/kimse-bana-bu-filmin-bu-kadar-huzunlu.html' title='kimse bana bu filmin bu kadar hüzünlü olduğunu söylememişti'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S0T60kYDV9I/AAAAAAAABn4/t-cSFlbIKAQ/s72-c/Picture+4.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8370059313389840633</id><published>2010-01-06T12:53:00.002+02:00</published><updated>2010-01-06T12:57:40.700+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazı işleri müdürlüğü'/><title type='text'>sonunda mezun oluyorum sanırsam</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S0Rr6yKYb3I/AAAAAAAABnw/JyUZ2aYa_Ec/s1600-h/Picture+1.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 348px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S0Rr6yKYb3I/AAAAAAAABnw/JyUZ2aYa_Ec/s400/Picture+1.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423578508902821746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Herkesi beklerim!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Abstract:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;  &lt;meta name="Title" content=""&gt; &lt;meta name="Keywords" content=""&gt; &lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt; &lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt; &lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 2008"&gt; &lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 2008"&gt; &lt;link rel="File-List" href="file://localhost/Users/chiydem/Library/Caches/TemporaryItems/msoclip/0/clip_filelist.xml"&gt; &lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:officedocumentsettings&gt;   &lt;o:allowpng/&gt;  &lt;/o:OfficeDocumentSettings&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves&gt;false&lt;/w:TrackMoves&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:drawinggridhorizontalspacing&gt;18 pt&lt;/w:DrawingGridHorizontalSpacing&gt;   &lt;w:drawinggridverticalspacing&gt;18 pt&lt;/w:DrawingGridVerticalSpacing&gt;   &lt;w:displayhorizontaldrawinggridevery&gt;0&lt;/w:DisplayHorizontalDrawingGridEvery&gt;   &lt;w:displayverticaldrawinggridevery&gt;0&lt;/w:DisplayVerticalDrawingGridEvery&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:dontautofitconstrainedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="276"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt; &lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */ @font-face 	{font-family:Arial; 	panose-1:2 11 6 4 2 2 2 2 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:auto; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;} @font-face 	{font-family:Cambria; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:0; 	mso-generic-font-family:auto; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:3 0 0 0 1 0;}  /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:0cm; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ascii-font-family:Cambria; 	mso-fareast-font-family:Cambria; 	mso-hansi-font-family:Cambria; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.0pt 842.0pt; 	margin:72.0pt 90.0pt 72.0pt 90.0pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt; &lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Table Normal"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ascii-font-family:Cambria; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Cambria; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;!--StartFragment--&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm; text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"&gt;This study aims at examining the integration of private museology into Istanbul’s culture industry in the 21st century, and focuses on the case of the Pera Museum by looking at its communication strategies with regards to visitor perceptions and museum’s reputation.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm; text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"&gt;Throughout the modern era, museums operated as transmitters of national ideology, as they conserved and presented ancient objects and artifacts threatened by modernity. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"&gt;During the transition process from modernity to postmodernity, the social role of museums has changed. In addition to their role of conserving and presenting objects and artifacts, museums developed an objective of communicating with the general public, in other words, potential visitors. This transition process paved the way for the emergence of new functions in museums such as visitor studies (public relations), education programs, volunteering and membership programs, auxiliary services, and souvenir shops. Through these newly created social functions, museums and public were brought closer to each other. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin: 6pt 0cm; text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"&gt;In this context, t&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; line-height: 150%; font-family: Arial;"&gt;his study examines the concept of museology both in modern and postmodern periods, and looks at the developments in Turkish museology in the 21st century when private museums carrying a postmodern understanding of museology joined Istanbul’s culture industry. Moreover, based on a survey research conducted in January 2009 at the Pera Museum, one of the most distinguished private museums in Istanbul, the study analyzes the effects of postmodern museology on museum visitors. It discusses the ways in which perceptions and expectations of visitors changed as they were exposed to messages and offerings of the private museums during the postmodern period. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;!--EndFragment--&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8370059313389840633?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8370059313389840633/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8370059313389840633&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8370059313389840633'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8370059313389840633'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/01/sonunda-mezun-oluyorum-sanrsam.html' title='sonunda mezun oluyorum sanırsam'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/S0Rr6yKYb3I/AAAAAAAABnw/JyUZ2aYa_Ec/s72-c/Picture+1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2704516238953020788</id><published>2010-01-02T22:07:00.004+02:00</published><updated>2010-01-06T14:20:15.345+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzecilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pera müzesi'/><title type='text'>Doğu'nun Cazibesi'ne kapılmış ziyaretçi halleri</title><content type='html'>uzun zaman oldu gerçi ben Pera Müzesi'nde anket çalışmasını yapalı, hatta Ocak 2009'da yaptığım düşünülürse tam tamına bir yıl olmuş. müzede haftanın beş günü beşer saat nöbet tutmuş, her gelene anketi doldurtmaya çalışmıştım. beni kimi zaman müzenin görevlisi sandılar şikayetlerini belirttiler, kimi zaman da tezimde yazmam için beğenilerini sundular. ben de karşılaştığım insanların hikayelerini kısa kısa not almıştım, bir gün olur da bir yazı yazarım diye. sonra vakit olmadı, aklım olmadı, zamanı geçti yayınlatamadım. ama heba olmasını da istemedim, çünkü gerçekten ilginç tepkilerle, sorularla, yorumlarla karşılaşmıştım. o yüzden bir sene gecikmeli de olsa burada Pera Müzesi'nde Doğu'nun Cazibesi sergisi sırasında tanık olduğum ziyaretçi hallerini yazayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;müzeyi kimler ziyaret ediyor diye çok tartışılır. hatta neden ziyaretçi sayılarının bu kadar az olduğu, insanları müzeye çekmek için neler yapılması gerektiğidir en çok kafa patlatılan konu. ben ama gördüm ki aslında müzeye ilgi duyan bir kitle var. müzeye gitmek, görmek istiyorlar ama korkuyorlar. anlamamaktan, oraya ait olmamaktan korkuyorlar. bir de maddi engeller var. her ne kadar müzeler "çok ucuz giriş ücretlerimiz" dese de adam 7tl vermeyi çok görüyor. işte devletin belki de kültür-sanat alanında bugüne kadar yaptığı en büyük iyilik &lt;a href="https://satis.muzekart.com/index.html"&gt;müzekart&lt;/a&gt; oldu. kültür ve turizm bakanlığı'na bağlı 300'ü aşkın müze ve ören yerini ücret ödemeden, yıllık 20tl karşılığında aldığınız kartla (hatta öğrenciye 10tl) gezebiliyorsunuz. öyle ki giriş bileti almaya gittiğinizde görevli size tek kullanımlık bilet yerine, müzekartı öneriyor ve anında kimliğinizdeki fotoğraf kopyalanarak bu karta sahip olabiliyorsunuz. memleketin kimi yerlerindeyse 'geçici müzekart' alıyorsunuz, fotoğraf kopyalanamıyor buralarda ve sizin adınıza bir kart düzenleniyor, sizden iki ay içinde bunu aslıyla değiştirmeniz isteniyor. malum, özel müzeler bu müzekart uygulamasına dahil değil. ama ben Pera Müzesi'nde o kadar çok insan gördüm ki müzekartıyla gelip girmek isteyen (ya da geçici müzekartını aslıyla değiştirmek isteyen). demek ki insanlarda belli bir şevk oluşturulmuş, insanlarda ilgi uyandırılmış. ancak bu insanlardan bir kısmı 'malesef biz o uygulamaya dahil değiliz' cevabını aldıktan sonra müzeyi gezmeden çıktılar. bazı cinlerse ortalık kızıştırmaya kalktılar, "nasıl geçmiyor, sabancı'da geçiyor ama" diyerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanılmasın ki müze giriş ücretlerinde çok katı. o kadar çok insanı 'misafirimiz olun' diyerek ücretsiz içeri alıyorlardı ki:&lt;br /&gt;- biz sergiyi görmek istiyorduk&lt;br /&gt;- öğrenci 3tl, yetişkin 7tl&lt;br /&gt;- yaaa, pahalıymışsınız çok.&lt;br /&gt;- (sessizlik, hafif bir tebessüm)&lt;br /&gt;- bizim kızın ödevi vardı, o girsin o zaman, biz bekleyelim&lt;br /&gt;- yok tamam, önemli değil, bizim misafirimiz olun, buyrun geçin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de ödev için gelen bir kitle var tabi ki. öğretmenlerin çocuklara müze gezme alışkanlığı kazandırmak için geliştirdikleri bir yöntem. ilkokuldan üniversiteye kadar pek çok öğrenci gördüm ödev peşinde koşan. fotoğraf çekmek yasak olduğu için müze görevlileri basın dosyasından veriyordu onlara, görselleri rahatça kullanabilsinler diye. Pera Müzesi'nin en sevdiğim yanı gelen küçük ziyaretçilerle ilgilenmeleri oldu bu sürede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beş-altı kişilik kız grubu. yaşları 8 ile 12 arasında değişiyor. içlerinde bir tanesi varki belli o önderleri, bunları toplayıp müzeye getirmiş. ziyaretçi defterine teşekkürlerini yazıyorlar tek tek. sonra da resepsiyondakilerle muhabbet ediyorlar. güvenlik görevlilerinden sevdikleri ablaların isimlerini sayıyorlar tek tek. o sırada vakfın genel müdürü görünüyor. bunların cıvıl cıvıl hallerine o da takılıyor. isimlerini, okullarını soruyor, "bizim eğitim programımız da var, öğretmeninize söyleyin sizi ona getirsin" diyor. kızlar bir birey olarak kaale alınmanın mutluluğuyla gidiyorlar. belli ki ilk fırsatta yine gelecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;müzenin bir diğer ilginç kitlesi ise tabi ki yaşlılar. (zaten Pera Müzesi'ni ziyaret edenler genelde 45-60 yaş arası. bir de 70lik teyze ve amcaları da sık sık müzede görmek mümkün). bu kitle müzeyi gezerken yoruldukları için hemen kafeye geçiyorlar. kafede oturanlar benim için 'potansiyel müşteri', "otururken anketimi doldurup bana yardımcı olmak ister misiniz?" diye sokuluveriyorum yanlarına. gene böyle bir teyzeyi gözüme kestirdim, ama bir de ne göreyim teyze masmavi gözlerini bana dikmiş ağlıyor. "ben çok uzun zamandır kocama bakıyordum, o yüzden hiç gelemedim, ilk defa geliyorum" diyor. bir yandan da mahcup, daha önce gelmediği için özür diliyor sanki. çok üzülüyorum haline "bundan sonra daha sık görüşürüz inşallah" diyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kısım ise aklını Osman Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisine takmış. "kızım o tablo gerçek mi?" diye soruyorlar bana. "tabi ki" diyorum. inanmıyorlar. "nasıl gerçek olur, eğer gerçekse neden korumaya almıyorlar?" diye soruyorlar. korumadan anladıkları sanırım bir camekanın arkasında sergilemek. Louvre'da Mona Lisa'nın sergilendiği gibi. müzede teşhir, koruma üzerine bir fikirleri yok belli ki. belki de onlara kalsa bir odada saklansa daha iyi olur tablo. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dükkana uğruyorum sık sık ben de. oradaki insanlar da anketimi doldursun istiyorum. tabloların gerçekliğine kafayı takmış bir kadınla orada da karşılaşıyorum. "kızım nasıl gerçek olur o tablolar, 17. yüzyıldan kalma diyor, nasıl kalsın o zamandan bu zamana" diye söyleniyor. bu arada Kaplumbağa Terbiyecisi'nin replikasını almak istiyor. kanvasa baskı replikalar satılıyor müzede. birkaç boyu var bunların ve de birkaç çeşidi. kadın ne alacağına karar veremiyor. acaba iki tane terbiyeci alsa yan yana assa güzel durur mu diye soruyor. ben sesimi çıkarmıyorum. dükkanda çalışan kızcağız kemküm ediyor. sonra boylarına takıyor kafayı. "burada var örnekleri" diye teşhirdeki replikaları gösteriyor müzedeki kız ama bizim kadın ikna olmuyor. "sen bana oradan bir büyük bir de küçük boy çıkar da bakayım" diyor. sanırsın pazarda medium-large t-shirtler arasındaki boy farklarına bakıyor. ben de şaşkın şaşkın kadına bakıyorum. o sırada kaplumbağa terbiyecisinin replikasını elinde sallayan kadından bir haykırış duyuluyor "iyi de bunun üstünde Ahmet Hamdi yazmıyor ki!!" diye. müzedeki kız zar zor kontrol ettiği sesiyle "Osman Hamdi" diyor. ben gülerek mekanı terk ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dükkanda başka bir seferde kürklü bir 70lik teyzeye rastlıyorum. herkesin pahalı olduğundan yakındığı kataloglardan ikişer tane alıyor o. "torunuma da bir şey almak istiyorum, şu CD'lerden birini verir misiniz" diyerek epey yüklü bir alışveriş yapıyor. o sırada telefonunu eline alıyor "ben çıktım, gelip alabilirsiniz beni" diyor. şöförü varmış, onu arıyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;benim canımı en acıtan hikaye ise küçük bir kız çocuğuna ait sanırsam. hani başta bahsettiğim "kendilerini müzeye ait hissetmedikleri için, girmeye korkuyorlar" dediğim kesimden bir kız çocuğu. ödev için gelmiş o da. annesi ve akrabaları ya da komşuları olduğunu düşündğüm bir başka kadınla. her iki kadın da türban takıyor. tekbaşlarına sokağa bırakılmadıklarını düşünüyorum. kız ödevini yapabilsin diye müzeye birlikte gelmişler. iki kadın girmiyor içeri, kız için giriş parasını ödüyorlar, (resepsiyondakiler onları da misafir etmek istiyor ama onlar girmek istemiyorlar, sanırım ayıp olur diye düşünüyorlar, ya da gururlarına dokunuyor). kız yukarı çıkıyor, kadıncağızlar da bekliyor orada. ne yapacaklarını bilemiyorlar. bir sağa bir sola bakınıyorlar. "kafeye geçin orada oturarak bekleyin" diyorum ama içeri girerlerse bir şey almak zorunda kalacaklarını düşündüklerinden olsa girek kibarca reddediyorlar. (bu düşünceye sahip o kadar çok insanla karşılaştım ki..). zaman geçiyor kız inmiyor aşağı. bunlar meraklanıyorlar. ama o kadar ürkekler ki yukarı da çıkamıyorlar. benim onlara bir şeyler söylemem de ikna etmiyor onları, müze yetkilisinden korkuyorlar, çekiniyorlar, yanlış bir şey yapmak istemiyorlar. neyseki resepsiyondakiler "lütfen çıkın istediğiniz gibi" diyor da ikisi birden (birbirlerinden ayrılamıyorlar) yukarı çıkıyorlar. o sırada kız aşağı indi. deli gibi bunları arandığını görünce "annenler sana bakmaya yukarı çıktı" dedim. kendisiyle konuşmuş olmama şaşırdı önce. sonra ürkekçe sordu:&lt;br /&gt;- iki kadın mı?&lt;br /&gt;- evet&lt;br /&gt;- kapalı?&lt;br /&gt;- evet&lt;br /&gt;sessizce yukarı çıktı o da. belli ki hiç düşünmüyordu orada birilerinin onlarla ilgileneceğini. kimbilir ne kadar çok dinlemişti türbanlarıyla sorun yaşayan ablalarının hikayelerini. belki o da ileride başına gelecekleri düşünüyordu kendince. toplumun her bir alanında simgesel şiddetle tecrit edilirken müzenin de onlara uygun olmayacağını düşünüyordu. ama işte öğretmen ödev vermişti, okumak istiyordu, ödevini yapması gerekiyordu. zaten nereye kadar okuyabilecekti belki o da bilmiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pera Müzesi film programını bu sergiyle birlikte başlattı. oryentalizmi işleyen filmler gösterildi müzede. bunun ne kadar büyük bir ilgi yarattığına da şahit oldum o günlerde. serginin son haftasında film programı sona ermişti, gösterimler bitmişti. ama ziyarete gelen bir kadın inatla film izlemek istiyordu. "bizim komşu gelmiş izlemiş ama ben neden izleyemiyorum" diye bas bas bağırıyor resepsiyonda. resepsiyonist kız anlatmaktan yorgun düşmüş, dayanamadım ben gittim kadının yanına "hanımefendi, film programı vardı, ancak gösterimler bitti, dolayısıyla malesef izleyemeyeceksiniz" dedim. bir nebze sakinledi ama söylenmeye devam etti. keşke programdan daha önce haberdar olsaydı, keşke gelip görebilseydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pera Müzesi'nin en büyük sorunlarından biriydi bu iletişim zaten. anket formunu dolduran ortayaş bir kadın "ben müzede ne olup bittiğini oğlumdan öğreniyorum, çünkü öğretmenleri onları buraya getiriyor her sergide, o da gelip bana anlatıyor" dedi. işte eğitim programlarının pazarlama üzerindeki etkisinin bir numaralı örneği: ağızdan ağıza pazarlama. çocuk anlatır, o gün ne gördü, ne öğrendi ailesine anlatır. eğer çok memnun kalırsa, tekrar gelmek ister. aile de onu kıramaz, hele de kültürel bir etkinlik isteğine kayıtsız kalamaz, hep beraber gelirler müzeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iletişime dair bir başka sorunu ise gene resepsiyonun oralarda gezinirken duydum. "merhaba ben müze üyesiyim ama bana hiç mail gelmiyor etkinliklerle ilgili" diyordu bir adam. bu adam az evvel kafede benim anketimi dolduran adam. hemen yanına gidiyorum "pardon, bu durumu ankette görüşler kısmına yazdınız mı?" diyorum. şaşırıyor sorumu duyunca, "hayır yazmadım, neden müzeyi size şikayet edeyim" diyor. ben gülüyorum, resepsiyonist kız gülüyor, adam da gülerek, "müzeyle aramıza girmeyin" diyor. işte bir de bu kadar sadık bir kitlesi var müzenin. kol kırılır yen içinde kalır. ben buraya aidim, bu insanlara da kötü laf ettirmem diyen bir kitle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğlenceliydi o 5 gün. yorumları dinlemek, biraz ajanlık yaparak insanların ağızlarını aramak, gelen gidenin müze gezme alışkanlıklarını gözlemlemek. eğlenceliydi müzede vakit geçirmek. Pera Müzesi'ni belki de o 5 günde sevdim ve müzeye sevdalandım. bütün kusurlarına, problemlerine rağmen içeri girdiğimde beni güleryüzle karşılayan güvenlik görevlisini görünce, resepsiyondakiler bana çay ısmarlayınca, kafede çalışanlar anketimi dolduranlara benim adıma ücretsiz çay ikram edince, dükkandaki kızlar benim için potansiyel müşteri kovalayınca hep içim ısındı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;keşke daha çok kişi gezse, keşke daha çok kişi benim aldığım keyfi &lt;a href="http://www.peramuzesi.org.tr/"&gt;Pera Müzesi&lt;/a&gt;'nde alsa.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2704516238953020788?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2704516238953020788/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2704516238953020788&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2704516238953020788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2704516238953020788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2010/01/dogunun-cazibesine-kaplms-ziyaretci.html' title='Doğu&apos;nun Cazibesi&apos;ne kapılmış ziyaretçi halleri'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1309452442569798134</id><published>2009-12-26T14:50:00.003+02:00</published><updated>2009-12-26T15:06:40.516+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>kitap alma ve okuma hastalığı (mı?)</title><content type='html'>annem tedavi ettirmem gereken başlıca hastalığımın kitap almak olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;daha eve yeni yerleştim. burada yerleştimden kasıt "sığıştım" olacaktır aslında. hatta daha da spesifik söylersek "kitaplarımı sığıştırdım". onu oraya, bunu buraya, tamam size kısa bir süreliğine veda ve sizler kutuya diyerek kendime bir raf ünitesi boş bırakmayı becerdim. bu haberi kime versem "sen hemen doldurursun onu, merak etme" yanıtını aldım. ama bu sefer kararlıydım, kendimi frenleyecek, okuma listemi tamamlamadan yeni kitap almayacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olmadı. dün yarım saatlik bir boşlukta 10 kitap almayı başardım. "ben bir ofise gidim, gelicem hemen" dedi taşkıntuna, tamam deyip kitapçı gezmeye karar verdim. sadece bakacaktım!! Can yayınlarını taşımışlar. meşrutiyet caddesinin arkalarına bir yerlere. nerede acaba dur şuna bir bakayım, vakit geçer hem diye düşünürken baskısı tükenmiş kitapların satıldığı dükkanın önüne düştüm tesadüf! tabi can yayınlarını anında satarak içeri girdim. sadece bakacaktım. elime hiç kitap almadım en başta. oysa sıra sıra kitaplar, dergiler.. kitapları satan adamla selamlaştık. büyük kitapçılardaki esnaf zihniyetine karşılık, bu kibar insanları her zaman çok sevmişimdir ben zaten. ben tam adamcağızın yanındaki rafları tarıyordum ki telefonu çaldı. sessiz olmaya çalışarak bağırıyordu, sinirlenmişti. ben tabi kulakları kabarttım hemen. "kaçmıyoruz ya, ödeyeceğiz dedik ya" gibi cümleler duydum. çok üzüldüm.. ömrü hayatı boyunca kitaptan ve kitap satmaktan başka bir şey yapmayan bu gönül insanının durumunu düşündüm. ne olacaktı? ben almasam, o almasa, o kitaplar nasıl satılacaktı? nasıl yaşayacaktı bu insanlar. benim orada harcayacağım 3-5 liranın belki benim için bir anlamı yoktu ama onlar için bir umut olabilirdi. raflardan ilk kitabı elime aldığımda artık çok geçti benim için. üzgünüm anne, gene kitap aldım! hem de 10'a yakın aldım. her kitabı çok isteyerek, çok severek aldım ama içimde de nasıl bir vicdan azabı: ben bunları nereye koyacağım, anneme göstermeden nasıl eve sokacağım? sanki yasadışı kanunsuz bir iş yapıyormuşum gibi bir korku.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kasaya yöneldim. "bu kitapları topluyor musunuz?" diye sordum. "ben eski yayıncıyım" dedi amca. tam tahmin ettiğim gibi. "bunlar baskısı tükenmiş kitaplar, biz eskiden utanırdık, kitaplar satmayınca saklardık, şimdi herkes eteğindeki taşları döküyor, biz de getirdik burada satıyoruz" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendimi onu utandırmış, kötü bir şey yapmış gibi hissetttim bir an. suçluluk duygusu katlandı. kitaplarımı aldım çıkıyordum ki "haftaya yeni kitaplar gelecek" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de döndüm "tamam, uğrayacağım, görüşürüz" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sakın bana kitap almak için bahaneler uydurma demeyin benim pek sevgili ablalarım, ağabeylerim, kardeşlerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bana sadece 'kitap almanın, okumanın, ve de kitap almayı ve okumayı sevmenin' neden bir hastalık olarak görüldüğünü anlatın, pek rica edeceğim!!&lt;br /&gt;anne ilk söz senin, buyur..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1309452442569798134?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1309452442569798134/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1309452442569798134&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1309452442569798134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1309452442569798134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/12/kitap-alma-ve-okuma-hastalg-m.html' title='kitap alma ve okuma hastalığı (mı?)'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6762768777498840889</id><published>2009-12-16T17:47:00.004+02:00</published><updated>2009-12-16T17:55:20.610+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='twitter'/><title type='text'>nil'den bana mesaj var!!</title><content type='html'>bugün son video klibini izledim nil'in. &lt;a href="http://kirildim.com/"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kırık&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;. sinan çetin çekmiş, herkesler var içinde, elif şafak bile var. çok hoşuma gitti video. anlatısını da beğendim nil'in. &lt;a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=13195108&amp;amp;yazarid=113&amp;amp;tarih=2009-12-14"&gt;insanların kalbine dokunuyor tek tek, sıkıntılarını alıyor ve onları kendi elbisesinin üzerindeki beyazda eritiyor. &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de ona mesaj yazdım, twitter'dan yolladım sabah. akşam bir de ne göreyim bana direk mesaj yollamış nil ve şöyle demiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SykB4fjKQMI/AAAAAAAABm0/924qGIb-7So/s1600-h/Picture+4.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 163px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SykB4fjKQMI/AAAAAAAABm0/924qGIb-7So/s400/Picture+4.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415862096943005890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;ben de isteğini yerine getirmek için girdim hemen adrese ekledim kendi yorumumu. şimdi o baloncuklarda benim &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kırığım&lt;/span&gt; da yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;span class="status-body"&gt;&lt;span class="entry-content"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"kırıldım çok dokundu bana.. benim kalbimdeki kırık parçaları da alsana..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SykCLGkreDI/AAAAAAAABm8/lq6JlnL0Ldk/s1600-h/Picture+2.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 193px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SykCLGkreDI/AAAAAAAABm8/lq6JlnL0Ldk/s400/Picture+2.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415862416656005170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6762768777498840889?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6762768777498840889/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6762768777498840889&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6762768777498840889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6762768777498840889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/12/nilden-bana-mesaj-var.html' title='nil&apos;den bana mesaj var!!'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SykB4fjKQMI/AAAAAAAABm0/924qGIb-7So/s72-c/Picture+4.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-7649341756860880850</id><published>2009-12-12T19:22:00.007+02:00</published><updated>2009-12-13T14:51:14.160+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeni yıl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='noel'/><title type='text'>C'est Déjà Le Temps De l'Année!!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SyPSpEk2CNI/AAAAAAAABmk/R1Rurga8lAM/s1600-h/Picture+3.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 217px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SyPSpEk2CNI/AAAAAAAABmk/R1Rurga8lAM/s400/Picture+3.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414402780074215634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 204); font-weight: bold;"&gt;Cher Père Noël!&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(204, 102, 204); font-weight: bold;"&gt;je voudrais d'avoir une bonne année avec ma famille, et j'aimerais bien d'avoir de bonheur et de chance..&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(204, 102, 204); font-weight: bold;"&gt;mais pas beaucoup de chose; seulement de sante, d'amour et d'argent..&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(204, 102, 204); font-weight: bold;"&gt;il serait parfait si je peux voyager cette année partout dans le monde, surtout à New York, Paris et Minsk.&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(204, 102, 204); font-weight: bold;"&gt;de plus, est-ce que tu peux passer mes salutations a tuğrişçim? je crois qu'il est quelque part à coté de toi.&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(204, 102, 204); font-weight: bold;"&gt;merci bien.&lt;/span&gt;  &lt;span style="color: rgb(204, 102, 204); font-weight: bold;"&gt;gros bisous!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SyPSyq9KhjI/AAAAAAAABms/hbqNAr192K4/s1600-h/Picture+1.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 450px; height: 363px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SyPSyq9KhjI/AAAAAAAABms/hbqNAr192K4/s400/Picture+1.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414402944995591730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;hiç umrum değil hangi büyük markaların yarattığı yalancı bir karakter noel baba. ben ona inandım ve onu sevdim. oturdum ona mektup yazdım. çok bir şey değil sadece sağlık, aşk ve para istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siz de yazın noel, babanın size özel cevabını bekleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yılın yeni başlangıçlar zamanı çoktan geldi. yeni kararlar, yeni planlar ve yeni umutlar..&lt;br /&gt;noel babaya bütün isteklerinizi söyleyin.&lt;br /&gt;birçoğu gerçekleşmeyecek ama, siz elinizdekilere bakıp şükredin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.laposte.fr/pere-noel/ecrire_etape1.php"&gt;noel baba paris'te &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id=":1ed" class="ii gt"&gt;&lt;div dir="ltr"&gt;&lt;a href="http://www.canadapost.ca/dec/santa/writesanta/emailform-f.asp" target="_blank"&gt;noel baba kanada'da&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-7649341756860880850?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/7649341756860880850/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=7649341756860880850&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7649341756860880850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7649341756860880850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/12/cest-deja-le-temps-de-lannee.html' title='C&apos;est Déjà Le Temps De l&apos;Année!!'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SyPSpEk2CNI/AAAAAAAABmk/R1Rurga8lAM/s72-c/Picture+3.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6706698444900760061</id><published>2009-12-05T13:18:00.001+02:00</published><updated>2009-12-05T13:18:51.547+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ayşe arman'/><title type='text'>kanguru ayşe arman</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/24qw6VnI0-A&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/24qw6VnI0-A&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6706698444900760061?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6706698444900760061/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6706698444900760061&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6706698444900760061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6706698444900760061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/12/kanguru-ayse-arman.html' title='kanguru ayşe arman'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-3605521251697839017</id><published>2009-12-01T20:33:00.002+02:00</published><updated>2009-12-01T20:39:33.787+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazı işleri müdürlüğü'/><title type='text'>ilk uluslararası konferans denemem | checked!</title><content type='html'>sunumu başarıyla atlattım, mutluyum ve huzurluyum. ayrıca 10 dakika için 20 slayt gösterebilme kabiliyetime itiraf etmem gerekirse bayıldım. hızlı konuşmamdan şikayet edenlerin gözleri kör olmasın. gerçi dinleyicilerin ne kadarı olaya vakıf oldu orasını bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olabilenlerden üçünün sorduğu soruları başarı ile geri püskürttüm. bütün sunumlar olduğu gibi bourdieu teorisiyle ilgiliyken benim çıkıp TR'de müzecilik hareketlerini anlatmam biraz garip oldu tabi ama gene de ilgilerini çekti sanırsam. özellikle sunumuyla ne kadar ukala olduğunu gösteren amcanın sorusuna verdiğim cevaptan sonra "ilginç, önce iş adamı olmuşlar, sonra kültür" yorumu da benim amacıma ulaştığımı gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık gönül rahatlığıyla gezebilirim. ilk uluslararası konferans denememi başarı ile atlatmış bulunmaktaym. yalnız burası çok soğuk. şapka ve bere bile işe yaramıyor. o kadar soğuk ki başım ağrıyor rüzgardan. o yüzden bu akşamı odada geçirmeye karar verdim, yarın lahana gibi sokaklarda gezineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk hedef tivoli olacak, en meşhur yeriymiş buranın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün sunum ve de hava muhalefeti dolayısıyla fotoğraf yok malesef, ama yarın durumu telafi edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;takipte kalın!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-3605521251697839017?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/3605521251697839017/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=3605521251697839017&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3605521251697839017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3605521251697839017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/12/ilk-uluslararas-konferans-denemem.html' title='ilk uluslararası konferans denemem | checked!'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2261440366989070761</id><published>2009-11-29T23:27:00.006+02:00</published><updated>2009-11-30T23:03:33.930+02:00</updated><title type='text'>toplandım, üç günlüğüne kopenhag'a geldim</title><content type='html'>küçücük bir bavula dünyayı sığdırmayı başararak 3 günlük kopenhag ziyaretine hazırlanmış bulunuyorum. sabah 6:10'da gelip alan shuttle'la başladı macera. tam havaalanına geldik, aklıma odada yerde duran bilgisayar şarj aleti geldi. annemi aradım, 'atla taksiye gel hemen' dedim. garibim daha ne olduğunu anlayamadan emri vaki olarak beni geçirmeye geldi. gerçi epey dalga geçtim yüzsüzce 'bensiz hayatın çok monoton olacak anne, bak sana aksiyon yaşatıyorum' diye. neyse ki bayram sabahıydı ve yollar bomboştu. yoksa hayatta yetişemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilemiyorum bu thy nasıl yapacak bunu ama yolcularından illallah dedim artık. yani neden gavur memleketin çocuklarının sesi çıkmazken biz doğu kökenli halkların veletleri sürekli vızırdar. susmadılar, ama hiç susmadılar!! hem de o kadar çoktular ki, inanamadım. bayram ziyaretine mi gitmişler memleketlerine nedir. uçak yere indi, anons edildi kalkmayın yerinizden diye, ama bunlara ne gam, daha uçak giderken yerde hemen dolapları açtılar ve çantalarını kapıp business-class'a gidip yerleştiler. 10 dakika erken inmişsin, 10 dakika geç, hayır nedir bu insanların hayatlarında bu kadar mühim olan, bu kadar acil olarak yaptıkları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatımda ilk kez elimde hiç harita olmadan yalnız başıma bir şehre geliyorum. (genelde gezi planlaması hemşireme ait olurdu..) neyse ki otele ulaşmam imkansız olmadı. birkaç infoya danışmak, yolda haritanın içinden çıkamayınca 'kayıp mı oldunuz bayan?' diye yanıma gelen danimarkalı genç sayesinde kısa bir turla otelime kavuştum. oda güzel, rahat. merkeze de 5 dakika mesafede. internetten oda ayırtma konusunda çok tereddütlerim vardı, ama bu sefer şans yüzüme güldü galiba. sevindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biraz kendime gelmeye çalıştıktan sonra çıkıp şehri turlayım bari, neyleyim bu otel odasında dedim. ben çıktığımda saat 2'ye geliyordu. ilk girdiğim dükkan ingilizce kitaplar satmasıyla kalbime taht kuran bir kitapçı oldu. epey oyalandım orada. oradan çıktım kafama göre yürümeye başladım. H&amp;amp;M daimi mekanım oraya bakayim dedim. dışarı çıktığımda hava kararmıştı. saat 6 falan oldu heralde dedim. hayır, 3,5'tu!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu şehirde 3,5'ta hava kararıyor. aşağıdaki fotoğraf çekildiğinde saat 4'e geliyordu ve her yer ışıl ışıl olmaya başlamıştı bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxQyR6dwK8I/AAAAAAAABmE/FDJRCx6h4Hs/s1600/DSC06486.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxQyR6dwK8I/AAAAAAAABmE/FDJRCx6h4Hs/s400/DSC06486.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410004335712021442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;noel gelmiş avrupa'ya. noel ağacı bile kurmuşlar. görünce bir hüzün sardı aslında içimi. hayatımda yaşadığım tek noel heyecanı amiens'deydi. hergün dersten sonra noel pazarına gidilir, bütün abur cuburlardan yenilir, milyon defa bakılan hediyelikler tekrar tekrar incelenilir, üşüyünce bir kahve içilir ve odaya dönülür. özlemişim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nedense odaya 8 gibi dönmeye karar vermişim. ama vakit geçmek bilmedi. gönlümün pusulasıyla her bir dükkana girdim çıktım, gene de geçmedi. pes ettim ben de. üstelik burası çok soğuk. iyi ki bere, atkı, şemsiye getirmişim. yoksa halim ne olurdu bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burayı biraz hollanda'ya benzettim ben. insanlar rahat, bisiklet tepesindeler ve herkes ingilizce konuşuyor! binalar çok güzel, ki bugün yol yorgunluğu bilmem ne tam da gözüm açılmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir rehber aldım sonunda kendime. içinde bölge bölge turlar yazmışlar. ben de gelmişken birkaç müze gezeyim diyorum. özellikle carlsberg müzesini merak ediyorum. umarım benim anladığım gibi bir müzedir. bir de tabi şehir müzesi var. yalnız bugün yolda bir anda karşıma çıkan 'rekorlar müzesi' de ilgimi çekmedi değil. kapalı olduğu için giremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxQyfKBitNI/AAAAAAAABmM/4CReyzz6hrA/s1600/DSC06492.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxQyfKBitNI/AAAAAAAABmM/4CReyzz6hrA/s400/DSC06492.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410004563226965202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bir de burada dükkanlar 8'e kadar açık. avrupa'da asla bulamayacağınız bir nimet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarın sunum var. bakalım neler olacak, merakla bekliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2261440366989070761?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2261440366989070761/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2261440366989070761&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2261440366989070761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2261440366989070761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/11/toplandm-uc-gunlugune-kopenhaga-geldim.html' title='toplandım, üç günlüğüne kopenhag&apos;a geldim'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxQyR6dwK8I/AAAAAAAABmE/FDJRCx6h4Hs/s72-c/DSC06486.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-3563469901154422561</id><published>2009-11-29T11:59:00.005+02:00</published><updated>2009-11-29T12:21:16.630+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>dünyanın iki ucundan bir sürü hediyem oldu</title><content type='html'>daydom ingiltere'ye abisinin yanına gitti geçen hafta. sıkı sıkı tembihledim onu 'gittiğin her müzeden ne kadar kağıt varsa topla benim için' diye. sağolsun hem onları getirmiş hem de süper bir Tate çantası, rozetini de atmış pakete. içinden Tate kalemi de çıkınca kendimi kaybettim, müze kalemleri koleksiyonuma yeni bir parça eklenmiş oldu!! noel şekerini de unutmamış daydom. ama en çok çığlığı 'little miss chatterbox' kupasına attım. 'she talked.. and talked.. and talked all the time' yazıyor üzerinde. bundan birkaç sene evvel remzi kitabevinde little miss serisinin önünde kendimizi değerlendirmiş ve birbirimize bu kitaplardan almıştık. o little miss fickle'dı bizim için ama daydo kendine kupa alırken fikrini değiştirmiş ve artık 'little miss sunshine' olmaya karar vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxJKHnMrdbI/AAAAAAAABl0/4UNE9MLltuA/s1600/DSC06484.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxJKHnMrdbI/AAAAAAAABl0/4UNE9MLltuA/s400/DSC06484.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409467597067089330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;handushka ise dünyayı gezdi. minsk-istanbul-paris-sri lanka gezisinden bir çanta dolusu hediye ile dönmüş bana. üzerinde filler olan boy boy defterim oldu. hangisine ne yazsam acaba diye düşünmeye başladım şimdiden. fil biblosu ve sedefli harika yüzüğü de çığlıklarla karşıladım tabi. bir de benim vazgeçilmezim kumaş çantalardan da almayı unutmamış arkadaşım bana. 'sen gitsen aklını yitirirdin' dedi bana. gitmiş kadar yitirdim zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxJK2ENHu5I/AAAAAAAABl8/HH9jzXTPQno/s1600/DSC06482.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 372px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxJK2ENHu5I/AAAAAAAABl8/HH9jzXTPQno/s400/DSC06482.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409468395127552914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyanın iki ayrı ucundan, ama tarihi olarak biri diğerine bağlı iki ülkesinden da harika hediyelerim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya-ba-da-ba-duuu!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-3563469901154422561?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/3563469901154422561/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=3563469901154422561&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3563469901154422561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3563469901154422561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/11/dunyann-iki-ucundan-bir-suru-hediyem.html' title='dünyanın iki ucundan bir sürü hediyem oldu'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SxJKHnMrdbI/AAAAAAAABl0/4UNE9MLltuA/s72-c/DSC06484.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-4257446886029840760</id><published>2009-11-25T17:59:00.003+02:00</published><updated>2009-11-25T18:10:40.588+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazı işleri müdürlüğü'/><title type='text'>akademide güzel olan monolog değil diyalog</title><content type='html'>akademinin en güzel yanı, uykusuz gecelerin, bitmek bilmez kafa karışıklılığın en güzel karşılığı konferanslara kabul edilmek ve de makalelerinizin yayınlanmasıdır bence. yoksa en güzel ödevi yapın, en güzel sunumu gerçekleştirin, tartışmalarda en afilli fikirleri en güzel şekilde siz savunun bence anlamı yok. o türlüsü monolog, paylaşımsa diyalog gibi geliyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün iki güzel haber birden aldım. şubat ayında singapur'da, temmuz ayındaysa götenburg'a iki konferansa birden kabul aldım. harika!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi gelelim işin üzücü tarafına, bunların hepsi bir maliyet. normalde bunu bağlı olduğunuz kurum karşılar, ama eğer benim gibi öğrenci iseniz okul size der ki 'iki tane seç, yılda sadece iki konferansının katılımını karşılarız'. bu da tabi belli bütçelerle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örneğin thy ile singapur'a gitmek isteseniz 3.500 tl ödemek zorundasınız. bunu bana hangi kurum verir acaba? götenburg için daha ümitliyim, en azından avrupa, en azından gidilebilir bir mesafede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akademinin en güzel yanını, hayatın gerçekliği paranın gazabına uğruyor olması moralimi bozmuyor ama. bir yerlerde birileri benim yazdığım başvuru metnini dikkatle okuyor, yaptığım çalışmaya değer veriyor ve ilgilendikleri için sunum yapmamı istiyor. hatta diyor ki 'sunum yaparsan bunu bizim dergide basarız da'.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu an bu bile benim moralimi yüksek tutmaya yetiyor. yaptıklarımın değer görüyor olması, güzel bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben şimdi yazıişlerime dönmeliyim, malum haftaya kopenhag'da yaptığım çalışmayı ilk kez anlatıcam. tezimi tez savunmamdan önce anlatıyor olmam da ayrı bir ironi. ama dedim ya, moralimi bozmuyorum. belki o ilgilenmiyor, okumuyor tezimi ama, birileri okuyor ve ilgileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün polyannayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-4257446886029840760?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/4257446886029840760/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=4257446886029840760&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4257446886029840760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4257446886029840760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/11/akademide-guzel-olan-monolog-degil.html' title='akademide güzel olan monolog değil diyalog'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8513753073127841369</id><published>2009-11-21T22:30:00.002+02:00</published><updated>2009-11-21T22:37:02.346+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>okuma listem</title><content type='html'>çalışmamanın en güzel yanı bol bol okuyabilmek oldu. canımın istediği her şeyi okuyabilecek vakti bulmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;popüler kültüre olan düşkünlüğüm dolayısıyla dünya para verebiliyorum saçma sapan kitaplara. okuma listemden de bu açıkça görülüyor zaten. bu kitapları hem para hem de vakit kaybı olarak görsem de almadan ve okumadan rahatlayamıyorum. illa bilmem gerekiyor ne saçmaladıklarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hakan günday'ın ziyan kitabını da öyle aldım aslında. orada burada gördüklerim merakımı uyandırmıştı. ama daha ilk bölümden sardı kitap beni. askerliğin bu kadar şiddetle anlatıldığı başka bir roman okumadım henüz ben. askerliğin bir askere neler yapabileceğini ve yaptırabileceğini hiç bu kadar acımasızca düşünmemiştim. ince esprilerle yerilen atatürkçülük, cumhuriyetçilik de kitabı daha enteresan kıldı benim gözümde. ziyan'a kadar o kadar saçma kitaplar okumuştum ki bu kitap nobel ödüllü gibi geldi bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okuma listem hakkında daha detaylı bilgi yazacağım ileriki günlerde. ama diyeceğim şu  ki ben yaptım siz yapmayın, aklınızdan asla kayıp gül'ü okumayı geçirmeyin. ben harcadım siz harcamayın, paranızı da zamanınızı da ve hatta en önemlisi sinirlerinizi de boşa harcamayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8513753073127841369?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8513753073127841369/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8513753073127841369&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8513753073127841369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8513753073127841369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/11/okuma-listem.html' title='okuma listem'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1242801854530056463</id><published>2009-11-19T14:47:00.003+02:00</published><updated>2009-11-19T14:50:43.498+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>ne olacak benim halim?</title><content type='html'>hiçbir şeyi yetiştirememe hastalığına ben ne zaman yakalandım? yaptıklarımın hiçbiri içime sinmezken bu vurdumduymazlık, adamsendecilik nerden geldi çöreklendi içime?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;planlarken beni bu kadar heyecanlandıran işlerin başına oturunca neden bu baygınlık geçirmeler? tamamlanmamış makaleleri, bir bütünlük oluşturmayan tezi, düzgün sunuma sahip olmayan raporları bitti bunlar diyip rafa kaldırmak da ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonbahara giriyoruz, havalardandır dedik ama kış geldi, ilkbahara kadar toparlarım inşallah..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1242801854530056463?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1242801854530056463/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1242801854530056463&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1242801854530056463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1242801854530056463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/11/ne-olacak-benim-halim.html' title='ne olacak benim halim?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2759261063372735709</id><published>2009-11-15T21:50:00.000+02:00</published><updated>2009-11-15T21:51:31.870+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halil berktay'/><title type='text'>tarih değişken değildir; tarihi kazananlar yazar!</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/7u9KdUXqpWk&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/7u9KdUXqpWk&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/8xY_VvtteVk&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/8xY_VvtteVk&amp;amp;hl=en_US&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2759261063372735709?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2759261063372735709/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2759261063372735709&amp;isPopup=true' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2759261063372735709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2759261063372735709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/11/tarih-degisken-degildir-tarihi.html' title='tarih değişken değildir; tarihi kazananlar yazar!'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-7953330575718631775</id><published>2009-11-10T14:24:00.004+02:00</published><updated>2009-11-10T14:27:15.639+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzecilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazı'/><title type='text'>müze mi koleksiyonu oluşturur, koleksiyon mu müzeyi?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SvlbpwabLHI/AAAAAAAABk4/jrte3S_6e1Y/s1600-h/Picture+1.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 232px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SvlbpwabLHI/AAAAAAAABk4/jrte3S_6e1Y/s400/Picture+1.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402450000936119410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://www.yenimimar.com/index.php?action=listAuthorContent&amp;amp;ID=245"&gt;www.yenimimar.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-7953330575718631775?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/7953330575718631775/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=7953330575718631775&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7953330575718631775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7953330575718631775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/11/muze-mi-koleksiyonu-olusturur.html' title='müze mi koleksiyonu oluşturur, koleksiyon mu müzeyi?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SvlbpwabLHI/AAAAAAAABk4/jrte3S_6e1Y/s72-c/Picture+1.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6006052130038969240</id><published>2009-11-08T20:52:00.004+02:00</published><updated>2009-11-08T21:27:14.678+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dot'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tiyatro'/><title type='text'>shopping and f***ing</title><content type='html'>dot'un geçen seneki oyunlarını kaçırmıştım ne yazık ki.. hep bir şeyler girdi, beraber gidecek birini bulamadım, organize olamadım. bu sezon oyun galalarını duyunca hemen dido hanım'ı kandırdım ve  soluğu biletix gişesinde aldım; &lt;a href="http://www.go-dot.org/index1.html"&gt;alışveriş ve s***ş.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oyundan evvel güneşli bir cumartesi gününün keyfini çıkardık önce. sonra tünele geçip içkilerimizi yudumladık. saatleri iyi ayarlayamadığımızdan koşturarak vardık mısır apartmanına. koltuklar numaralı olmadığı için pek panik yaptı dido hanım ama biz gittiğimizde kapılar henüz açılmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SvcYN3Awu-I/AAAAAAAABko/JEQX_KOEV3E/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 120px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SvcYN3Awu-I/AAAAAAAABko/JEQX_KOEV3E/s400/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401812904438709218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başımıza ne gelir belli olmaz en öne oturmayalım dedik ve kendimize ikinci sırada bir yer beğendik. zaten içerisi oldukça küçüktü, toplamda 4 sıra ve her sırada yaklaşık 10-15 sandalye vardı. oyun başladı.. bağımlılıklar, alışverişler ve s***şlerdi ana konu. belki başkası oynasa oldukça yavan ve saçma gelebilecek bir metinle oyuncular güzel oyunculuklarıyla başa çıkmışlar. tansiyonu arttırdıkları ve gerilimi o kadar yakından hissettiğim zamanlarda 'yeter artık' diye bağırasım geldi. çoğu yerinde de güldük oyunun. tuğrul tülek'i oyunculuğundan dolayı tek geçiyorum ekipte. her türlü duyguyu tattırdı dün akşam bana. kendisine müteşekkirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki saat boyunca hiç ara vermeden ve bir an bile 'hadi bitsin de gidelim' duygusunu yaşatmadan seyirciyi oyuna bağlı tutabildikleri için de hayranım. bu memlekette cesur işlerin, güzel prodüksiyonların ve başarılı tiyatroların olduğunu görmek yeterince mutlu etti beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SvcZSuaOfnI/AAAAAAAABkw/wThBKox2c_0/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 265px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SvcZSuaOfnI/AAAAAAAABkw/wThBKox2c_0/s400/2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401814087540571762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu arada, oyunun 'ünlü' seyircisi de vardı. istanbul life-style yazılarından bildiğimiz &lt;span style="font-style: italic;"&gt;onur baştürk&lt;/span&gt; hemen arka sıramızda oturmakta ve yer darlığından dolayı ayakkabılarını oyun boyunca dido hanım'ın burnuna sokmaktaydı. kendisinin de epeyce eğlendiğini düşünüyorum. oyunla ilgili yazısını da merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Xjtp5eQPaW8&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Xjtp5eQPaW8&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi hedefte diğer oyunları &lt;a href="http://www.go-dot.org/index1.html"&gt;pornografi&lt;/a&gt; var. aralık ayına..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6006052130038969240?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6006052130038969240/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6006052130038969240&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6006052130038969240'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6006052130038969240'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/11/shopping-and-fing.html' title='shopping and f***ing'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SvcYN3Awu-I/AAAAAAAABko/JEQX_KOEV3E/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-6817529907644859311</id><published>2009-10-31T11:42:00.006+02:00</published><updated>2009-10-31T12:17:15.021+02:00</updated><title type='text'>yeniden hayata kazandırma süreci olarak barış</title><content type='html'>barış.. bir memleket kuruyorsunuz ki bu sürecin adı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;kurtuluş savaşı&lt;/span&gt; olsun. sonunda bir millet kuruyorsunuz bu savaşla ve de bir öteki, gene bu aynı savaşla. beraber yaşayın diyorsunuz, ama savaşa savaşa. &lt;br /&gt;bilmem ki bu topraklara barış en son ne zaman uğradı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben kendimi bildim bileli hep ölü ele geçirilmiş teröristleri ve şehit edilmiş askerleri oldu bu toprakların. biz bir şey yapmıyorduk, onlar rahat durmayıp dağa çıkıyorlardı. biz bir şey yapmıyorduk, dış güçler ülkemizi bölmek istiyorlardı. biz bir şey yapmıyorduk, insanlar bu topraklarda sebepsiz yere ölüyorlardı. öldüren de bizdik, ölen de. ama yapan biz değildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi barış diyorlar, kürtlerin bayramı diyorlar bugünlere. tarih bugünleri böyle kaydetti deftere. kürtler kazandı, türkler kaybetti. siz hiç bir tarafın kazandığı ve diğer tarafın kaybettiği barış gördünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında ne türkler ne de kürtler kazandı. biz milletçe kaybettik. yaşama umudumuzu, yarınlara karşı hevesimizi. bir kazanan varsa eğer bu topraklarda, o da korkudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dinlediniz mi "memleketlerine" dönen kürtleri? ben dinledim. ben o konuşmalarda korkuyu hissettim. görevi kabul ettik, başımıza ne gelirse kabulümüzdür diyorlardı. barış için geldikleri bu topraklarda başlarına gelebileceklerden korkuyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gördünüz mü televizyonda elinde oyuncak silahlı çocukları? ben gördüm. ben o gözlerde korkuyu gördüm. eğer bir çatışma çıkarsa tayyip'in askerlerine sıkacağız diyorlardı. barış için gelenlerin bu topraklarda başlarına bir şey gelebileceğinden korkuyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;okudunuz mu gazetede yazılanları? ben okudum. ben o satırlarda korkuyu gördüm. şehit anaları ayaklanacak, gaziler perişan, ülkede iç savaş çıkacak diyorlardı. barış için gelenlerin bu topraklarda başlarına getirebileceklerden korkuyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;Date=26.10.2009&amp;ArticleID=961171"&gt;barışın savaşçı yorumu&lt;/a&gt; demiş yıldırım türker. asıl türk'ün kürt'ü ya da kürt'ün türk'ü yenmesi değil, bu toprakların korkuyu yenmesi gerektiğini söylemiş, "Tekrarlayalım: Barış, ancak barışarak gerçekleştirilebilir." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyleyse sorarım size bu iki millet bu işteş fiili nasıl yapacak, nasıl barışacak? "barış sürecini destekliyorum" diyen herkese tek bir soru soruyorum, neyi destekliyorsun? cevap veriyor kendinden emin "barış sürecini." tamam da diyorum nedir o bana bir anlatır mısın? benden ne istiyor bu halk, benden ne talep ediyor? cevaplıyor gene karşı taraf "anadilde eğitim" diyor. peki diyorum ben de. senin o topraklarda yaptığın okul yok. çocuğunu okula gönderebilmesi için adama sağladığın bir iş yok, aşını bulabilmesi için mayından arındırılmış sürebileceği bir tarlası yok. sen bu adamlara ne vaad ediyorsun da geri çağırıyorsun, planın var mı, bu insanlara bakabileceğin bütçen var mı diyorum. karşı tarafta ses yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz soruların cevaplarını yanlış yerde arayan bir memleketiz. şimdi de sürecin nasıl olacağını, önceliklerin neler olması gerektiğini değil sadece sonucu tartışıyoruz. dönmelerini istemeyenler ilkokul beşinci sınıf zihniyetinde milliyetçi, dönmelerini isteyenler bu toprakları satan vatan hainleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;marifet insanları dönmeye ikna etmek, sınır kapılarında gösteriler yapmalarına müsade etmek değildir. yıldırım türker'in de belirttiği gibi "Zor olan, yaşadığına pişman edilmiş insanları yeniden hayata kazandırmaktır."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-6817529907644859311?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/6817529907644859311/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=6817529907644859311&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6817529907644859311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/6817529907644859311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/10/yeniden-hayata-kazandrma-sureci-olarak.html' title='yeniden hayata kazandırma süreci olarak barış'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-7146076414823650052</id><published>2009-10-28T12:27:00.004+02:00</published><updated>2009-10-28T12:43:24.890+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür endüstrisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='durum tespit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tuğrişçim'/><title type='text'>popüler kültüre malzeme olmuş tarihimiz</title><content type='html'>en son ne zaman ağladım bir televizyon dizisine bilmiyorum. popüler kültüre malzeme olmuş hangi görüntüler bu kadar canımı acıtabilmişti benim.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım &lt;span style="font-style:italic;"&gt;çemberimde gül oya&lt;/span&gt; beni ekranın karşısına çivileyen, yayın günü herhangi bir program yapmama engel olan tek diziydi. acılarının, gözyaşlarının, hüzünlerinin keyfini sürebilen, umut taşıyan insanlardı onlar benim için. dizinin bir bölümünde "onurlu bir mücadeleydi onlarınki" der yurdanur. gururlarıyla yitip giden bir kuşak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi &lt;span style="font-style:italic;"&gt;bu kalp seni unutur mu&lt;/span&gt; izliyorum. artık teknoloji çağına geçtiğimizden internetten takip ediyorum. reklam aralarının sadece ticari kaygı taşımadığını düşünüyorum artık. bir nefes alma süresi tanıyormuş meğer izleyiciye. peşpeşe gelen &lt;span style="font-style:italic;"&gt;darbelerden&lt;/span&gt; bir anlığına sıyrılma fırsatı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o günlerde yaşasaydım ne yapardım diyorum kendime. sonra tarih tekerrürden ibarettir, benjamin'in tarihin meleğini hatırla, geçmişe bak bugünü anla diyorum ve daha da kötü oluyor içim. gelecek bize ya benzerlerini getirirse diyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki kız kardeş.. yatağa uzanmış babalarının onlara küçükken söylediği şarkıyı söylüyorlar. cem karaca'nın sesi duyuluyor sonra "bu son olsun" diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/YP7ghF9pwys&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/YP7ghF9pwys&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki kız kardeş.. hemşirem ve ben. babamın eski plaklarını karıştırıyoruz. bir tane pikap var evde babam onu çalıştırmayı deniyor. plaklar tozlanmış takılıyor. "bunlara kasede çekebilir miyiz acaba" diyor babam. babamın plakları arasında cem karaca'nın 45'liklerini buluyorum. seviniyorum. babamın kitapları arasında nazım hikmetleri, yaşar kemalleri, orhan kemalleri, sevgi soysalları, atilla ilhanları buluyorum, seviniyorum. kahramanım beni hiç yanıltmıyor. şimdi onun için cem karaca'nın eski 45'liklerini topluyorum teknoloji çağının nimetlerinden yararlanarak. bas bas çalıyorum ve de yüksek sesle haykırıyorum "namus belasına kardeş, döktüğümüz kan bizim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/GTA6vzGoTyM&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/GTA6vzGoTyM&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eskisi gibi değil hiçbir şey. bizim ev değil, aile değil, ülke değil, insanlık değil. şarkılar var sadece bizi hatıralara sımsıkı bağlayan. &lt;br /&gt;bir de popüler kültüre malzeme olmuş ülke tarihi görüntülerimiz.&lt;br /&gt;beni her izleyişte hem kendim için, hem ailem için, hem de yaşadığım ülke için gözyaşlarına boğan görüntüler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-7146076414823650052?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/7146076414823650052/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=7146076414823650052&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7146076414823650052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7146076414823650052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/10/populer-kulture-malzeme-olmus-tarihimiz.html' title='popüler kültüre malzeme olmuş tarihimiz'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1291879012837968383</id><published>2009-10-24T12:16:00.002+03:00</published><updated>2009-10-24T12:17:36.907+03:00</updated><title type='text'>Chagall - short biography</title><content type='html'>&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/rYjodu_fu9k&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/rYjodu_fu9k&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1291879012837968383?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1291879012837968383/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1291879012837968383&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1291879012837968383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1291879012837968383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/10/chagall-short-bibliography.html' title='Chagall - short biography'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1777651576490613484</id><published>2009-10-18T10:07:00.003+03:00</published><updated>2009-10-18T10:15:41.159+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür endüstrisi'/><title type='text'>bir kayıp daha</title><content type='html'>ünsal oskay türkiye'de popüler kültür çalışan herkesin listebaşı ismidir. o da gitti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;post-it'le duvarıma yapıştırdığım bir tespiti:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;toplumsal yaşamdaki 'yarışmayı' henüz terketmeyi düşünmeyenler, toplumda yükselmeyi hala ummakta olanlar ise enformasyon verici yayın türlerinde, ya da, belgesel nitelikteki yayınlardan yararlanmaya çalışmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;yıkanmak istemeyen çocuklar olalım, s.334&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben tabi ki bunu kitlelerin müzelere akmasıyla ilişkilendirdim. televizyonda belgesel izleyip berikine anlatmakla, gittiği sergide gördüklerini anlatmak arasında bir fark yok bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ünsal hoca ne derdi acaba bu tespitime?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1777651576490613484?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1777651576490613484/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1777651576490613484&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1777651576490613484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1777651576490613484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/10/bir-kayp-daha.html' title='bir kayıp daha'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-4784907247862091790</id><published>2009-10-10T23:07:00.000+03:00</published><updated>2009-10-10T23:08:40.435+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müşerref hekimoğlu'/><title type='text'>müş.. anılar..</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.idefix.com/vitrin/aramasonuc.asp?Shop=0&amp;aranan_yer=0&amp;Page=1&amp;SearchTerm=m%FC%FEerref+hekimo%F0lu&amp;SearchTerm%3ASelectedValue="&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/StDpnzd9ULI/AAAAAAAABkI/uF_47P1Poao/s1600-h/93.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 267px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/StDpnzd9ULI/AAAAAAAABkI/uF_47P1Poao/s400/93.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391065624002515122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-4784907247862091790?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/4784907247862091790/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=4784907247862091790&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4784907247862091790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/4784907247862091790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/10/mus-anlar.html' title='müş.. anılar..'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/StDpnzd9ULI/AAAAAAAABkI/uF_47P1Poao/s72-c/93.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-378682071180638489</id><published>2009-10-10T23:01:00.000+03:00</published><updated>2009-10-10T23:07:34.134+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müşerref hekimoğlu'/><title type='text'>müş'ün cumhuriyet gazetesi'ne bir yazısı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/StDpRHkgNZI/AAAAAAAABkA/Nv-hkRFZWJ4/s1600-h/cumhuriyet_gaz_02.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 319px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/StDpRHkgNZI/AAAAAAAABkA/Nv-hkRFZWJ4/s400/cumhuriyet_gaz_02.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391065234261685650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-378682071180638489?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/378682071180638489/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=378682071180638489&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/378682071180638489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/378682071180638489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/10/musun-cumhuriyet-gazetesine-bir-yazs.html' title='müş&apos;ün cumhuriyet gazetesi&apos;ne bir yazısı'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/StDpRHkgNZI/AAAAAAAABkA/Nv-hkRFZWJ4/s72-c/cumhuriyet_gaz_02.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8343271431580441074</id><published>2009-10-10T21:37:00.002+03:00</published><updated>2009-10-10T23:09:53.892+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müşerref hekimoğlu'/><title type='text'>müş..</title><content type='html'>sevgili müş,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün bana sorarlarsa 'yazmaya nasıl başladın?' diye, verecek tek bir cevabım olacak 'biricik ve tek idolüm Müşerref Hekimoğlu sayesinde'.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu dünyada içim daraldığında hep senin gözlerin gelir aklıma. sesin, sakinliğin, şefkatin.. bugünlerde sürekli dilimde olan bir şey var 'ben yanlış zamanda doğmuşum, teyzemin zamanına denk gelseydim her şey çok daha farklı olurdu'. o kadar isterdim ki seninle davetlere gitmeyi, senin insanlarla kurduğun ilişkiyi izlemeyi, yazılarını nasıl hazırladığını görmeyi ve senden gazeteciliği öğrenmeyi.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazen sen de babam da ve hatta eniştem de bugünleri görmediniz diye seviniyorum. çünkü biliyorum ki çok sinirlenir ve çok üzülürdünüz.. sizin kuşağın hayranıyım ben müş.. sizin enerjinizin, heyecanınızın, cesaretinizin hayranı. biz sizin gibi olamadık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yolumu kaybediyorum ya çoğu zaman, o zamanlar sen ve kuvvet enişteme bakıyorum. 'gözlerinden sevgi fışkırıyordu' cümlesinin fotoğrafı masamda duruyor benim ve ben ona bakıp umutlanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;müş.. dünya gittikçe yaşanmaz bir hal aldı, ama dayanmaya çalışıyorum. senin için, sizin için çabalıyorum. emanetleriniz var bana bıraktığınız, onlara sahip çıkmaya çalışıyorum. biliyorum, kimi zaman yorgun düşüyor bedenim mübo'nun, muki'nin ve hatta şuşu'nun gelgitleriyle uğraşırken ama deniyorum. dengeyi kurmayı deniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimi projelerim var, sana anlatsam eminim çok sevinirdin. bunlardan biri seni de kapsıyor aslında. yazılarını saklamış muki - ki bilirsin ne kirli çıkıdır 0 - onların kağıtlarda kaybolmasını engellemeye çalışıp, bir kitap haline gelmesini sağlicam kısmetse.. bir de 27 mayıs'ın romanını senin izinden sözlü olarak yazıcam ben de. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son olarak, müş.. içinde bulunduğum akademik dünyada kimsenin akrabası olmak gurur vermedi bana, ama senin &lt;span style="font-style:italic;"&gt;yeğen-torunun&lt;/span&gt; olmak en büyük kıvanç kaynağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beş sene geçmiş üstünden diyor takvim ama daha dün gibi seni uğurlayışımız.&lt;br /&gt;cebeci mezarlığı 123 ada polis şehitliği yanı, babası ismail hakkı bey'in yanı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=479897"&gt;rahat uyu.&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8343271431580441074?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8343271431580441074/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8343271431580441074&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8343271431580441074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8343271431580441074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/10/mus.html' title='müş..'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8345630085317229296</id><published>2009-09-29T22:34:00.004+03:00</published><updated>2009-09-29T22:56:42.721+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>mungan ve karakter tahlilleri</title><content type='html'>yine yetişti eski dostum murathan mungan. içimin daraldığı, fikirlerimin oralardan buralara savrulduğu şu günlerde yeni kitabıyla ruhumu serinletti. nasıl tanıdık kelimeler, ve nasıl da gözlerimi kocaman kocaman açtıran cümleler. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;br /&gt;aşk kalbinizin, beraberlikse hayatınızın yükü oluyordu (s.79)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durdum düşündüm. çevremde aşık olanlarla beraber olan insan profillerini karşılaştırdım. öyle ki, çevremdekilerin bir kısmının düzenli ilişkisi var ve uzun yıllardır devam eden, bir kısmınınsa sürekli aşık olma hali. ortası yok. düzenli ilişki içinde olanlar evlilik, çocuk, aile kavramlarını sorgularken, aşık olma kuşları sürekli 'ben ne zaman evleneceğim ya' serzinişinde. ben de dedim ki bir gün bizim belarus güzeline 'heralde uzun süren bir ilişkin olmayınca ne olacak benim halim paniğine kapılıyorsun, halbuki çıkıp gezsinler, yaşasınlar işte mis gibi.' bana göre tabi bütün bunlar. bence yalnız karar alabilmenin özgürlüğünü yaşasınlar. ben bunu istiyorum ama o da ister mi acaba demeden, kendin olarak karar verebilmenin özgürlüğü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de mungan okurken en çok insan tahliline bayılıyorum. hele de bu kitap olduğu gibi ilişkiler üzerine olunca, fazlasıyla karakter inceleme imkanı buluyorsunuz. 33 yaşında kendini evlenmek zorunda hisseden kadın, babasını yıllar sonra bulan çocuk, heteroseksüel olduğu halde gay sevgilisi olan genç, eşcinsel aşk, terk edilme..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitabın son hikayesini oluşturan bu terkedilme sendromu da bence çok ama çok güzel işlenmiş mungan'ın kaleminden. bir karar almak güç ister. kimilerine kararı uygulamak zor gelir, banaysa onu almak. karar almak cesaret ister. nedense ilişkilerde cesur olan hep kadınlardır. soran, sorgulayan, soruşturan.. erkeklerse sadece kendilerinin dediği olsun isterler. sorgulamadan. o olsun. ayrılmak da bir sendromdur onlar için. kadın uzun uzun düşünür, işi yürütebileceğine ya da yürütemeyeceğine karar verir ve bunu söyler. erkekse kadına jest yaptığını düşünür. der ki 'yükü ben alayım, beni suçlasın, ayrılmayı o istesin'. halbuki diyemez 'korkuyorum, söylemekten korkuyorum. bana soru sormasından, neden demesinden korkuyorum. ben yavaş yavaş kaçayım, o anlayınca zaten ayrılacaktır benden' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-style:italic;"&gt;tek tek baktığımız bu fotoğraflar bana Eray'ın ayrılmak için bir süredir hazırlık yaptığını, yalnızca bu kararı uygulamada kendisi için en uygun anı beklediğini söylüyor. ilişkileri bir yandan yürürken kendi hazır olduğunda kapıyı çekip çıkacağı anın pususuna yatmış. özlem'i şok eden de bu birdenbirelik olmuş olmalı. hiç beklemediği anda indirilen darbe!&lt;br /&gt; böyle bir durumda bir erkeğin adeta el altında hazır bekleyen bir sölükten bakıp söyleyebileceği sabit cümleler: 'biraz ilişkimizi dinlendirelim.' 'bir süre görmeyelim birbirimizi, azıcık uzak kalalım birbirimizden; özleyelim.' 'ben çok bunaldım, biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var, ben biraz hava alıp geleyim.'&lt;br /&gt;'bitti' demenin ya da diyememenin çeşitli yolları.&lt;br /&gt; terk etme gücü, erkekler için fiziksel gücün dayanıklılığının işaretidir sanki. gidebilen erkek, daha bir erkektir. birine bağlanmadan geçen uçarı günlerden sonra, girdiğin bir ilişkide gidebilmeyi bilmek, yitirdiğini sandığı gücünü geri verir erkeğe. sahilde oturup bira içerken, elde ıstaka bilarda masasının etrafında dönerken ya da soyunma odalarında üstbaş giyinirken erkek erkeğe yapılan muhabbetlerden buna benzer sözler kalmış aklımda (s.136).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yepyeni, taze hikayeleriyle mungan.. eski dostum, kadim dostum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                               &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                               Eldivenler, Hikayeler - Murathan Mungan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8345630085317229296?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/8345630085317229296/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=8345630085317229296&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8345630085317229296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8345630085317229296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/09/mungan-ve-karakter-tahlilleri.html' title='mungan ve karakter tahlilleri'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2463097376935861425</id><published>2009-09-25T17:36:00.000+03:00</published><updated>2009-09-25T17:38:07.217+03:00</updated><title type='text'>lights will guide you home</title><content type='html'>bu aralar ruhuma iyi gelen ses.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/aeEEFKeGcTc&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/aeEEFKeGcTc&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2463097376935861425?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2463097376935861425/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2463097376935861425&amp;isPopup=true' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2463097376935861425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2463097376935861425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/09/lights-will-guide-you-home.html' title='lights will guide you home'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-945685746095221785</id><published>2009-09-23T12:33:00.003+03:00</published><updated>2009-09-23T13:12:32.146+03:00</updated><title type='text'>tek patronlu medya | senfoni</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kifayetsiz kalemlerin köşe yazarı olması '80 sonrası&lt;br /&gt;ortaya çıkan bir durum.&lt;br /&gt;dördüncü kuvveti, kuvvetten düşürme operasyonu&lt;br /&gt;kapsamında değerlendirmek lazım. (s.171)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;böyle diyor kitabında fatma k. b. bugünün medyasında birbirinin aynı yazıların ve yazarların var olmasına kurgusal bir eleştiri aslında onun yazdıkları. özellikle kadın yazarların yemek-içmek, gezmek ve giyinmekten ibaret yazılarının var olma sebeplerini kurgulamış kitabında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir tür kadın yazarlar projesi olması, bu proje kapsamındaki bütün kadınların aynı adamlar tarafından yazılması ve projeye dahil olmayan kadın yazarın da nasıl yok edildiğinin öyküsü. siyaset yazmak isteyen, fikir yazıları yazmak isteyen kadın yazarların nasıl aşağılandıkları ve dışlandıkları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hergün gazeteyi açtığımızda biz de söyleniyoruz ya ''gene çoluğunu çocuğunu, sevgilisini yazmış'' diye, ama bir yandan da söyleniliyor ya ''bu kadın da hiç boyuna posuna bakmadan askere, hükümete giydiriyor sürekli'' diye. işte aynen bu durumu yazmış fatma k. b.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugün medya tek patron dönemini yaşıyor türkiye'de. her kalemden aynı cümleler çıkıyor, tek bir yönde yaşatılıyor hayat. nasıl oluyor da orkestra bütünlüğünü bozmuyor? bu oyunun kurallarını kimler, nasıl koyuyor? &lt;span style="font-style: italic;"&gt;medya senfonisi&lt;/span&gt;ni araştıran dedektifler bir cevap veriyor bu duruma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ortaya bir hedef konmuyor. serbest atışlar var. ortak bir oyun çıkarabileceğin atışları bir kompozisyon etrafında yorumluyorsun. yani atışların etrafını çevirip ''hedef'' burasıydı diyorsun. (s. 171)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;fatma k. b. aslen bir sosyolog. &lt;a href="http://www.idefix.com/vitrin/aramasonuc.asp?Shop=0&amp;amp;aranan_yer=0&amp;amp;Page=1&amp;amp;SearchTerm=fatma+karab%FDy%FDk+barbaroso%F0lu&amp;amp;SearchTerm%3ASelectedValue="&gt;bugüne kadar yayınlamış olduğu birçok eseri mevcut&lt;/a&gt;. çoğunlukla islami kesim ve giyinme ritüelleri üzerine yazdıklarını okudum ben. medya senfoni kitabını barındırdığı ironiden dolayı sevdim. gerçekliğinden ve gerçeği yorumlayışından dolayı da sevdim. bugün tek patronlu medya dünyasında var olan küçük kadın yazarların varlığını, yazdıklarıyla bana var edilmeye çalışılan kimliği ve hayatı düşündüm yeniden. bugün tek patron varsa bu ülke medyasında, bu onun zekiliğinden değil, biz okuyucuların gerzekliğindendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;medyasenfoni diye bir çetenin başlangıçta teneke bir varlığa sahip iken, esen rüzgarı sahiplenerek derin bir yapılanma imajı vermiş olduğunuzu rapor ettim. seninle konuştuğumuz şu dakikalarda rapor gerekli mercilere çoktan ulaştı bile. (s.174)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;bu topraklarda bu medya düzenine karşı çıkabilecek tek bir yazar, bu düzeni adam edecek tek bir siyasi bulunmakta mıdır, lütfen söyleyin bana. gözümüzü boyamak için kaleme alınan iki hükümet karşıtı haber; bu haberler karşısında bir şekilde uzlaşmaya gidileceği başından belli olan vergi cezaları.. biz mi? biz hala &lt;span style="font-style: italic;"&gt;yemekteyiz&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/medyasenfoni-fatma-karabiyik-barbarosoglu/tanim.asp?sid=WSM3NYXNV7TR8BLY8C9B"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:courier new;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ve Medya Senfoni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-945685746095221785?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/945685746095221785/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=945685746095221785&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/945685746095221785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/945685746095221785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/09/tek-patronlu-medya-senfoni.html' title='tek patronlu medya | senfoni'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-2406328464461683763</id><published>2009-09-14T23:16:00.002+03:00</published><updated>2009-09-14T23:24:32.630+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>her şey beklentiyle ilgili</title><content type='html'>okulda her gün yeni bir aktivite oluyor. tanışalım, kaynaşalım ve hiç ayrılmayalım temalı bu olaylar karşısında ben ve mel. 'burası ne yahu, ne biçim yer, ne saçma etkinlikler bunlar' diye söylenirken bir kız var afyon'dan gelmiş, hiçbir şey görmemiş bugüne kadar, o her olaya heyecanlanıyor, her etkinliğe hevesle katılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onun yerinde olmak isterdim. gerçekten isterdim. onun içinde bulunduğu durumu eskiden tanıyorum. ben de okuma heyecanımı hala yüreğimde taşımak isterdim. dikkat, beynimde değil ama!! beyin işin içine girdi mi hesap kitap oluyor. 'bu hocadan bana iyi referans gelir, bu okulda okumak bana saygınlık kazandırır, bu programı bitirirsem diğerini ezebilirim' gibi düşünceler akademik çalışmaların önüne geçiyor nedense. amaç değil araç oluyor akademi. bir tür kendi sınıfının olmazsa olmaz kuralı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa bu afyonlu kız tamamen kendisi için burada. içini saran heyecandan, gözünden çıkan mutluluktan belli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onun o enerjisini gördükçe hem seviniyorum, hem üzülüyorum. onun adına seviniyorum, kendi adıma üzülüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de hayat enerjimi geri istiyorum.. kimsenin okumadığı ödevler yazmak, kimsenin umrunda olmayan tartışmalar yapmaktan çok yoruldum ve bunaldım.&lt;br /&gt;işe yarar bir şeyler yapmak istiyorum artık. beni sabahlara kadar ayakta tutacak, güne yorgun ama hala hevesle başlayacağım bir şeyler. zaman öylesine geçsin istemiyorum artık. bir de biraz yavaş geçsin istiyorum. basit ve sıradan geçsin. kimse inanmıyor ama ben gerçekten artık durmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünya dönsün, ben durayım istiyorum..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-2406328464461683763?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/2406328464461683763/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=2406328464461683763&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2406328464461683763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/2406328464461683763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/09/her-sey-beklentiyle-ilgili.html' title='her şey beklentiyle ilgili'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-3728895480225183191</id><published>2009-08-30T14:31:00.002+03:00</published><updated>2009-08-30T14:34:56.105+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='durum tespit'/><title type='text'>parayla seks</title><content type='html'>hıncal uluç parayla sekse karşı olduğunu söylemiş. kastettiği bir kadına sevişmek için para verilmesini sevmiyorum. genelev, telekız vb vb durumlar yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa bugün o kadar çok kadın para karşılığı seks yapıyor ki. hem de bunların büyük kısmı evli ve çocuklu. nasıl mı? kocalarından kürk, araba, ev, mücevherat istiyorlar en basitinden. limitsiz kredi kartı, memleketin en güzel lokantalarında yemek, dünyanın en ünlü merkezlerinde tatil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem de biz her gün boy boy resimlerini görüyoruz bu insanların gazetelerde. kocasıyla şurada, erkek arkadaşıyla bilmem nerede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en son eda taşpınar için denmedi mi ''yeni sevgilisi ona alıştığı hayatı yaşatamaz'' diye. kim diyebilir ki şimdi işin içinde parayla seks yok diye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-3728895480225183191?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/3728895480225183191/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=3728895480225183191&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3728895480225183191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3728895480225183191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/08/parayla-seks.html' title='parayla seks'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5380304806146083942</id><published>2009-08-26T08:44:00.004+03:00</published><updated>2009-08-26T08:48:12.338+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür endüstrisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='oray eğin'/><title type='text'>aynı soruları bana yine sorduran bir yazı.</title><content type='html'>benim kafamı kurcalayan gazeteciler kendi yazılarını okumuyorlar mı? birini övgüyle göklere çıkarırken, aynı konum ve şartlardaki birini neden yererler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sebebini tabi ki biliyoruz, sıcak ilişkiler, gönül yakınlığı, bir gün o gazetede yazarım heyecanları ve hayalleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oray eğin benim çözemediğim ama ısrarla takip ettiğim bir sosyolojik vakkadır gazetecilik cemiyeti için. kiminle ne tür ilişkileri var, bu kendine güveni ne, tutarsız cümlelerin kaynağı nerede gibi sorularımı yine sormama sebep olan &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/2009/08/26/yazar/14043/oray_egin/tasfiye_olacak_ilk_gazeteci_.html"&gt;yeni bir yazısı&lt;/a&gt; daha.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5380304806146083942?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/5380304806146083942/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=5380304806146083942&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5380304806146083942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5380304806146083942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/08/ayn-sorular-bana-yine-sorduran-bir-yaz.html' title='aynı soruları bana yine sorduran bir yazı.'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-480368499031389143</id><published>2009-08-20T21:48:00.004+03:00</published><updated>2009-08-20T21:52:21.831+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><title type='text'>shit happens</title><content type='html'>&lt;h2 style="text-align: left; font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Amerika'da doktora yapan bir arkadaşım bu dönem "Literary Humor" diye bir derse asistanlik yapıyor ve okumalardan biri de "Shit Happens".. &lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;h2 style="text-align: center; color: rgb(0, 0, 0); font-weight: bold;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Close-to-complete Ideology and Religion Shit List&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;ul type="disc"&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Taoism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit happens.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Confucianism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Confucius say, "Shit happens."&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Buddhism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; If shit happens, it isn't really shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Zen Buddhism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit is, and is not.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Zen Buddhism #2:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; What is the sound of shit happening?&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Hinduism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; This shit has happened before.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Islam:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; If shit happens, it is the will of Allah.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Islam #2:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; If shit happens, blame Israel.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Catholicism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; If shit happens, you deserve it.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Protestantism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Let shit happen to someone else.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Presbyterian:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; This shit was bound to happen.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Episcopalian:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; It's not so bad if shit happens, as long as you serve the right wine with it.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Methodist: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;It's not so bad if shit happens, as long as you serve grape juice with it.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Congregationalist:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit that happens to one person is just as good as shit that happens to another.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Unitarian:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit that happens to one person is just as bad as shit that happens to another.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Lutheran:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; If shit happens, don't talk about it.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Fundamentalism: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;If shit happens, you will go to hell, unless you are born again. (Amen!)&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Fundamentalism #2:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; If shit happens to a televangelist, it's okay.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Fundamentalism #3:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit must be born again.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Judaism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Why does this shit always happen to us?&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Calvinism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit happens because you don't work.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Seventh Day Adventism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; No shit shall happen on Saturday.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Creationism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; God made all shit. (or, it takes an intelligent design to make shit)&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Secular Humanism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit evolves.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Christian Science: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;When shit happens, don't call a doctor - pray!&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Christian Science #2: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;Shit happening is all in your mind.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Unitarianism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Come let us reason together about this shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Quakers:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Let us not fight over this shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Utopianism: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;This shit does not stink.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Darwinism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; This shit was once food.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Capitalism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; That's MY shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Communism: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;It's everybody's shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Feminism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Men are shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Machismo:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; We may be shit, but you can't live without us...&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Commercialism: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;Let's package this shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Impressionism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; From a distance, shit looks like a garden.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Idolism: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;Let's bronze this shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Existentialism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit doesn't happen; shit IS.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Existentialism #2:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; What is shit, anyway?&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Stoicism: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;This shit is good for me.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Hedonism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; There is nothing like a good shit happening!&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Mormonism: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;God sent us this shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Mormonism #2:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; This shit is going to happen again.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Wiccan: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;An it harm none, let shit happen.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Scientology: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;If shit happens, see "Dianetics", p.157.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Jehovah's Witnesses:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; &gt;Knock&lt; &gt;Knock&lt;&gt; &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Jehovah's Witnesses #2: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;May we have a moment of your time to show you some of our shit?&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Jehovah's Witnesses #3:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit has been prophesied and is imminent; only the righteous shall survive its happening.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Moonies:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Only really happy shit happens.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Hare Krishna:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit happens, rama rama.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Rastafarianism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Let's smoke this shit!&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Zoroastrianism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit happens half the time.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Church of SubGenius:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; BoB shits.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Practical:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Deal with shit one day at a time.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Agnostic:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Shit might have happened; then again, maybe not.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Agnostic #2:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; Did someone shit?&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Agnostic #3:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; What is this shit?&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Satanism: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;SNEPPAH TIHS.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Atheism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; What shit?&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Atheism #2:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; I can't believe this shit!&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li style="margin-bottom: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt;&lt;b&gt;Nihilism:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:13.5pt;"&gt; No shit.&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;li&gt;And of course we must add...&lt;b&gt;Alcoholics Anonymous:&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;  Shit happens-one day at a time!&lt;/span&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-480368499031389143?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/480368499031389143/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=480368499031389143&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/480368499031389143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/480368499031389143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/08/shit-happens.html' title='shit happens'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-7235474556293261997</id><published>2009-08-19T10:03:00.002+03:00</published><updated>2009-08-19T10:43:09.690+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji okumaları'/><title type='text'>ötekileştirdiklerimizden misiniz?</title><content type='html'>binnaz toprak'ın önderliğinde yürütülen Türkiye'de farklı olmak başlıklı çalışmanın metis yayınlarından çıkan raporunu okudum sonunda. içim acıya acıya, bize anlatılan tüm yalanları anlaya anlaya. hani bu memleket muhafazkarlaşmamıştı, hani AKP'de baskı yoktu, eşitlik, alt kimlik, üst kimlik, demokrasi, özgürlük..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sigara yasağından sonra korktu ya millet içkiyi de yasaklarlar mı diye, boşa korkmuşlar. memleketimin birçok yerinde belediyeler yasaklamış zaten içki tüketimini. en çok yetkileri merak ettim. belediye böyle bir yasak koyabilir mi acaba? benim içki ruhsatım varken bunu iptal edebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok uzaklara gitmeye de gerek yok aslında, istanbul'da da belediyenin işlettiği yerlerde içki yasak. bütün doğa ve tarih harikası mekanlara konan belediye buralara içki sokmuyor. dolayısıyla düğün ve benzeri kutlamalar için bu mekanları sadece belli bir kesim kullanabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitabı okumak en çok bir kadın olarak canımı acıttı. kadınlık halleri.. her şey nasıl da öğretilerle alışkanlıklarla içiçe. biz şehirli kadınlar kıyafetlerimize karışıldı mı sinirleniriz, sokakta laf atıldı mı bağırırız, hatta sadece bir adam bile baksa bize kötü bakışlarımızla biz de onu rahatsız ederiz. ama anadolu'da öyle değil. biz bütün bunlara ''baskı'' derken bu modern kent yaşamında, onlar bunu hayatın bir parçası olarak görüyor. örneğin erzurum'da kadın sokağa örtünmeden çıkmazmış. çıkamazmış. kendisini örtünmek zorunda hisseden alevi kadın bile bunu baskı olarak değerlendirmiyor ama, gündelik hayatın bir normu onun için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bundan birkaç sene evvel ege kentlerinden birinden erzurum'a okumaya giden bir genç kız, ailesini arıyor ve örtünmeye karar verdiğini söylüyor. ailesi tabi ki şok oldukları gibi (ki ailede hiç örtülü kimse yok), kızlarının beyinlerinin yıkandığını düşünüyor. oysa bu raporu okuduktan sonra anlıyorum ki oralarda bizim sandığımız gibi bir zorlama baskı unsuru yok. herkesin örtündüğü bir ortamda tek açık olarak kendini rahatsız eden genç kızın, kendini normalleştirme arzusu bu sadece. sadece. günlük norma uyma isteği. ötekileştirilmemek, onlardan olma arzusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zaten o yüzden, ötekileşmemek, normalleşmek arzusuyla, araştırmanın yapıldığı 12 ilde birden kürtlerin kamusal alanlarda kürtçe konuşmadığını, ev kiralarken kendi memleketlerini söylemedikleri, batı'dan bir il attıkları; alevilerin oruç tutar gibi yaptıkları, hatta sünnilerle birlikte cuma namazına gittikleri; belli gazete ve dergilerin alındığı, bazılarınınsa okunurken asla gösterilmediği; oturdukları mahalleden kimlikleri anlaşılınca kürt, alevi ve romanların iş bulamadıkları; cemaat hayatının arttığı ve insanların dışlanmamak için ya bu cemaatlere katıldığı ya da bu cemaatlere yakın sendikalara geçtikleri görülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;raporun sonuç bölümünden sonra kitaba bir de sonsöz eklemiş binnaz toprak. raporu açıkladıktan sonra aldıkları tepkilere bir cevap hazırlamış. araştırmanın sonuçlarından hoşlanmayanlar en çok metodolojiden saldırmışlar belli ki. yanlı olduğu, araştırmanın fonunu sağlayan kurumun (açık toplum enstitüsü) isteklerine göre hazırlandığını söylemişler. bunların hepsine tek tek cevap vermiş binnaz toprak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi adıma şunu söyleyebilirim ki ben çalışmayı beğendim. kullanılan yöntemin düzgünce anlatılması, ana metin içinde kimi saptamalar sırasında kullanılan kavramların anlamlarının dipnotla açıklanmasını sevdim. araştırmaya katılanların gazeteci olmasını da eleştirmiş benim yarısı sosyolog olan medya grubum. her araştırma kendine göre yöntemler gerektirdiği üzere, binnaz toprak'ın da açıklamasına göre, anadolu'nun bu köhne kentlerine deneyimli ve yerel halkla bağlantıları olan birileriyle gitmek gerekirdi bence de. kimi kalıplara uymak adına araştırmayı deneyimsiz sosyoloji öğrencileriyle yapmak, bütün süreci tehlikeye atmak olurdu bence. ayrıca memleketimin sosyologlarındaki bu gazeteci kompleksini de anlayamıyorum. artık herkesin her işi yaptığı bir dünyada, eğer yeterli entellektüel donanıma sahipse, bir gazetecinin araştırma yapması beni çok da rahatsız etmiyor. sonuçta gazetecilik mesleğinin ana damarlarından birini oluşturan röportaj yapmak da bence benzer bir entellektüel kapasiteyi gerektiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;raporun binnaz toprak tarafından yazıldığı bu çalışmada, 12 ilde konuşulacak kişileri bulmak ve onlarla gerekli görüşmeleri yapmak için irfan bozan, tan morgül ve nedim şener'le çalışılmış. bu 3 gazeteci görüşmeleri yapmış, metne dökmüş ve konulara göre görüşmeleri sınıflandırmışlar. şimdi doğal olarak bu gazetecileri ''acaba mahalle baskısı var mı diye türban takıp sosyetik yerlerde gezdim ve o bez parçasını hiç sevmedim'' diyen sığ insanlardan ayırmak gerekiyor. memleketimde nasıl magazinsel derinliği aşamamış sosyolojik çalışmalar varsa, sosyolojik boyutlara ulaşan gazetecilik röportajları da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rapora internet ortamından ulaşmak isterseniz: &lt;a href="http://www.osiaf.org/bulten/index_y1_s4.html"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler&lt;/span&gt;&lt;b style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%; font-family: Verdana; color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-7235474556293261997?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/7235474556293261997/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=7235474556293261997&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7235474556293261997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/7235474556293261997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/08/otekilestirdiklerimizden-misiniz.html' title='ötekileştirdiklerimizden misiniz?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-414163749132079324</id><published>2009-08-17T11:05:00.003+03:00</published><updated>2009-08-17T11:20:08.737+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='durum tespit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alışveriş'/><title type='text'>alışveriş pratiğimiz ve pazar fileleri</title><content type='html'>bir süredir takip ettiğim bir blog var, &lt;a href="http://pazarfilesi.blogspot.com/"&gt;pazar filesine dönüş&lt;/a&gt;. amaç insanların daha az plastik poşet kullanmalarını sağlamak. bu sebeple herkes kendi alışveriş çantasını tasarlıyor ve yolluyor buraya. hepsi birbirinden güzel bence. pazar filelerini hiç kullanmamış biri olarak, onun yarattığı o nostalji havasını da severim ben zaten (nostalji.. hep söylüyorum, ben yanlış zamanda doğmuşum..) ayrıca bez torbaları da severim. çeşit çeşit renk renk torbalar aldım hep. kitaplarımı, gündelik yüklerimi onlarla taşımayı seviyorum. ancak bu torbaları günümüz alışveriş pratiğine nasıl uyarlayacağız onu çözemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;halbuki bu torbaların kullanımı yurtdışında, batı'da, çok yaygın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sene 1987. babamın işi dolayısıyla biz ingiltere'deyiz. markette alışveriş yapıyoruz. kasaya geldiğimizde bir adam geliyor arkamıza. elinde bir salkım üzüm, bir mandalina, bir parça et, bir de içecek. ablam bizim eşyalara bakıyor, iki kilo o meyveden, üç kilo diğer sebzeden. birkaç şişe içecek, paket paket yiyecek. sonra anneme dönüp ''bu adam bu kadar şey mi alıyor sadece'' diyor ablam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet o kadar şey alıyor. sadece canının çektiğini ve o gün yiyeceğini. bizdeyse öyle değil ki. hele bugün, insanların haftaiçi sürekli çalıştıkları, pazarların ve marketlerin gittikçe şehir dışına çıkartıldığı bu şehir hayatında hergün alışveriş yapmak bir hayal. pazara gitmek, sebzeleri taze almak sadece küçük bir kitle için geçerli. çoğumuz arabalara atlayıp büyük alışveriş merkezlerinde önce dükkan gezmek, sonra bir şeyler yemek ve haftalık alışverişimizi yapıp eve dönerek yaşıyoruz. marketten bazen 15 torbayla çıktığımız oluyor annemle. o zaman aklıma geliyor, nasıl olur da pazar filesine dönebiliriz bu toplumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bazen kendi adıma poşet tasarrufu yapıyorum. eğer çantam büyük ve aldığım şey küçükse ''poşete gerek yok'' diyorum. bir garip bakıyor kasiyer suratıma. ama aldırmıyorum, atıyorum çantama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki yurtdışında olduğu gibi paralı satmalıyız poşetleri. eskiden &lt;span style="font-style: italic;"&gt;metro&lt;/span&gt; yapardı bunu. o yüzden biz ne zaman &lt;span style="font-style: italic;"&gt;metro&lt;/span&gt;ya alışverişe gitsek annem &lt;span style="font-style: italic;"&gt;migros&lt;/span&gt; torbalarından alırdı yanına ''torbalara para vermeyelim şimdi'' diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alışveriş pratiğimizi değiştirmemiz zor, ama torbaları bedavaya dağıtma alışkanlığımızı değiştirmeliyiz belki de. ne de olsa cepteki akrep alışverişe kendi torbalarıyla gelmelerini sağlar insanların.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-414163749132079324?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/414163749132079324/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=414163749132079324&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/414163749132079324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/414163749132079324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/08/alsveris-pratigimiz-ve-pazar-fileleri.html' title='alışveriş pratiğimiz ve pazar fileleri'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-22652051689261741</id><published>2009-08-14T11:32:00.004+03:00</published><updated>2009-08-14T11:57:30.488+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nil'/><title type='text'>nil'in sıkıntısını hissettim</title><content type='html'>dün gece karmaşık rüyalar gördüm. hatırladığım en net görüntüde nil vardı. nil karaibrahimgil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tanışmışız onunla. hatta diyorum ki ona ''ben seni çok yakınım hissediyorum. sanki bir arkadaşım gibi hissediyorum. o yüzden sana hep nil diyorum, kusura bakma''. sonra ona konserine gittiğimi anlatıyorum, onu sahnede izlemenin beni ne kadar mutlu ettiğini. ''çocuğunu müsamerede izleyen anneler gibiydim'' dediğimi çok net hatırlıyorum hatta. gülüyor bana. çok sıcak karşılıyor beni. annem de var yanımda. bizi otobüs durağına kadar geçiriyor. o yolda usulcacık diyorum ki ''internet sayfanda yeni klibi 'seviyorum sevmiyorum' diyor, ama bu klip eskidi artık, yenisini çeksen''. bir de ona bir türlü ulaşamamaktan dert yanıyorum. twitter ya da internet sitesinde contact butonu var mı merak ediyorum. otobüs durağına kadar geliyor bizimle. usulcacık hamile olduğunu söylüyor. seviniyorum. otobüse bindiğimizde annemle ''görüyor musun ne kibar kız'' diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyandığımda rüyamda nil'in hamile olduğunu gördüğümü hatırladığımda ''acaba bir sıkıntısı mı var'' dedim. rüyada birini hamile görmek demek sıkıntı demek çünkü. öyle derler. hayırdır falan diye gezinirken evin içinde gazetenin sağ köşesinde nil'in fotoğrafını gördüm ''kusurum olduysa affola'' yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neşet Ertaş'ı tanımıyorum dediği için neredeyse topa tutulan nil özür diliyordu. o haberi yapanlar herkesi, bu kültürün öncülerini biliyorlarmış gibi.. ayrıca sözcükler nasıl da istenildiği zaman istenildiği anlamlarla yüklenebiliyor. aynı hrant'a yaptıkları gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben de nil'e yazmak istiyorum şimdi. boşver nil dicem. bu memlekette bunlar olağandır. neşet ertaş'ın sana verdiği söylenen cevaplar olarak gazetelerde okuduklarımız da emin ol bağlamından çıkarılmış tümcelerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne de olsa,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;aşkımız var, gücümüz var, yıllarımız var&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; bize yeter&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;nil bunları söyler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;köpekler havlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;işleri güçleri yok aşklara ağlarlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;üç kuruşluk dünya dibini gördük&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gercek mi rüya mı merakımızdan öldük&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaratıcı insanları kıskanan zihniyetler.. savrulun, biz birbirimize kenetledik tam karşınızda duruyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-22652051689261741?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/22652051689261741/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=22652051689261741&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/22652051689261741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/22652051689261741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/08/nilin-skntsn-hissettim.html' title='nil&apos;in sıkıntısını hissettim'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5414267941591800166</id><published>2009-08-05T12:40:00.004+03:00</published><updated>2009-08-05T12:56:13.399+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür endüstrisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kaplumbağa terbiyecisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='osman hamdi'/><title type='text'>SSM vs. PM - kaplumbağa terbiyecisi</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Osman Hamdi Bey'in kaplumbağa terbiyecisi diye bilinen ünlü tablosu Pera Müzesi koleksiyonunda yer almaktadır. ressamın, burada ilk kez sergilenen aynı konulu bir başka resmi ise özel bir koleksiyondan gelmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bir konunun küçük farklarla iki kez resmedilmesi birçoklarına garip gelebilir. oysa bu, oryantalist ressamlarda çok sık karşılaşılan bir durumdur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Osman Hamdi Bey'in de, bu örnekte olduğu gibi, oryantalist resimde çok önemli bir yer tutan ayrıntıları, bir tabloda çözümleyen ressam için, küçük bazı değişikliklerde bir ikincisini yapmaktaki kolaylık olmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bugüne değin kaplumbağa terbiyecisi adıyla bilinen bu garip konulu resim, bir japon estambından L. Crépon adlı bir illüstratör tarafından çizilip yayımlandığı, bu serginin kataloğunda yer alan Edhem Eldem yazısında açıklanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;*******&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;böyle deniliyordu SSM'nin panosunda. ebadlarını şu an hatırlamadığım, fotoğraf çekilmesinin yasak olduğu için de belgeleyemediğim bu tablo, gerçeğinin yanında üç boy daha ufak duruyordu. Belma Simavi koleksiyonundan alınarak sergiye dahil edilmiş. Batı'ya Yolculuk başlıklı serginin, ilk türk ressamlarını ve resimlerini ağırlarken SSM'nin bu tabloyu dışarda tutmak istemediği çok açık. ama aslı varken neden kopyası? aslını alamayacaklarını düşündükleri için mi, yoksa gerçekten şu naif duyguya inanmalı mıyız: kopyası resim severlerle ilk kez buluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben en çok PM için üzüldüm. bir konuşma sırasında onlara da söyledim. böylesine bir tablonun, böylesine olaylar ve paralar sonucunda alınmış bir tablonun bütün kaymağını SSM'ye kaptırmak.. gerçekten üzücü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedim ama ben. defalarca dedim. sadece asmakla olmaz, bunu anlatmak gerek dedim. romanlara ilham kaynağı olan, birçok insanı tekbaşına müzeye çeken bu tablo elbet tartışılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu son gelişmeler daha da zorunlu kılıyor tartışmayı aslında; japon estambı gerçek ilham kaynağı mı, oryantalizmde ressamlar neden kendi resimlerinin kopyasını yapıyorlar, asıl ile vekil arasında kaç sene fark var, resimde ne tür farklar var, ortak bir algılama yaratmak mümkün mü.. vb.. vb..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5414267941591800166?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/5414267941591800166/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=5414267941591800166&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5414267941591800166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5414267941591800166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/08/ssm-vs-pm-kaplumbaga-terbiyecisi.html' title='SSM vs. PM - kaplumbağa terbiyecisi'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5621299141580717370</id><published>2009-07-28T11:26:00.004+03:00</published><updated>2009-07-28T11:31:26.928+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halet-i ruhiyem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>halet-i ruhiye</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zaten yorgunluk benim genel halim. Bana, ''Nasılsın?'' diye soranlara, en sık verdiğim yanıtın ''Yorgunum,'' demek olduğunu keşfettiğim günden beri, daha bilinçli olarak ''Yorgunum''. Şu memlekette yaşayıp da yorgun olmamak mümkün mü? Beden yorgunluğu dediğinden ne olacak, iki-üç dinlenmeyle geçer, ama ben aslında vatan yorgunuyum! Ruh yorgunuyum, gönül yorgunuyum, hayat yorgunuyum; öğrenmek, bilmek, anlamak, anlamamış gibi yapmak, düşünmek, hissetmek, tanımak, tanık olmak, katlanmak, anlayış göstermek, görmezden gelmek, üzerinde durmamak, idare etmek, üzülmemiş görünmek, alışmak, alışamamak, sabretmek, katlanmak, beklemek yorgunuyum. Tam da artık bu memlekette hiçbir şey şaşırtamaz beni sanırken, her seferinde şaşırmak yorgunuyum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nermin - (M.Mungan)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5621299141580717370?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/5621299141580717370/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=5621299141580717370&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5621299141580717370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5621299141580717370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/07/halet-i-ruhiyem.html' title='halet-i ruhiye'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1056550057480145266</id><published>2009-07-27T13:35:00.003+03:00</published><updated>2009-07-27T13:39:05.205+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür endüstrisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='durum tespit'/><title type='text'>basında büyük balık küçük balığı yerse</title><content type='html'>bütün gün haber peşinde koşan, dayak yiyen, biber gazı soluyan, küfür edilen muhabirleri düşündüm bir an. bir de haftada bir röportaj yapan, iki gazete yazısı çızıktıran gazetecileri. sürekli dvd izleyip, yemek yiyen, izlediklerini ve yediklerini anlatarak var olabilen gazetecileri. muhabirlerin üzerinden hayat kazanıyorlar gibi geldi bir an.&lt;br /&gt;doğal seçki buna deniyor değil mi?&lt;br /&gt;bir de kapitalizm..&lt;br /&gt;bir de liberal ekonomi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün küba devrimini kutlamış bir grup kalabalık kadıköy meydanında. devrimin de, hakların da, özgürlüğün de farkında olan sadece bir grup kalabalık değil mi zaten?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama sorsan, senden benden daha demokrat olur bu bahsettiğim gazeteciler. her şey onların istediği gibi giderse tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece bizim için demokrasi diyen bir grup gazeteci bunlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1056550057480145266?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1056550057480145266/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1056550057480145266&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1056550057480145266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1056550057480145266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/07/basnda-buyuk-balk-kucuk-balg-yerse.html' title='basında büyük balık küçük balığı yerse'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-1406236232162437125</id><published>2009-07-22T09:07:00.004+03:00</published><updated>2009-07-22T09:47:09.822+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat ve politika'/><title type='text'>sanatçı politikadan neden uzak durmalı?</title><content type='html'>bu haftasonu &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/pazar/12101078.asp?gid=59"&gt;hürriyet gazetesinin ortaya koyduğu en seksi kadın / erkek sıralamasına&lt;/a&gt; hiç değinmek istemiyorum. yaz aylarında insanları konuşturacak yavan gazetecilik haberleri bunlar. ancak orada okuduğum bir yorum beni epeyce dehşete soktu, aklıma başka konular getirdi hemen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efendim, yılların mega starı tarkan seksilik sıralamasında gözden düşmüş ve 22. sırada kendine yer bulmuş. bunun sebebi de bu güzide gazetecimize göre kendini hasankeyf vb sosyal sorumluluk projelerine vermiş olmasıymış. bu tespitle kendini durduramıyor gazetecimiz ve bir de akıl veriyor: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Belli ki dengeyi müzikten Hasankeyf gibi sosyal sorumluluk projelerine çevirmek, megastarın seksiliğinden çok şey götürmüş. Acaba bunu bir uyarı kabul eder mi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neden etsin? neden etmeli? yani şöyle bir şey mümkün mü "bir takım adamların bir araya gelerek hazırladıkları listede (hangi bağlamda bir araya getirildikleri bile belli olmayan insanlardan oluşan jürinin listesinde) seksilik gitti elden, bu da kesinlikle benim daha fazla göbek atmamam, seksi bakışlar fırlatmamamla alakalıdır. deli miyim ayol ben, neden gidip 'ülke susuz kalacak' gibi şeylerle uğraşıyorum, 'kültürel miras yok olmasın' diye kendimi paralıyorum. çal oradan bir gül döktüm yollarına bakayım, bir sağdan bir soldan, oooo ayşe arman hanımefendiler de buradaymıııışşş...!!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu haberi okuduktan birkaç saat sonra kendi söylediğine kendi de inanmayacak bir şekilde okan bayülgen'in "sanatçı politik olmamalıdır" açıklamalarını işittim ntv ekranlarında. konuğu seyfi dursunoğlu'ydu. birkaç sene evvel rtük başkanının ''kadın kılığına girmiş erkek istemiyorum ekranlarda" buyurusuna karşılık Huysuz Virjin sansür yemiş, bir süre ekranlara çıkamamıştı. bu noktada okan bayülgen "eğer siz çıkıp ben AKP yanlısıyım deseydiniz, bu sansür olmazdı" diyor. Seyfi Dursunoğlu da en duru haliyle "ama ben hiç siyaset konularına girmem" diyor cevaben. işte bu noktada vurguluyor okan bayülgen sanatçının nasıl da politikadan uzak durması gerektiğini. bu cümleden evvelki 3-5 cümle ise tamamiyle AKP'ye giydirmelerle dolu halbuki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bu noktada batı'dan ne kadar da farklı olduğumuzu anlıyorum. Obama'nın seçimlerinde ücretsiz sahneye çıkan sanatçıları düşünün bir. eyalet eyalet obama ile gezen, mitinglere katılanları. bir de telefon hatları var, orada insanları iknaya uğraşanları. milyonlarca amerikalı'nın hipnozla izlediği oprah'ın obama'ya verdiği destek bu kampanya'nın en büyük başarısı olarak görüldü her zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/Sma1T-5m5KI/AAAAAAAABdg/o3K3fq7sw40/s1600-h/09obama.xlarge1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 233px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/Sma1T-5m5KI/AAAAAAAABdg/o3K3fq7sw40/s400/09obama.xlarge1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361171761337918626" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bizdeyse sanatçı siyasete karışmamalı. çünkü onu her kesimden seven insan vardır. budur açıklama. ama sanatçının işi objektiflik gerektiren bir şey değil ki. hatta tam tersine oldukça subjektif bir konu. belirttiği fikirler olmalı. inandıkları uğruna yarattıkları olmalı. sanatçı izleyiciye bir şey aktarmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa bizim ülkede hep aynı tanıdık simaları görürsünüz mahkeme kapılarında, sanığa destek olmak için gelenler arasında. bunların çoğunluğu da daha evvel sorgulanan sanatçılardır. askeri rejim dönemi çektiği filmden, ya da devlet ideolojisi karşıtı bir rolde oyandığından, ya da bugünlerin en meşhur maddesi 301'den.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biz biliriz ki sanatçı siyasete tarafsızlık adına katılmamazlık etmez. eğer bir gün iktidar değişirse kendisine kötülük geleceğinden korkar sanatçı. destek verdiği adamın illa birinci olması gerekir. halbuki ne de çabuk unuttuk bu ülkenin en hırsız ailesinin seçim propagandalarında sahne alan, en ünlü türkücümüzü. çünkü zaten ikisinin de tek bir çıkarı vardı o noktada, ne siyaset ne de fikir, sadece hürriyet! her şeyi yapabilme hürriyeti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa ben yıllardır bekliyorum bu topraklarda kürtler, ermeniler, yahudiler ve diğer bütün kimlikler kendilerini toplumun önde gelenleri aracılığıyla anlatacaklar dertlerini. bizi her hafta güldüren adam bir gün çıkacak ve memleketini anlatacak, kürtlerin isteklerini anlatacak. sonra gidecek türklerle birlikte yaşamasını, bu birlikteliğin güzelliklerini kürtlere anlatacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iletişimde en temel yeri kaplar kanaat önderleri. birileri bir fikri benimsedikten sonra, çevresindekine de o fikri aktarır ve herkes ikna olur. bunun hep negatif tarafını yaşadık bu memlekette. daha geçen hafta yaşadık hem de. bir gazete çıktı manşet attı "içki içiyorlar" diye, bir grup hemen gidip ortalığı birbirine kattılar. 16 sene evvel otel yaktılar. 2 sene evvel cadde ortasında kafasına sıktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;o zaman çıktı sanatçılar ortaya. her seferinde yürüdüler. çünkü herkes yürüyordu.&lt;br /&gt;kaybederse 'seksiliğini' herkes kaybedecekti. herhangi bir tehlike yoktu.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-1406236232162437125?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://chiydem.blogspot.com/feeds/1406236232162437125/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7748996744958405187&amp;postID=1406236232162437125&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1406236232162437125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/1406236232162437125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/07/sanatc-politikadan-neden-uzak-durmal.html' title='sanatçı politikadan neden uzak durmalı?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/Sma1T-5m5KI/AAAAAAAABdg/o3K3fq7sw40/s72-c/09obama.xlarge1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5917143590248975073</id><published>2009-07-14T07:27:00.002+03:00</published><updated>2009-07-14T07:31:56.517+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='durum tespit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='facebook'/><title type='text'>insanları ne kadar tanırsınız?</title><content type='html'>bu facebook sadece ilişkileri değil, aynı zamanda arkadaşlıkları da tehdit ediyor. zira siz 2 ay birlikte çalıştığınız insanları sadece kahkahaları, şakaları ve neşeleriyle hatırlarken bir anda karşınıza ''türkan saylan türban karşıtıydı ama, allah saçlarını döktü ve türban takmaya mecbur etti'' diyen bir video linkiyle çıkabiliyor. ya da iki gün üst üste ''yunan ezelden beri düşmanımızdır'' grubuna davet edebiliyor sizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu an karışık hissiyatlar içerisindeyim. bir tarafım müthiş sinirli ve tepkisel bir şeyler yazmayı düşünüyor, diğer tarafım ise ruhumu sukunete çağırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en ortada buluştuklarındaysa, ''sil, sil bunu listenden'' diyor ikisi birden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki silmek çare mi? göz görmeyince gönül katlanır mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5917143590248975073?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5917143590248975073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5917143590248975073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/07/insanlar-ne-kadar-tanrsnz.html' title='insanları ne kadar tanırsınız?'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8591358804824924504</id><published>2009-06-29T18:47:00.003+03:00</published><updated>2009-06-29T18:51:23.380+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür endüstrisi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='elif şafak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='l'/><title type='text'>aşk.. içindeki dışındakini tutmazsa</title><content type='html'>elif şafak'ın aşk kitabının özel baskısı çıkmış. gri-siyah arası yeni kapakla.&lt;br /&gt;bugün dido hanımla gördük. dediğine göre ''kitabın kapağı pembe olduğu için erkekler alıp okuyamıyormuş'' ve bu yeni kapaklar onlara özelmiş. ben ''nasıl yani??!?'' diye gözlerimi kocaman açmışken, dido hanım güzide ve nokta atışlı yorumunu yaptı ''kitap tam da bunu anlatmıyor mu zaten?''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynen. kitap dışa değil içine bakın diyor. kendinizin, karşınızdakinin.. ve siz bir kitabı pembe kapaklı diye alıp okuyamıyorsanız, boşverin.. o kitap zaten size göre değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu da var, bu nasıl bir satış propagandasıdır, bu nasıl yayın anlayışıdır.&lt;br /&gt;kitap, yayıncılık.. endüstrinin göbeğinde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8591358804824924504?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8591358804824924504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8591358804824924504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/06/ask-icindeki-dsndakini-tutmazsa.html' title='aşk.. içindeki dışındakini tutmazsa'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5761988003463141444</id><published>2009-06-27T08:52:00.002+03:00</published><updated>2009-06-27T09:10:23.407+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ayşe arman'/><title type='text'>korkmuyorum, söylüyorum. fotoğraflar çirkin</title><content type='html'>yazmayım, hayır yazmicam bu konuda dedim ama bugün kendisini pohpohlayan yazıları bir araya getirmesinden sonra dayanamadım. evet ''gazeteci ayşe''nin ''seksi'' fotoğraflarından bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kere kadın çirkin bir kadın. ikincisi fotoğrafları peş peşe koyup baktığınızda bir yamukluk var kadının vücut uzuvlarında. üçüncüsü ise bu ikisinden çıkan sonuçtur; fotoğraflar çirkin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi, bu fotoğrafları çeken zat-ı muhterem dünyadaki bir sürü kadını çekmiş. ama o kadınlar birbirinden güzel olduğundan mıdır nedir, hepsi çok güzel o fotoğrafların. gerçi kendisi de söyledi, ''benim her fotoğrafımda photo shop vardır'' dedi. zaten bu devirde her şeyin artık ne kadar teknik mevzular olduğunu konuşmuştuk defalarca. önemli olan doğru ışık, açı vb bulmak değil artık, o renkleri photoshop'ta düzgün ayarlamak. kesmek, biçmek, inceltmek, silmek. bunların hepsini yaptığı için fotoğrafçı, o fotoğraflardaki bacakların gerçek olmadığını bildiği için ''benim fotoğraflarımda hep photoshop vardır'' dedikten sonra şunu deme gereği hissediyor bir de ''ama hiçbir program gözlerden çıkan enerjiyi yaratamaz''. oldu, gözlerim doldu. sen kadını yeniden yarat, sonra da fotoğrafın beğenilme kriterini gözlere bağla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepsi olabilir. hepsi kabulüm. biri soyunabilir, biri sevişmesini kasede alıp ulusal kanala verebilir, burası dünya ve biz uzaylı gibi yaşıyoruz, ama insanların karşı çıkmaktan korkması nedir? ''bir laf söylersem şimdi bana kıskanç dicekler, o yüzden en iyisi destekleyim ben''. her yazıda bunu hissettim ben. erkeklerse olayı kişiselleştirmiş, kendi karılarını düşünmüşler o pozlarda. gazetecenin kocasına hak veriyorlar, onu destekliyorlar, ama nasıl? ''bu kadın böyle çatlaktı, evlenmeden önce de böyleydi, sonra ondan değişmesini bekleyemezsin'' vb özgürlük, eşitlik naraları atıyorlar önce. ama satır arasına eklemeden de yapamıyor ''ama ben kendi karım yapsın istemem'', nasıl yani? kime eşitlik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu danışıklı dövüş her olayda her haberde böyle üstelik. onun soyunmasını desteklediği için bir şahsiyet, onun 63 yaşında baba olmasını da bu destekliyor. berikinin kitabını yazıyor, ötekinin dizisini..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu zamanlarda ne gazete okumak, ne televizyon izlemek istemiyorum. o kadar çok yalan anlatıyorlar ki bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son kez söylüyorum, fotoğraflar çirkin. nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ps: perihan mağden'i en çok böyle zamanlarda özlüyorum..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5761988003463141444?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5761988003463141444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5761988003463141444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/06/korkmuyorum-soyluyorum-fotograflar.html' title='korkmuyorum, söylüyorum. fotoğraflar çirkin'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5387297100795750598</id><published>2009-06-27T08:16:00.004+03:00</published><updated>2009-06-27T09:11:18.631+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazı işleri müdürlüğü'/><title type='text'>Adorno seçkisi</title><content type='html'>dün yeni bir proje düştü yazı işleri müdürlüğüme: Say yayınları için bir Adorno seçkisi hazırlamak. pek muhterem hocm bfd, pek muhterem suç ortağım b. ile beni çağırarak son durumu açıkladı. ''bu işi sizinle yapabiliriz dilerseniz'' dedi.&lt;br /&gt;''dilemez miyiz?'' dedik biz de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi beynimin içindeki küçük bir kesimi bu işe atadım. ne tür bir yazı yazabilirim ya da çevirebilecek olsam ne çevirebilirim diye düşünüyorum harıl harıl. birkaç fikir parladı tabi hemen, içine bir şekilde müzeyi ya da benjamin'i katabileceğim ufak işler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sürekli bir yaratma heyecanı. bu heyecanı seviyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5387297100795750598?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5387297100795750598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5387297100795750598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/06/adorno-seckisi.html' title='Adorno seçkisi'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-5039019828866611431</id><published>2009-06-22T23:02:00.003+03:00</published><updated>2009-06-22T23:19:59.138+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='postcrossing'/><title type='text'>bir bilinmezlik abidesi ptt</title><content type='html'>bu postcrossing'e üye oldum olalı daha sık kontrol eder oldum posta kutusunu. zira faturalar dışında gelmesini ümit ettiğim bir şeylerin olması oldukça heyecanlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ancak anlamadığım, biri benimle oynuyor sanırsam. günlerce kart bekliyorum, benim kartlarım bu arada gidiyor sürekli, bende tık yok, bekliyorum, günler geçiyor, sonra bir bakıyorum 3-4 kart birden gelmiş.&lt;br /&gt;postacı amca biriktiriyor, sonra mı getiriyor nedir, gerçekten bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstelik bugün almanya'dan gelen kartlardan birinin üstünde el yazısı ile ''uçak postasi'' yazıyor.&lt;br /&gt;evet &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;i &lt;/span&gt;ile yazıyor, klavyeye yanlış basmadım ben.&lt;br /&gt;o da az şok etkisi yaratmadı bende. almanya'da yaşayan bir gariban türk bana selam mı etmek istedi acaba böyle, hazır sticker kullanmadı ve eliyle yazdı, ya da uçaktan inince bizim ptt ''bunun üstüne yazmamışlar ama bu uçakla geldi, ben üstüne not düşeyim'' dedi, arada &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;i&lt;/span&gt; ile kendi aksanını mı belirtti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ptt'ye akıl sır erdirmek de mümkün değil. geçen gün kartlarımı koç'un kampüsünden atayım dedim. hani bir de orada şansımı deneyim misali. içimde bir ümitsizlik ''kesin burada pul yoktur'' diye. ama ne göreyim, tam tersine adamda makine yokmuş!! itina ile pul seçtim (gerçi iki tür pul vardı, atatürk ve de kalpli ayıcıklar, ama gene de ben seçtim). ilk kez!! çünkü genelde ptt'ci arkadaşlar yapıştırır ve geçirirlerdi. sonra bana ''harika pul için teşekkür ederim'' mesajı gelirdi karşı taraftan, ben de haliyle hangi pul olduğundan bir haber kabul ederdim bu teşekkürü. ben tabi gene arada bu pulla gönderme mevzusuna çektim olayı, ne ne kadar diye. daha evvel malum erenköy ptt'de ''buna mektup kadar yazmışsın, bu daha pahalı gider'' demişlerdi, ben de şaşırıp o ptt'yi gidilmezler listeme almıştım. bu ptt'ci çocuk çok sevecen çıktı. dedi ki ''tebrik vs gibi kartlar 65 krş, diğerleri 85 krş'', ben tabi ''ama ülkesine göre değişiyor'' dedim bilmiş bilmiş ''yok, olur mu kartlar hep 1. sınıfa girer'' dedi. beni aldı tarif tablosunun önüne çekti. baktık öyle yazıyor. ben itiraz etmedim. erenköy'de yaşadığım durumu anlattım, ne dese beğenirsin, ''aa onun adını unuttum ama biliyorum, hafif topluca değil mi, ben rotasyonda oradaydım, o öyle bir kadın yaa'' ben gene tabi şoklardan şok. bir de uçakla yollama mevzusu açıldı, ''bence hiç extra para ödeme, zaten hepsi beraber gidiyor'' demez mi!! ben de detay detay soruyorum ama, kaç kiloda fark ne kadar, kartta ülke farkı ne kadar, uçakla göndermezsek gene uçakla gidiyor sonuçta diymi? bu sonuncu sorum onu epey güldürdü sanırsam, ''tabi ama öncelik uçakla gönderiye veriliyor'' diye açıklamak zorunda hissetti kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonuç olarak ptt'nin ücret tarifesini çözebilmiş değilim. bana şu kadar ver diyorlar, ben veriyorum. sonuçta (en azından şimdiye kadar) kartlarım gidiyor. sanırım gerisiyle de pek ilgilenmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada kendime atatürk pulu aldım. hep diyorum içimde bir yerde küçük bir milliyetçi saklıyorum; pulumu da cüzdanımda.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-5039019828866611431?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5039019828866611431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/5039019828866611431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/06/bir-bilinmezlik-abidesi-ptt.html' title='bir bilinmezlik abidesi ptt'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-3932883961678747870</id><published>2009-06-22T18:36:00.003+03:00</published><updated>2009-06-22T18:38:40.598+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ecartan kültür a.ş.'/><title type='text'>bir berber bir berbere gel beraber bir berber dükkanı kuralım demiş</title><content type='html'>ilk projemiz az evvel hemşireden geldi,&lt;br /&gt;o göç biliyor, ben müze biliyorum, voltran olup göç müzesi kuracağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ecartan kültür a.ş. gururla sunar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-3932883961678747870?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3932883961678747870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/3932883961678747870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/06/bir-berber-bir-berbere-gel-beraber.html' title='bir berber bir berbere gel beraber bir berber dükkanı kuralım demiş'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7748996744958405187.post-8121576511836355067</id><published>2009-06-19T20:29:00.003+03:00</published><updated>2009-06-19T20:34:35.762+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gossip girl in local'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='durum tespit'/><title type='text'>uzaklarda arama gg'ler içimizde dolaşıyor</title><content type='html'>gossip girl izlerken hep aynı soru soruluyor ya ''ulan bu insanlar lisedeler, nasıl oluyor?'' diye, tek bir cevabı var, vakti zamanında Napolyon amca deklare etmiş, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;para, para, para..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nişantaşı, beyaz türk gençliğinin fotoğraflarını gördüm kısmi akraba bağlarım dolayısıyla, 14-15 yaş gençliğinin fotoğrafları; topuklu ayakkabılar, yapılı saçlar, makyajlar ve benim adını bilemeyeceğim bir sürü modacının elbiseleri.. nasıl mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başka dertleri yok ki. hayatım nasıl olacak, nerede okuyacağım, ne olacağım, nasıl para kazanacağım gibi bir dertleri yok. olsa olsa hangi okul diğerinden daha havalı, hangi meslek şu an top listede gibi dertleri olabilir. arabaları 18 yaş yazınca alınan, işleri diploma alınır alınmaz hazırlanan bir grup insan onlar. bir gruplar. kendi komünleri içinde yaşıyorlar. oraya girebilmeniz için tek bir şeye sahip olmanız gerek. ne mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söyledim ya yukarda, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;para, para, para.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7748996744958405187-8121576511836355067?l=chiydem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8121576511836355067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7748996744958405187/posts/default/8121576511836355067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://chiydem.blogspot.com/2009/06/uzaklarda-arama-ggler-icimizde-dolasyor.html' title='uzaklarda arama gg&apos;ler içimizde dolaşıyor'/><author><name>chiydem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02000081963006274924</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_yfv83QAmYH8/SoK6hqe01rI/AAAAAAAABjI/nErXJNSaYBo/S220/kelebek-kad%C4%B1n.jpg'/></author></entry></feed>
